Adana'da İlk Tiyatro Girişimini Başlatan Ziya Paşa
Her Şeyi Çabucak Unuttuğunuz Gibi Beni de mi UNUTTUNUZ?...
“ Bir gün gelecek sen de perişan olacaksın
Ey gonca bu cemiyeti bir dem mi sanırsın?
Hali ne zaman kaldı cihan ehl-i tamâdan
Sen kendini bu aleme elzem mi sanırsın? ”2
Mithat Paşa ve Namık Kemal’le birlikte , Osmanlı sistemini yenileyecek önemli bir yol olarak, anayasal düzeni savunup ve dahi Sultan Hamit’e, “Kanûn-ı Esâsîye” yi kabul ettirerek, meşrutiyet yolunu açan öncü kişilerden Ziya Paşa, mektupçusu Nazım Paşa’nın deyişiyle, sözünü kimseden sakınmadığı, haksızlığa daima karşı çıktığı için3, anayasanın kabulünden hemen sonra, meclise mebus seçileceğini umarken, İstanbul’dan uzaklaştırılmış, önce Şam’a, sonra Konya’ya ve daha sonra da Adana’ya vali olarak, adeta sürgüne gönderilmiş kültür ve devlet adamlarımızdan biri. Anadolu müfettişiyken vefat eden Şakir Paşa’ya yazdığı mektubunda da kendisi, İstanbul’dan nasıl çıkartıldığını şöyle anlatır:
“ Allahı severseniz, sizin her işe karışır, her ağzına geleni herkese söyler bir dostunuz var idi. Hani bir çok mütalââdan, bir milyon teenîden sonra Suriye’ye vali olması düşünüldü. Düşünüldü de olmadı idi. Muahharen İstanbul’da durmasındaki mahzur her mütalââya galip gelerek aşırıldı. Zatına, şahsına ait işlerini tesviyeye meydan verilmeyerek kat-i ve mütevali emirlerle, birbirini kovalayan tezkerelerle Şam’a defolunmuş idi. Canım sizin şu dostunuz Ziya Paşa’yı bilmediniz mi? Şam’da İngiliz dostlarımızın, Konya’da Muhacir gürültüsünün belasına uğrayarak dağdan dağa koşturulan ve Şimdi Adana’da, sıtmadan, sıcaktan bîzar ve etrafa atf-ı enzâr ettikçe ateş-i teessürle dağıdar olan Ziya Paşa’yı unuttunuz mu? O sizi unutmadı...” 4.
Ziya Paşa’nın aynı soruyu, küreselleşen(!) ve de çocukların, tüm insanların gözleri önünde katledildiği dünyamızda, Avrupa ve Avrasya rüzgarları birbirine karışırken, bu rüzgarlarda savrulan tiyatro sanatının bir türlü beklenen desteği göremediği ülkemizde, hem de internet çağında bizlere sorduğunu var sayarsak, nasıl bir yanıt verebiliriz? Soruyu şöyle de sorabiliriz onun ağzından: - Tüberkülozun son evrelerini geçirdiğim bu sıtmalı kentte iki yıl kaldım. Ne yazık ki ömrüm vefa etmedi. Tüm sanat düşmanlarını karşıma alarak size vilayete komşu bir tiyatro yaptırmıştım. Anımsıyor musunuz? Yoksa onu da mı unuttunuz?..
Gerçekten de, Adana’nın tiyatro yaşamında ilk resmi girişimi başlatan, önemli ve unutulmaması gereken bir kişi Ziya Paşa. Valilik yaptığı 1878-1880 yılları arasında, hükümet konağı civarında bir tiyatro yaptırır. İstanbul’dan İbrahim Efendi yönetiminde bir topluluk getirtir. Moliere’den uyarladığı oyunlardan örneğin Tartuffe komedisini “ Riya’nın Encâmı ” adıyla sahnelettirir. Taha Toros, Ziya Paşa’nın tiyatroya verdiği önemi şöyle aktarır:
“ (...) Paris’te bir çok tiyatroların müdavimi olan şair, tecrübelerle Adana’da bir tiyatro binası yaptırdı. Bu hayırlı teşebbüs, muhitin mutaasıp kafaları tarafından benimsenmedi. Bu yüzden zavallı şair tenkitlere uğradı. Aleyhine yaftalar asıldı. (...) Şair Ziya’nın sahneye olan aşkını, piyeslerin provasında olmasıyla da ölçebiliriz. Ziya Paşa halkın sahne hayatına alışması için memurlarını tiyatroya temaşasını mecburi bir şekle sokmuştu” 5.
O yıllarda, merkezden uzak olmasının da etkisinden olsa gerek, Adana’da, özellikle yönetici kadrolarda rüşvet ve yolsuzluk yaygındır. Ziya Paşa bir yandan da bu davaların üzerine gittiği için, merkezin olduğu kadar, yerel çevrenin de düşmanlığını kazanır. Valiliğinin son yılında (1880), merkezden gönderilen bürokratlar aracılığıyla, yoğun teftiş ve soruşturmalar geçirir. Vefatından sonra dahi suçlamalar bitmez. Sadrazam Sait Paşa tarafından merkezden gönderilen müfettiş Hacı Akif Efendi, merhum Ziya Paşa hakkında, belediyenin parasını tiyatroya harcayarak, çarçur ettiğine dair suçlamalarda bulunur. Mektupçu Nazım Paşa, Ziya Paşa’nın yaptırdığı tiyatro binasının da konu olduğu bu soruşturmaların birinden anılarında şöyle söz eder:
“ Ve o zaman Sadrazam olan Sait Paşa, Ziya Paşa’yı ezmek istediği için, Hacı Akif Efendi’yi vekaletle ve tahkik memuriyetiyle göndermişti. Efendi pek acaip tahkikat yaptırıyordu. Zahiren Ziya Paşa’ya pek büyük hürmetler ettiği halde, Paşa’yı itham için her şeyden bir mana çıkarmak, her vak’adan sebepler aramakla meşgul oluyordu. Hacı Akif Efendi’nin vekaleten gelmesinden tahminen üç ay sonra Ziya Paşa vefat etti. Hacı Efendi gene vekalette kaldı. Şurada burada Ziya Paşa aleyhine idare-i lisan etmekte idi. Bu meyanda beni de söze katıyor, türlü dedikodular ediyordu. Bir gün meclis-i idare toplanmıştı. Hiç münasebeti yokken, Hacı Akif Efendi birden bire söze başlayarak Ziya Paşa’nın hiddetinden, istibdatından ve belediye parasıyla tiyatro binası yaptırdığından bahse başladı. Artık tahammül edemedim.
- Efendi hazretleri, dedim. Ziya Paşa’nın talebelerinden biri ve dostu olduğum için aleyhinde söz dinlemekte mazurum. Yarın zat-ı âliniz de buradan gider Maliye nazırı olursunuz..O vakit de sizin dostlarınız sizin aleyhinizde söz dinlemesinler. Akif Efendi müteessir oldu. Önündeki çantayı göstererek:
- Ziya Paşa aleyhinde şu çanta içindeki evrakı Seyhan Nehri’ne atarsam, nehir tutuşur dedi. Artık bu kadarı çok fazlaydı, adeta bağırarak şu cevabı verdim:
- Ziya Paşa bu vilayette ne yapmış ise hepsinde benim sayim ve iştirakim vardır. Bununla iftihar ederim. Yapılanların içinde münhasıran benim teşebbüsümle vücuda gelenler de mevcuttur. Bu hakikati işte şu mecliste bulunan aza bilirler. Nehre atacağınız evrakı iştikaiye münderecatını benim hakkımda tatbik ediniz de söz kesilsin dedim ve yerimden fırlayarak meclisten çıktım ” 6.
Hacı Akif Bey’in telgrafıyla Nazım Paşa başka vilayete atanır. Ve olan Ziya Paşa’nın yaptırttığı tiyatroya olur. Politik yaşamımızda bir gelenek halini almış olan, gidenin yaptığını bozma ya da yok etme zihniyetiyle tiyatro yok edilir. Bina da vilayet matbaasına dönüştürülür.7
Şu anda mezarı, Ramazanoğlu Halil Bey’in yaptırttığı, bakımsızlıktan, adeta mezbeleye dönüşmüş olan Ulu Cami Mezarlığı’nda olan Ziya Paşa’nın, sorusunu yinelemekte yarar var: Ne soruyordu Ziya Paşa:
- Şimdi Adana’da sıtmadan, sıcaktan bîzar ve etrafa atf-ı enzâr ettikçe ateş-i teessürle dağıdâr olan Ziya Paşa’yı unuttunuz mu? Unuttunuz mu?...
Yoo, yoo...Unutmadık Paşam!... Sanat dışı uygulamaların ne yazık ki bugün de sürdürülmeye çalışıldığı ülkemizde, sizi ve sizin gibi tiyatro sever devlet adamlarını nasıl unuturuz! Unutanlar çok! Ama bizler, tiyatro gönüllüleri sizi unutmadık Sayın Paşam... UNUTMAYACAĞIZ DA...
Doç.Dr. Nurhan TEKEREK, Süleyman Demirel Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü, 32100- ISPARTA, GSM: 0542.2938306, Mail: nurhan@sdu.edu.tr
Dip Notlar:
2 Ziya Paşa’nın mektupçusu, Nazım Hikmet’in büyükbabası Nazım Paşa’nın anılarında, sadrazam Âli Paşa’nın, Avrupa’ya karşı takip ettiği siyaseti, devletin şeref ve istiklali ile yakışık almayan zelil, zebun bir siyaset olarak addeden Ziya Paşa tarafından, Âli Paşa kastedilerek yazılan “ Zafername ”den. “ Nazım Paşa’nın Anıları ”, Arba Yayınları, İstanbul 1982, s: 32.
3 Nazım PAŞA, “ Nazım Paşa’nın Anıları ”, Arba Yayınları, İstanbul 1982, s: 72.
4 Nazım PAŞA, A.g.e., s: 73.
5 Taha TOROS, “ Şair Ziya Paşa’nın Adana Valiliği ”, Adana 1940, s: 24.
6 Nazım PAŞA, “ Nazım Paşa’nın Anıları ”, Arba Yayınları, İstanbul 1982, s: 111-112.
7 Nurhan TEKEREK, “ Cumhuriyet Dönemi’nde Adana’da Tiyatro Yaşamı (1923-1990) ”, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1997, s: 60-61.
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim











