Mevsimsiz
Benceajans
Günay Günaydın - Karaşar

Hurlyburly: Karmaşık İlişkiler Yumağı

Hurlyburly, David Rabe’in oyunundan yine kendisi tarafından senaryolaştırılan ve Anthony Drazan’ın yönettiği insan ilişkileri üzerine yoğunlaşan bir film. Tiyatrovari ve yoğun diyaloglar kullanılarak senaryolaştırılan film, karakterlerinin hayatı ve birbirleriyle olan ilişkileriyle belki boyut olarak küçük ama karmaşıklık olarak hiç de yabana atılamayacak bir ilişkiler yumağı sunuyor.
 

Mickey
                                   "bilmiyorum, belki ben de kızabilirim..."

Filmin, tek başına ele alınabilecek yegane karakteri olma özelliğiyle ön plana çıkıyor Mickey.  Çünkü o, filmdeki diğer karakterlerin aksine “etkilenen” ve “tamamlanan”dan çok “etkileyen” ve “tamamlayan” konumunda. Tek başına var olabiliyor, çelişkilerden ve bocalamalardan uzak, kontrolün elinde olduğunu bilmenin verdiği kendine güvenle rahat bir hayat sürüyor. Tek amacı eğlenmek gibi. Çoğu zaman etrafındakilerle ve eline fırsat geçirdiğindeyse hayatın getirdikleriyle ama asla kendisiyle değil. Alaycılığından duyulan rahatsızlık yüzüne vurulduğundaysa anında ciddileşip, savunmaya geçebiliyor.

Mickey aynı zamanda dış görünüşü ve yaşayışı ruh dünyasıyla bağdaşan bir karakter. Klasik veya resmi sayılamayacak bir giyinişi var. Gerçekten gerekli olmadıkça kravat takmıyor mesela. Rahat ve üstü açık bir araba kullanıyor. Ruh dünyasının çelişkilerden uzak olmasının ona verdiği sakinlikle rahat ve kişiler üzerinde etkili olan konuşmalar yapabiliyor. Onun en büyük silahı olan bu konuşmalarla birlikte de “etkileyen ve tamamlayan rolü” ortaya çıkıyor. Bu yüzden onun diğer karakterlerle olan ilişkilerini anlayabilmek için onlarla yaptığı konuşmalara ve bu konuşmalar sonrasında gerçekleşen olaylara dikkat etmek gerekiyor.

Mickey’nin bu özelliğinin etkileri en çok Eddie’nin hayatında kendisini gösteriyor. Hatta Mickey, etkileyiciliğini ve konuşma yeteneğini bazen Eddie üzerinde o kadar iyi kullanıyor ki onun hayatına yön bile verebiliyor. Tüm bunları yaparken kendisini Eddie’den uzak tutmayı da başarabiliyor. Bunu yaparken sarf ettiği minimum çaba ve hissettirdiği özgüven, Eddie’yi çoğu zaman çılgına çeviriyor.

Bu noktada Mickey ve Eddie’nin ilişkisinin kırıldığı noktaya yani filmin ilk sahnelerine dönmek yerinde olacaktır. Eddie kötü bir durumdadır ve  geceyi evde tek başına geçirmektedir. İlerideki sahnelerden öğrendiğimize göre bunun sebebi yeni tanıştığı ve beraber olduğu Darlene’in geceyi daha henüz tanıştığı Mickey ile geçiriyor olmasıdır.Bu ilk sahnelerde Mickey’nin Darlene’i nasıl etkilediği ve Eddie’yi nasıl ikna ettiği bizim için bir muamma olsa da kısa bir süre sonra bu çok açık bir şekilde belli olacaktır.  Mickey konuşma yeteneğini ve ikna gücünü kullanarak Eddie’yi etkilemiş ve hiçbir kandırmacaya kaçmadan Eddie’ye, Darlene ile aralarında bir elektrik hissettiğini ve geceyi onunla geçirmek istediğini açık açık söylemiştir. Anlaşılmaktadır ki Eddie o an için hiçbir sorun çıkarmamış fakat sonrasında çılgına dönmüştür. Mickey bir müdahaleyle Eddie’nin hayatına girmiş ve ondan bir şeyleri alarak tekrar uzaklaşmıştır. Sonrasında Mickey ve Eddie’nin ikili ilişkisini Darlene’den bağımsız olarak ele almak imkansızlaşır. Çünkü film boyunca bu gecenin Eddie’nin üzerinde yarattığı kin Mickey’e karşı tavırlarında etkili olacaktır. Eddie eline geçirdiği her fırsatta bunu Mickey’nin başına kakacaktır. Buna rağmen Darlene’i yeniden elde edebilmesini de aslında tamamen Mickey’e borçludur. Tam da kendisinden beklenildiği gibi Mickey, o rahat tavırları ve konuşmasıyla içlerinde bulundukları durumu Eddie ve Darlene’e öyle bir açıklar ki kendisini bu ilişkiden sıyırırken aslında Darlene‘in baştaki tavırlarından rahatça anlaşılacağı gibi hiç de umut olmamasına rağmen ikisinin ilişkisinin tekrar başlamasını sağlar. Karşısındaki insanların hayatına yine müdahale etmiş ve yine bir gidişatı değiştirmiştir.
 
Mickey’nin Phil ile olan ilişkisi ise alabildiğine gariptir. Mickey, bu ilişkide hep bir şeyleri deniyor gibidir: Phil’in şiddete olan eğiliminin ve fiziksel olarak kendisi için tehlikeli olduğunun ayırdına vardığı bir gerçektir. Buna rağmen arasıra Phil’i kışkırtır, bilerek onun üzerine gider. Bunun altında yatan sebeb, insanların düşünce ve istekelerini kavramada ve hatta onlara yön vermekte belli bir yetiye sahip olan Mickey’nin şiddeti kontrol altında tutup tutamayacağına karşı duyduğu merak gibidir. Ama yine de tedbiri hiç elden bırakmaz. Phil’in sınırlarını asla zorlamaz. Nerede durması gerektiğini çok iyi kestirir. Hatta Artie’nin onlara Donna’yı getirmesi ve Phil’in Donna’yı kendisiyle paylaşmayı kabul etmemesi üzerine, herşeyi hemen kabullenir ve o an Donna’dan vazgeçer. Ayrıca Phil’in bir çok zayıf noktası vardır ve bu Mickey’nin işine gelmektedir. Çoğu zaman çevresindeki insanların zayıf noktalarını görüp bunlara acımasızca saldırmakta usta olan ve tüm bu yaptıklarından da kendince büyük zevkler duyan bir karakterdir Mickey. Eddie’nin şikayet ettiği alaycılığı da işte buradan kaynaklanmaktadır.

Artie ile olan ilişkisi ise diğerleriyle olan ilişkisi göz önünde tutulduğunda çok daha ılımlıdır. Mickey’nin, Artie’yi kendisine diğerlerinden daha yakın hissettiği bir gerçektir. Bunun sebebi ise her ikisinin olaylara bakış açısının aralarınında yarattığı yakınlıktır. Mickey kadar olmasa da Artie de tek başına varolmayı başarabilen ve özgüven sergileyebilen bir karakterdir. İfade ettiği düşünceleri Mickey’ninkilere oldukça yakındır ve uzaklaşmak istediğinde Mickey’nin yanında olmasını kabullenebileceği tek karakterdir aslında. 
Mickey’nin kadınlara karşı olan tavrı da oldukça rahattır. Kendisinin de söylediği gibi onun tarzı “güzel bir yemek, birkaç fıkra ve güzel bir şarap”tır. Karısıyla ayrı yaşamaktadır ama bunu kafasında çözmüştür: “ben er ya da geç karıma ve çocuklarıma döneceğim”. Evlerine ilk geldiğinde Donna havuzlarında yüzer.Bu sırada Eddie ve Mickey Darlene üzerine konuşumaktadırlar. Aralarında karşılıklı bir çekişme, bir söz düellosu yaşanmaktadır. Bu sırada Eddie, Donna’nın havuzdan çıkmasına yardım eder ve konuşmaya çalışır ama Donna titremektedir. Birden Eddie’den uzaklaşır. Bir sonraki planda Mickey’nin ona bir havlu tuttuğunu ve Donna’nın kurulanmak için Mickey’e doğru koştuğunu görürüz. Eddie elindekini bir kere daha Mickey’e kaptırmıştır.Aslında  bu Darlene’i nasıl elde ettiğinin bir özeti gibidir. Mickey böyledir işte: Karşısındakinin anlık gereksinimlerini çabucak değerlendirip ona gerek duyduğu şeyi vererek kendi yanına çekmeyi çok iyi becerir.
 


Eddie

                                                  “ben kendimin en büyük çelişkisiyim”

Eddie, genel hatlarıyla sakinlikten uzak, kendi kişiliği ve hayatıyla olduğu gibi herkesle mücadele edip bir türlü sakinleşmediği için doğrulara ulaşamayan, fiziksel değil ama “fikirsel şiddet” eğiliminde olan ve sözleriyle hemen herkese saldıran, bir süre için bile sakinleşebildiğindeyse kolayca doğru cevaplara ulaşabilecek kadar zeki bir karakter. Neredeyse her zaman kafasına taktığı bir sorunu var. Rahatlıktan olabildiğince uzak. Kendisine verilen önemin azlığının farkında olması onu çoğu zaman rahatsız ediyor: Mickey hiçbir zaman onu önemsemiyor, Artie ise artık kendisine eskisi kadar vakit ayırmamasından şikayet ederken aslında bunu Eddie’yi köşeye sıkıştırmak için bir bahane olarak kullanıyor ve Darlene ilişkilerine Eddie’nin verdiğinin onda biri kadar bile değer vermiyor. Eddie’nin ise elinde sadece Phil var.

Eddie ve Phil’in ilişkisinde Eddie her zaman “doğruyu gösteren ve yönlendiren” konumunda. Phil hemen her konuda Eddie’nin fikrini alıyor, başı sıkıştığında ilk olarak onu arıyor, ne derse desin onaylıyor ve hayatında o kadar çok sorun var ki  neredeyse her zaman ona dert yanıyor ve Phil, Eddie’ye aslında önemsendiğini hissettiriyor. Bu “çıkar”ın kendisine sağladığı faydalar adına Phil’in değerini bildiğini söyleyebilecek olsak da Eddie  kimi zaman kendini daha da iyi hissetmek için, Phil’in içinde bulunduğu durumu onun anlayabileceği gibi anlatmak yerine uzun ve karmaşık konuşmalar yapıyor ve bazen Phil’i Eddie’nin suratına boş boş bakarken görüyoruz. Phil’i bu şekilde kendisini iyi hissetmek için kullanırken bu durumun diğerleri tarafından fark edilmesiyse oldukça canını sıkıyor. Artie, etrafındaki herkese daha ılımlı davranan bir karakter olduğundan bu konu hakkındaki düşüncelerini tam olarak ifade etmekten kaçınsa da Mickey durumu olduğu gibi açıklıyor: “Sen ne kadar düşersen düş, Phil daha aşağıda olmayı çok iyi becerir. Sen kaldırımda sürünüyor olsan, Phil yoldaki mazgalın üzerinden sana doğru hayranlıkla bakıyor olur.” Bu Phil ve Eddie arasındaki ilişkiyi de en iyi şekilde özetliyor.


 
Eddie’yi diğerlerinden ayıran bir farklılık da hepsinden çok uyuşturucu kullanıyor olması. Diğerleri, hep birlikte toplandıkları gecelerde uyuşturucu alıp geceyi eğlenerek geçirirlerken Eddie aklına esen her an uyuşturucu alıyor. Bu gecelerden birinde çözülerek önce kendisi ve hayat hakkındaki gerçek fikirlerini söylüyor: “kimse kendi tercihleri sonucunda oluşan hayattaki kayıplarını vesaire vesaireyi suçlayamaz, hepimiz sadece diğerlerinin hayatının arka fonlarıyız.” Hemen sonrasındaysa o an eve gelen Phil hakkındaki düşüncelerini ona arka arkaya söylüyor: “ sen arka fonsun, ilginç bir hikaye olduğu zaman sette senin gibi adamlar olsun istiyorlar, süs olsun diye, sen bir ağaçsın çeşit olarak kullanıyorlar, senin gibi adamları çıkarıyorlar ki bütün o zırvalıkları yutulur görünsün, başka türlü olmaz.” Bu söylenenlerden sonra Phil başta daha fazlası için ısrar ederken gidişat öyle bir hal alıyor ki her şey birden normale dönüveriyor.
 
Phil öldüğündeyse Eddie bunu kabul etmekte zorlanıyor ve o an yanında Mickey’nin olması her şeyi daha da zorlaştırıyor. Mickey ile arasında çıkan tartışma sırasında da, ikisi arasındaki çekişmeyi özetleyen takıntısını ona söyleyiveriyor: “sen benden daha iyi değilsin.” Onu bu konu üzerine düşündürten sebebin temelinde ise başlangıçta aralarında yaşanan Darlene meselesi yatıyor. İlişkilerinin henüz çok başındayken Darlene’in Mickey ile yaşadıkları Eddie’yi Darlene üzerine düşünmeye iterken bir yandan da bu ilişkiyi oldukça önemsiyor. İlişkilerini kurtarmak adına bu olayı Darlene ile beraber vakit geçirdiği sırada unutmaya hazır ama Mickey ile vakit geçirirken bu olay daima aklında. En basitinden olaya baktığında bulabildiği cevap belki de  Mickey’nin kendisinden daha iyi olduğu. Daha sonra ise Darlene’in geçmişine dair kendisine anlattıkları aslında önceden de buna benzer “arada kalışlar”ı yaşadığını ve esasen rutin hayatında da bile farkları ayırt etmek için hiç çaba harcamayan bir insan olduğunu Eddie’ye gösteriyor. Bu yemeğe çıktıkları gece arabada giderken aralarında geçen tartışmada çok iyi bir şekilde veriliyor. Daha evde hazırlanırken bu konu üzerinde düşünmeye başlayan Eddie her şeyi çözüyor ve Darlene ile aralarında çıkan tartışmayı birbirlerinden çok farklı olan iki restoranın özellikleri üzerine çekmeye çalışarak onun bu tavrını ona da göstermeye çalışıyor. Buna rağmen Darlene’in hisleri hakkında sorgulayıcı olmayı kabullenmemesi tartışmayı gittikçe alevlendirirken, Phil’in ölüm haberi bu tartışmayı yarıda kesiyor.

 Eddie için Mickey esas anlamda her zaman sakınılması gereken biri. İpleri eline geçirmekte ve sonrasında o insanı oynatmakta çok usta oluşu Eddie’yi ona karşı hemen her zaman tetikte tutuyor. Mickey’nin kendisini yönlendirmesine izin vermemek için elinden geleni yapıyor. Hatta Mickey onu açık açık kokoine başlamısını Darlene’e söylemekle tehdit ettiğinde ona tek şey söylüyor: “sakın beni yönlendirmeye çalışma.” Eddie’nin Mickey hakkındaki en büyük şikayetiyse onun alaycılığı. Phil’in intiharından önce yazdığı mektup onun cenazesinden sonra ellerine geçtiğinde Mickey bununla tüm alaycığıyla dalga geçiyor. Eddie, o an onun alaycılığından duyduğu rahatsızlığı açıkça söylüyor: “iyilik olsun diye alaycı mizahını kendine sakla.” Mickey’nin ise ona Phil’in ölümü ile söyleyebildiği tek şey: “unut gitsin ne diyebilirim ki”den ileriye gitmiyor.

Mickey’nin bakış açısındansa Eddie, her şeyin her zaman geniş anlamlı bir izahı olmasını isteyen, bunu istemekle önceki olayların örtüsünü kaldırmayı ve sonraki olayları açıklamayı amaçlayan birisi. Yani anlamlandıramadığı her şeyden çekinen, herhangi bir şey için bile olsa üstünkörü değil olabildiğince detaylı açıklamalar arayan, üstü kapalı hiçbir şeyin kalmaması için çabalayan birisi. Bu tutum kendini en belirgin şekliyle Phil’in cenazesindn sonra ellerine geçen mektuba verdiği tepkilerle kendisini gözteriyor. Eddie başlangıçta onun intiharının sebebini kavrayamıyor, nedenini sorup duruyor, bir süre sonra bu durum öyle bir hal alıyor ki mektupta yazılanların bir anagram olduğuna kendisini inandırıyor.  Onun bu tutumunun aşırılığına inanan Mickey’nin yaptığı yorum ise hem kendisini hem de diğerlerini delirteceği yönünde.

Son olarak Eddie kendi söylemiyle “gerçeklerin içinde olmak isteyen” birisi. Hayatındaki tüm bu karışıklıklar onu bu isteğine giden yolda ilerlerken o kadar engelliyor ve her şeyi tam olarak anlamlandırma isteği onu o kadar yavaşlatıyor ki  bir süre sonra yerinde saydığını fark etmenin rahatsızlığıyla yine kendisine yükleniyor: “ben kendimin en büyük çelişkisiyim.”

Darlene

                                                “herşey beni diğer herşeyden vazgeçiriyor”

Darlene, ilk bakışta sağlıklı kararlar veremeyen, oradan oraya savrulan ve hayatındaki en büyük sorunları bir seçim yapması gerektiği zamanlarda yaşayan birisi olduğu gibi yanlış izlenimler uyandıran bir karakter.

Eddie ile arasındaki çatışmanın yanında normal gidişatı olan ilişkiler yaşamaması ve diğerleri gibi “tercihler” yapmaması başta bunları düşündürüyor olsa da aslında onun “seçeneklerle”, onlar arasınadaki “farklarla” ve aslında yapması gerektiğini düşündüğümüz “seçimle” olan sorunları yaşadığı bazı deneyimlerden sonra geride kalmış. Artık onda herşey nötrleşmiş. Farklılıklar anlamını yitirmiş, “seçenekler” artık seçenek olmaktan çıkıp elde edebileceği şeylerin toplamının bir listesi haline gelmiş. Bu listedekilere isteğine göre kimi zaman aynı zaman diliminde sahip olmuş kimi zamansa bunları kendi zevklerinin ona verdiği öncelik sırasına göre sıralayıp birisinin miladının dolduğunu düşündüğünde bir sonrakine geçmiş.

Farklılıksa, asıl önemi seçim yapılması gereken şeyler arasında bir karara varma sürecinde, seçenekler üzerinde durulurken ortaya çıkan bir kavram olduğundan; “içlerinden birini tercih etme” gibi bir zorunluluk ortadan kalktığından onun için önemini zaten otomatik olarak yitirmiş.


 
Onun bu şekilde kendi tarzınca törpülenip olgunlaşması Eddie ile olan ilişkisinden yedibuçuk yıl önce yaşadığı olaylar sonrasındaki zor bir sürecin ardından gerçekleşmiş. Yıllar önce “sevmediği ama hoşlandığı” iki adamla aynı anda yaşadığı ilişki sırasında kimden olduğunu bilmeden hamile kalmış ve bebeğini aldırmış. İçinde bulunduğu depresyon yüzünden ailesi tarafından herşeyden ve herkesden izole olabileceği ve sonasında hayatına tekrar başı dik olarak başlayabileceği bir tatile yollanmış. İşte bu tatilden önce “seçenekler”, “seçimler” ve “farklılıklar” onun için bir muammayken, hayatını rayından çıkaran, göğüsleyemeyeceği problemler yaratan kavramlarken, törpülenip olgunlaştığı bu tatil döneminden sonra etrafında kendine has yaşam biçimi kurduğu bir kavramlar kümesi halini almış. Kurduğu bu yaşam biçimini devam ettirebilmek için koyduğu tek kural da “hisleri hakkında sorgulayıcı olmaktan vazgeçmek” olmuş. Eddie ile arasındaki çatışmanın temelini de aslında Eddie’nin onun koyduğu bu tek kuralın üzerine Darlene ile beraber gitme, bu kuralı Darlene ile beraber sorgulama isteği oluşturmakta.
 
İkisinin ilişkisinin başına dönersek, kesin olarak bilmiyoruz ama belki de beraber olmaya başladıklarından bir kaç gün sonra Eddie, Darlene’i Mickey ile tanıştırıyor ve daha bu tanışmanın gecesinde Darlene, Eddie’yi Mickey ile aldatıyor. Üçünün de üzerinde aynı fikirde oldukları gibi “herşey çok çabuk gelişiyor”. Bu gecenin sonrasında Mickey karakterinin verdiği rahatlıkla, Darlene ise kararlarının ve tek kuralının verdiği huzurla yaşamlarına kaldığı yerden devam etmekte bir zorluk yaşamıyorlar. Kendisi, karakteri, yaşayışı ve daha bir çok şey hakkında çözmesi gereken yığınla sorunu olan Eddie ise bu durumdan alabildiğine rahatsız. Tüm bunlara “aldatılan kişi” olmak gibi ağır bir yük bindiğinden içinde bulunduğu durum onun için katlanılmaz bir hal alıyor.
Mickey’nin kendi tarzıyla ikisinin ilişkisinden çekilmesi ve onları birbirleriyle başbaşa bırakması Eddie ve Darlene’in daha birkaç günlük ilişkisi düşünüldüğünde çok erken tecrübe ettikleri bu sorunu atlatmalarına yardımcı olurken aslında yapmakta geç kaldıkları bir şeyi fark edip yapmalarını da sağlıyor: ilişkileri hakkında kararlar almak. Sonunda aceleci olmamak, suçluluk duymamak ve kendileriyle kalplerini kapamamak konusunda görünürde bir anlaşmaya varıyorlar. Bu geceden sonra ilişkilerinin üzerinden bir yıl gibi bir süre geçiyor. Darlene bu sürenin bir çoğunu şehirden ve dolayısıyla Eddie’den uzakte geçiriyor. Anlaşılıyor ki bu süreyi “kendimizi ve kalplerimizi kapamak yok” kuralına bir hayli sadık olarak yaşıyor. Tüm bu gidip gelmeler ve ayrılıklar keşmekeşinde Eddie, Darlene’in özünü, aralarındaki çatışmanın kaynağını, onun “seçimler” ve “farklar” karşısındaki tutumunu kavrayabilmekten uzak kalıyor. Ta ki Darlene’in yedibuçuk yıl önce yaşadıklarını Eddie’ye anlattığı geceye kadar. Darlene’in geçmişine dair dinlediklerinden sonra Eddie bunlarla, ilişkilerinin başlangıcı arasında benzerliği görüp iki durum arasındaki basit bağı hemen kuruveriyor. Arabadaki tartışmalarında gidecekleri restorant seçimini Darlene’e bırakarak, iki restoran arasında bir “seçim” yapmasını isteyerek aslında tartışmayı istediği noktaya ulaştırmaya çalışıyor. İstediği yere varması Darlene’in “hislerin hakkında sorgulayıcı olma” kuralına yüklendiği için hiç de zor olmuyor. Tartışma boyunca Darlene’in de etkisiyle giderek saldırganlaşan Eddie, Darlene’in kendisinden gerçekten hoşlandığını söylemesi üzerine birden sakinleşse de o an farkına vardığı Darlene’in tek kuralı üzerine gitme isteğinden de vazgeçmiyor fakat Phil’in ölümünü haber aldığı telefon konuşmasından sonra belki de bir yerlere varabilecek olan bu konuşma birden bire son buluyor.


Phil

                                              “biz bir şeyin ellerindeyiz”

Phil, başlangıçta hiçbir vaadde bulunmamasına rağmen film boyunca bize tahmin ettiğimizden de çok şeyler veren bir karakter. En belirgin özelliği öfkesini kontrol etmek için en ufak bir çaba bile harcamaması. Bu genel ruh halini en iyi kendisi anlatıyor “her çeşit anormal çılgınlıklar üzerime geliyor gibi sanki”. Film boyunca neredeyse her zaman bu ruh halinde ve üzerine gelen bu çılgınlıklar onun sergilediği şiddetin temelini ouşturuyor. Bunların sonucunda da ortaya çıkan “biri tamamen alakasız bir şey yapınca suratının ortasına geçireceksin hemen, geçir gitsin” oluyor.
 
En önemlisi onu zaten deredeyse hep birlikte gördüğümüz Eddie’den bağımsız olarak değerlendirebilmemizin imkansız oluşu. Eddie ile olan arkadaşlığına fazlasıyla değer veren Phil tek başına varolamıyor.Neredeyse her konuda Eddie’nin fikrini alıyor, önemli bir karar vermeden önce mutlaka ona danışıp, vermeyi düşündüğü kararın arkadaşlıklarını olumsuz etkileyip etkilemeyeceğinin yanıtını arıyor. Onu çoğu zaman Eddie’nin söylediklerini onaylarken ya da tekrar ederken görüyoruz.

Yaşamındaki hiçbir şey yolunda gitmiyor. İşinden özel hayatına kadar her konuda sorunlarla boğuşuyor.Hayatındaki en önemli şey ise karısı değil belki ama “evliliği”.Karısıyla yaptığı bir tartışmadan sonra Eddie’ye şunları söylüyor:“evliliğime ihtiyacım var, onsuz ben bir hiç olurum” ve artık bir bebek sahibi olmak isteyen karısıyla sık sık tartışıyor, yaptıkları tartışmalardan hemen sonra ya soluğu Eddie’nin yanında alıyor ya da onu arayıp ne yapması gerektiğini soruyor. Yaşlarından bile habersiz olduğu ve artık görmediği üç çocuğunundan sonra yeni bir bebek fikri belki de onu korkutan tek şey. Bunun rüyalarına yansıması da yine kendi tarzına uygun: “bazen rüyamda kafama kocaman bir silah dayamış bir bebek görüyorum.”  Buna rağmen evliliğini kurtarmak adına çocuk yapmayı kabul ediyor.

Phil’i diğerlerine bağlayan şey ise Eddie ile olan arkadaşlığı. Artie aslında ona değer vermiyor hatta Eddie’yi onuna olan arkadaşlığından dolayı eleştiriyor.Esas anlamda konuştuğu tek insan Eddie olduğu için  Mickey onu mantıksız ve tuhaf davranışlı biri olarak görüyor. Aslında Phil, kendisi üzerine fazlasıyla kafa yoruyor. Sorunları olduğunun farkında ve bunların kaynağının da kendi bilinçaltı olduğunu biliyor: “bizde bu kör noktalar var. Sendekini görebiliyorum. Düşünürken farkında bile olmuyoruz ki ele alıp halledebilelim.” Ama yine de sorunun kaynağına ve dolayısıyla çözüme bir türlü ulaşamıyor ve bu hayatını daha da karmaşıklaştırıyor: “Peki nasıl aşacağız bunu? Bunlar farkındalık dışı içsel bölgenin sorunları. Bu devasa bir paranoya yaratıyor.”

Tüm bu karmaşa, evliliğinin yeniden tehlikeye girmesi ve bu sefer Eddie’nin onun yanında olmamasıyla dayanamayacağı bir hal alıyor ve Phil intihar ediyor.