Mevsimsiz
Benceajans
Teoman Arkas - Transaşk

Postmodern Bir Siyasi Tiyatro Örneği: Castillo Tiyatrosu

Reel sosyalizmin çöküşünden sonra kitlelerin öncü ( avant-garde ) tiyatroya ilgisi sona ermiş görünüyor. Oysa, öncü politik tiyatro 20. yy.’da kitlelerin toplumsal davranışlarını, inançlarını ve algılarını değiştirme konusunda etkili ve yararlı olmuştu. Ajit-prop tiyatro için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Şimdilerde dünya ölçeğinde kapsamlı bir depolitizasyon süreci yaşıyoruz. İdeolojik temele dayalı siyasetten kaçış var. Küreselleşme bağlamında Porto Alegre hareketinin ortaya çıkardığı heterojen karşıt siyasi hareketin bu niteliği konusunda da ciddi tartışmalar yapılıyor. Modernist öncü tiyatro, reel sosyalizmin çöküşünün önlenmesinde etkili olamamıştır. Evet ama, görevi tam da bu değildi belki de... Çünkü, sosyalist yeni insanı ortaya çıkarmak ile sosyalist devrimi hazırlamak bakımından modernist öncü tiyatronun işlevlerini doğru konumlandırmak gerekir. Örneğin: Vietnam tiyatrosu ABD’ye karşı yürütülen savaşta bu özel işlevi çerçevesinde çok etkili olmuştu. 

Bugünkü postmodern dünyada öncü ya da marjinal olmak, “postpolitik/politikaötesi” ve “postmarksist” olmak anlamına gelmektedir. Siyasi ve toplumsal gerçeklikler bireyi zorlasa da toplumsal dizgenin eleştirisi ideolojik - politik değildir artık ve böylesi bir eleştiri haklı olsa bile kitlenin ilgisini çekmemektedir. Postmodernizm, geleneksel öncü tiyatronun sanatsal ve sosyal işlevine ciddi bir meydan okuma olarak görülmektedir. Bu gelişmeler postmodern tiyatronun bütünüyle siyaset dışı bir tiyatro olduğu anlamına da gelmemektedir. Postmodern siyasi tiyatro denildiğinde, sadece ideolojinin belirleyici rol oynamadığı, toplumsal açıdan sağaltıcı bir siyasi tiyatro etkinliğini düşünmeliyiz. Bu bakımdan, New York’da 1980 yılından bu yana oyunlarını sahneleyen Castillo Tiyatrosu, postmodern siyasi tiyatroya iyi bir örnek oluşturmaktadır.

Castillo Tiyatrosu’nun kurucularından olan, bu tiyatronun dramaturgluğunu da yapan Don Friedman; siyaset dışılığın ( depolitization ) kitlelere hakim olduğu çağımızda siyasi bir tiyatronun devam ettirilmesinin önemli olduğunu vurgulamaktadır. Castillo Tiyatrosu’nun ideolojinin çerçevelediği belirgin bir siyasi çizgisi ( political engagement ) yoktur. Ulusal ve uluslar arası gelişmelere siyasi yanıtları olmakla birlikte, bu yanıtları kitlelere empoze etmemekte; iddiacı bir tutum sergilemeyerek, ucu açık, yorumu seyirciye bırakan oyunlar sahnelemektedir. Bu tiyatro, toplumun siyasi ve felsefi temellerine yönelik oyunlarında, modernist öncü tiyatroda yapıldığı gibi izleyenlere insan gelişiminin süregiden toplumsal diyalogunun bir parçası olarak  formüle edilmiş siyasi reçeteler, çözümler ve seçenekler sunmaz. Castillo Tiyatrosu’nun felsefi ve siyasi ilgileri diğer Broadway tiyatrolarından çok farklıdır. Bir defa oyuncular, tiyatronun toplumsal değişimi önemli ölçüde etkileyebileceğine inanmamaktadır. Bununla birlikte, öncü ve ilerici bir siyasi tiyatronun, seyircinin bilincinde değişiklik yapabileceğini, izleyicinin bir bölümünün oyundan etkilenerek  tiyatro dışında davranış değişikliğine gidebileceğini de  gözardı etmemektedirler. Castillo Tiyatrosu, insanların anlayışını etkileyerek değiştirmekten çok, oyun çerçevesinde bir deneyimi paylaşmak yanlısıdır. Castillo siyasi tiyatrosu, tiyatroyu bilinçlendirici, eğitsel/pedagojik bir araç olarak görmez; ona göre tiyatro toplum denilen geniş örgütsel yapının, gündelik yaşamın bir parçasıdır.

  Castillo’ya göre sınırda olmak ( marginality ) toplumun genel gelişimi ile ters düşmek değil, tersine genel gelişme ile sürekli dokunuşum içinde olmaktır. Castillo’nun marjinalliği, daha çok yaratıcılarının marjinalliğiyle ilgilidir. Castillo Tiyatrosu’nu kuran ve geliştirenlerin önemli bir bölümü, toplum örgütleyicileri ve siyasi eylemcilerdir. Castillo Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni ve oyun yazarı Fred Newman örneğin; 1960’ların Radikal Sağaltım Hareketleri (Radical therapy movements ) üyesidir. Newman’ın aşağıda özetlediğim kuramı; Castillo tiyatro etkinliğinin de çerçevesini çizmektedir.

Eğitim Felsefecisi Fred Newman ve arkadaşları, başka radikal sağaltım hareketleri’nden farklı olarak psikolojiyi öne çıkartmak yerine psikolojiye bir alternatif oluşturmayı amaçlamışlardır. Newman ortaya koyduğu bu alternatif çalışmayı “Performans toplumsal sağaltımı” ( Performance social therapy ) olarak adlandırmıştır. Buna göre insanın gelişmesi, toplumsal etkinlikleri, içsel ruhsal olaylarla ( psikolojiyle) ilintili değildir; bireyin katıldığı bir küme ile bağlantılıdır. Bu nedenle, Newman ve arkadaşları sendikalarda, okullarda, spor merkezlerinde geniş çapta küme örgütlenmelerine yönelmişlerdir. Newman’ın bu şekilde geliştirdiği psikoloji ve kültür örgütlerinde bireyler kendilerini etkinliklere katılarak değiştirecek ve geliştirecek yolları bulamazlarsa, örgütsel açıdan bir nitelik değişmesi ve daha iyiye doğru yönelme mümkün olamayacaktır. Newman’ın yirmi beş yıllık uygulamalarının çoğu etkisiz ve seçkinci ( elitist ) kalmakla birlikte, Castillo Tiyatrosu ve diğer bir iki proje uluslar arası, çok kültürlü siyasi ve kültürel topluluklar yaratmıştır. Bu deneysel topluluklar- ki bunlardan birisi Castillo Tiyatrosu’dur- toplumun ana akımları, gelişme çizgisi ile bütünleşik çalışmaktadır. 

Castillo Tiyatrosu, kendisinden önceki siyasi öncü tiyatro gibi halka sanat götürmek için çalışan bir tiyatro değildir. Castillo’ya göre tiyatro, “uygulayan” bir toplumsal örgüttür. Bir “kuruluş”(institution) değildir. Bu doğrultuda Castillo, siyasi tiyatroyu kâr amacıyla çalışan bir fon dizgesinin de dışına çıkartmıştır. Çünkü, Castillo Tiyatrosu tiyatro oyununu bir toplumsal sağaltım etkinliği olarak görerek psikoloji kurumuna da meydan okumaktadır. Toplumun tiyatroya gelmesi, örgütlü ve radikal sağaltıma gelmesi demek olduğundan, bu çerçevede sanatsal, yapısal ve siyasi sonuçlar birlikte elde edilmektedir. Castillo Tiyatrosu, sosyal psikoloji bağlamında toplumun sağlıklı gelişmesine, dönüşümüne, sorunlarını çözmesine hizmet etmek istemektedir.

CastilloTiyatrosu’nda 1980 yılından bu yana on sekiz oyun yazarının yapıtları olan toplam seksen dört oyun ve müzikal sahneye konulmuştur. On sekiz  oyun yazarı, Afrikalı, Porto Rico’lu, ABD, Almanya, İsviçre, İsrail, Hindistan ve Martinik kökenli siyahi ya da beyaz kadın ve erkek yazarlardır. Yusuf Mundi, Stephan Suschke ve bir ara Berliner Ansemble’ın sanat yöneticiliğini yapan Heiner Müller’de Castillo’da yönetici olarak çalışmışlardır. Castillo Tiyatrosu’nun yönetim bütçesi yaklaşık 420.000 ABD Doları’dır. Bu para, bilet satışları ve gönüllü bağışlardan oluşmaktadır. Tiyatroya yıllık bilet satın alarak abone olanların sayısı bin kişiden azdır. 1997-1998 sezonunda oynanan beş ayrı oyunu yaklaşık on bin kişi izlemiştir. Deneysel oyunlar, deneysel bir izleyici topluluğu yaratmakta, bu izleyici kitlesi genelde çağdaş siyasal ve toplumsal gelişmelerle doğrudan bağlantılı konulara ilgi duymaktadır. Örneğin: “Crown Heights” adlı oyunda 1991 yılında Brooklyn’de Crown Heights’da yahudiler ile zenciler arasındaki olaylar konu alınmıştır. !998 yılında sahneye koyulan Berthold Brecht modeline uygun “öğretici oyun” ( learning play ) niteliğindeki bu oyunda altı zenci, altı yahudi oyuncu rol almıştır. Oyunda izleyicilere geniş ekranda video gösterimi de yapılmıştır. Crown Heights oyunu sonunda bir çözüme ulaşmamaktadır. Amacı sadece yahudi-zenci toplumsal çatışmasını izleyiciye yansıtmaktır. Castillo Tiyatrosu, postmodern bir siyasal tiyatro olarak, modernist öncü tiyatrodan bir çözüm önermemesiyle ayrılmaktadır. Aynı şekilde Castillo Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu “What İs To Be Dead?” adlı oyunda da seyirciye onu hoşnut edecek hiçbir çözüm önerilmemiştir.

Castillo Tiyatrosu kurulurken kapı kapı dolaşılarak New York’lularla ilişki kurulmuş, para toplanmış; “bir tiyatronuz olsun istiyorsanız katkıda bulunun” denilmiştir. Tiyatro oyuncuları kurulma aşamasından sonra hiçbir zaman metroda, otobüs duraklarında halktan para toplamamışlardır. Tiyatro’nun birebir ilişkide olduğu, telefonla, yüz yüze ilişkilerle görüştüğü izleyicileri vardır. Castillo’nun yetmiş bir koltuğu her oyunda halkın içinden gelen değişik toplumsal sınıflar üyesi insanlar tarafından doldurulmaktadır. Oyunlardaki karakterler sürekli değişken olduklarından  seyirciler karakterlerle özdeşleşememektedir.  Yani, karakterler ortaya çıkmakta, yok olmakta ve dönüşmektedir. Sürekli bir rol yoktur. Oyun yönetmeni ile oyuncuların ilişkileri Brecht ve Stanislavsky’de olduğundan daha sıkıdır.

Castillo Tiyatrosu, yeni bir tiyatro değildir. İnsan yaşamının performans boyutlarını ortaya koymak istemektedir. Modernist anlamda öncü tiyatro da değildir ve yeni bir buluş ortaya koymamıştır. Ancak, günlük yaşam ile tiyatro ilişkisini kurmak bakımından yeni bir toplumsal ilişki biçimi geliştirmiştir. Kent halkının kendi kurduğu ve sahip çıktığı bir tiyatro olmuştur. Siyaset, bir topluluk örgütlemek ve bu örgütlenen topluluğu sağaltmak anlamında Castillo’nun toplumsal işlevidir. Castillo, tiyatroyu toplumsal değişim için itici bir araç olarak kullanmamakla birlikte, bütün yapmak istediği, insanın olanaklarını keşfetmek ve bunları ortaya çıkartmaktır. Tüm bu anlatılanlar topluma hizmet eden, gündelik yaşamla doğrudan bağlantılı gerçekçi bir tiyatro ile karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor ve Newman’ın kuramı içimizi ısıtıyor. Castillo tiyatrosu gerçekte devrimci tiyatro anlayışını ortadan kaldırarak, toplumsal gelişmeleri metafizik biçimde denetlemeye, çatışmaları önlemeye, sorunları çözmek için insanları ikna etmeye çalışmaktadır. Bu gerçekçi bir siyasi tiyatronun özelliği değildir. Postmodernitenin gerçeksi siyaset anlayışıdır. Auguste Comte’da pozitif sosyolojisi ile aşağı yukarı bunu öngörüp, toplumsal çatışmalara önleyici biçimde müdahale etmek istiyordu. Tiyatro toplumun psikanalizini yapabilir mi? Politik psikiyatri (!) de icad edildiğine göre bu mümkün olabilir. Castillo bu tarz bir şeyi deniyor sanki. Toplumsal sorunlar, çatışma ve çelişkiler sahnelenebilir elbet. Ancak, bu çatışma ve çelişkileri giderecek, çözümleyecek olan yine toplumun kendisidir. Modernist öncü siyasal tiyatro hiç olmazsa buna yardımcı oluyordu. Postmodern “siyasal” tiyatro da, “siyasi tiyatro” adı altında sosyolojik laboratuvar çalışmaları yaparak toplumu uyutmaya çalışıyor. Postmodernizmin “siyasal” tiyatrosunda görüntüsel bir gerçeksilik var. Bu, oyunlarında dev televizyon ekranı kullanmasından anlaşılıyor.

 

 

Kasım-2004, Ankara.