Mevsimsiz
Benceajans
Ozan Uğraş - Requiem

Matruşka Romanya’da

 

                                                                                                                              

Romanya’da halk tiyatroyu bir yaşam biçimi olarak görüyor. Yüzde 30’ları bulan işsizliğe karşın tiyatrolar hiç boş kalmıyor. Tiyatroda yeni başlayan oyuncular yüz dolar alıyor. En üst düzeydeki aktörler ise ayda iki yüz dolar kazanıyor. Oyun biletleri ise 2-3 dolara satılıyor.

 

 

Bükreş’e hareket eden THY uçağına bindiğimde pek heyecanlı değildim. Çünkü daha önce Bükreş’i ve Romanya’nın birçok kentini görme şansım olmuştu. Uçağın havalandığı andan başlayarak on üç yıl önce Romanya’ya yaptığım ilk gezimle ilgili anılar yinelenmeye başlandı beynimde…O zamanlar Bakırköy Belediyesi’nin Kültür Müdürü olarak görevliydim. Başkanımız Yıldırım Aktuna’ydı. Yıldırım Bey kendisi için yapılan çok özel çağrıya, Özel Kalem Müdürü Mete Alpman ile benim de katılmamı sağlamıştı. Bükreş’te özel bir sarayda (evet özel bir sarayda) kalmış, bir çok köyü, kenti günübirlik gezmiş, Çavuşesku’dan hemen sonraki Romanya’yı gözlemleme şansını bulmuştum böylece… Kurşunlanmış yapıların arasından geçerken, insanların biraz da belirsizlik, ürküntü ve kuşkuyla bir şeyleri sorma ve söyleme yiğitliğini gösterememenin ezikliğiyle susmalarını, biraz da üzülerek izlemiştim…

13 Yıl sonra gerçekleşen düş

Yanımıza gelip bize “Hoş geldiniz” diyen otuz beş yaşlarında güzel, şık ve entelektüel görünümlü bir kadın için mihmandarımızın, kadının yanımızdan biraz uzaklaşmasını fırsat bilip, adeta fısıldayarak “Çavuşesku’nun yandaşıydı” demesini asla unutamamışımdır…

Bükreş’te özellikle beni etkileyen durumlardan biri de, kargaşaya karşın tiyatroların dolu oluşuydu o günlerde bile… Bu ise benim “Bir gün bu ülkede oyunlarım sahnelenmeli!” özlemimin başlangıcını oluşturmuştu sanırım… Ve on üç yıl sonra bu düşüm de gerçekleşecek ve Romanya’da “Matruşka” adlı oyunumun bir gün sonra yapılacak galasına katılacaktım… 

Bütün bunları düşünürken uçağımız Bükreş Havaalanına indi… Gelen yolcuları karşılayanlar arasında “Mr.Cücenoğlu” yazılı beyaz bir kağıdı en yükseklere kaldırarak beni bulmaya çalışan Daniel Ionescu’yu, biraz gecikmeli de olsa, görmem pek zor olmadı..  Daniel yirmi altı, yirmi yedi yaşlarında, uzun saçlı, gözlüklü, ufak-tefek, sevimli bir gençti…Daniel elimdeki valizi almak, ben de ona vermemek için bir süre mücadele ettik… Ancak o kazandı sonunda ve neredeyse kendisinin yarısı kadar olan valizle garip bir görünüm sergileyerek yürümeye başladı… Diğer omzunda da kendisine ait bir çanta vardı… Büyük bir suçluluk duygusuyla yanında yürümeye başladım Daniel’in… Ancak sonunda bir hayli çekişmeden sonra Daniel’in çantasını zorla da olsa kendi omzuma nakletmeyi başardım ve vicdanımı rahatlattım… Daniel ise bunun karşılığında hiç olmazsa benim çantamı da almaya çaba gösterdiyse de buna izin vermedim… Çünkü birbirimizin öte berisini taşıyan garip bir duruma düşmenin hiçbir açıklaması olamazdı… Daniel bir taksi şoförü ile Romence uzunca süren bir pazarlıktan hatta çekişmeden sonra İstasyona hareket etmemizi sağladı ve ben de böylece rahatladım. İstasyonda bir Kafe’ye oturduk ve trenimizin kalkış saatine kadar söyleşmeye çalıştık… Daniel İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca biliyordu… Ne yazık ki Türkçe bilmiyordu… Bu nedenle ona “Türkçe’yi de öğrenmelisin!” dedim… Allahtan kibar delikanlıydı da  “Sen de Romenceyi öğren!” demedi bana… İşte bu koşullar altında zaman zaman beden dilini de kullanarak Daniel’le ilgili her şeyi öğrenmekte gecikmedim… Yüksek öğrenim görmüştü… Oyunumu sahnelemekte olan tiyatronun dış ilişkilerinde görev yapıyordu… Özellikle bilgisayar, internet gibi ortamları, bizim kuşağın hiçbir zaman anlayamayacağı bir çabuklukla kavramayı ve yaşamına sokmayı başaran yeni yetmelerin tipik bir örneğiydi Daniel… Neye yarar ki işsizlik nedeniyle ailesi Bükreş’e biraz uzakça olan bir köye taşınmıştı… Bu nedenle ailesiyle sıklıkla görüşme şansı yoktu… Kendisi de Reşita’da yaşıyordu…Ancak bu durumu doğal görüyordu… Kendisi gibi yüz binlerce insanla aynı alınyazısını paylaşıyordu çünkü…

Varsa özel arabanızla yapabilirsiniz kentler arası yolculuğu, yada trenle… Bu nedenle kentlerde, bizdeki gibi otogarlar bulmanız olanaksızdır Romanya’da… Bir iki merkeze bir iki otobüs hepsi o kadar…

Balkondan gözüken afiş

Bizi istasyonda, tiyatronun aynı zamanda genel sanat yönetmeni de olan Malina Petre karşıladı ve özel arabasıyla kalacağım otele bıraktı… Malina çok hoş ve etkileyici bir kadındı.. Evliydi, bir kızı vardı… Eşi ünlü bir Jinekolog’du…

Kaldığım Hotel Semenic kentin en merkezi yerindeydi.. Balkondan baktığınızda geniş kent meydanını görüyordunuz.. Daha da güzeli meydanın en görünür yerine dev bir bez afiş asılıydı… Ve biraz dikkatli bakınca bunun “Matruşka” yla ilgili dev bir tanıtım afişi olduğunu görüp sevindim…

 

Devlet tiyatroları

Öğleye doğru Daniel’i bile beklemeden otelden çıktım ve meydanı geçerek orada toplanmış birkaç kişiye tiyatronun yerini sordum… İlerdeki köprüyü geçmemi ve sola dönmemi işaretle anlattı delikanlılardan biri…Bu arada yeni evlenen birkaç çift, akrabalarının ve çocukların eşliğinde, meydanı boydan boya geçerek geleneksel yürüyüşlerini yapıyorlardı..

“G.A.Petculescu Theatre” l949 yılından bu yana etkinliğini sürdüren ve bu yıl kuruluşunun 55 inci yılını kutlamakta olan bir devlet tiyatrosuydu… Balkonlarıyla birlikte 400 kişilik koltuk sayısına sahipti…

Bu dönem Matruşka dışında Slawomır Mrozek’in Cvartetul, Dimitru Solomon’un Iluzia Optica, Mihail Sebastian’ın Steaua Fara Nume ile  Venetiana adlı müzikal sahneleniyordu…

Öğleden sonra “Sibiu Uluslararası Tiyatro Festivali”ne ülkemizden çağrılı olarak katılan Ankara Devlet Tiyatrosu yönetmen ve aktörlerinden Kemal Başar da geldi Reşita’ya… Zaten ondan sonra çok rahat ettim..Çünkü Kemal’in  İngilizce’si çok iyiydi…

Gala tek sözcükle “hoş” oldu… Dönüşümlü olarak sahnelenen oyunun o geceki aktörü Alexandru Repan’dı… Malina Petre ile birlikte müthiş bir ikiliydiler… Zaten Matruşka’yı önümüzdeki sezon Ekim ayından itibaren Bükreş’te Teatrul C.İ.Nottara Devlet Tiyatrosu’nda da oynayacakları için uyumlu olmanın örneğini veriyorlardı sanki… Repan’ın Gorki, Gogol, Çehov, Dostoyevski ve Shakeasper oyunlarının değişmez oyuncusu olarak Romanya’da sağlam bir yer edinmiş olması beni çok sevindiren diğer bir durum oldu… 

O gece en güzel sürprizi yönetmenimiz Mihai Lungeanu yaptı:

İlk kez bir Türk oyun yazarının oyunu sahneleniyor Romanya’da…”

Mihai Lungeanu, aynı zamanda Bükreş Radyosu “Radyo Tiyatrosu” nun da genel sanat yönetmeni olan önemli bir kişi Romanya’da…Bugüne kadar Gogol, Çehov, Mrozek, Gorki, Durrenmat, Ionesco gibi yazarların oyunlarını sahnelemiş… Benim oyunlarımdan Çığ, Ziyaretçi ve Çıkmaz Sokak’ı İngilizce’lerinden okumuş, çok beğenmiş… Bundan sonra da oyunlarımı sahneye koyacağını söylemesi ise beni, tanımlayamayacağım kadar mutlu etmeye yetmişti…  Mihai, Romanya’daki tiyatro eylemini şöyle özetledi:

Özel tiyatro yok bizde… Başta Bükreş olmak üzere yedi ayrı bölgede Devlet Tiyatroları var… Ancak bütçeleri ve kadroları ayrı, bağımsız tiyatrolar hepsi de.. Ancak oyuncu,rejisör ve teknik kadro değişimi her zaman olası

Devlet Tiyatrolarını kapatmayı düşünenler çıkmıyor mu sizde de?” diye soruyorum…

Kimse buna cesaret edemez! Kültür yaşamımız bitiverir çünkü..” diyor Mihai.

Bir de bunu bizimkilere anlatabilsek..”

Tiyatro biletleri konusunda da şunları söylüyor Mihai:

Bir bilet 2-3 dolar karşılığı satılıyor… Halkımız tiyatroyu bir yaşam biçimi olarak gördüğünden, hiç boşumuz olmuyor… Üstelik yüzde otuzları bulan işsizliğe karşın,  oldukça canlıdır tiyatro yaşamımız …”

Ortalama aylık gelirin l00-l50 dolar olduğu bir ülkede bu fiyat pek pahalı olmasa gerek diye düşünüyorum… Bizim Devlet Tiyatrolarımızın bilet fiyatlarıyla da nerdeyse aynı… Oyuncuların aylık gelirlerinin ne kadar olduğunu ise şöyle yanıtlıyor Mihai:

Yeni başlayanlar yüz dolar alıyorlar ayda… En üst düzeydeki aktörler örneğin Alexandru iki yüz dolar alıyor…”

Tanıtımın önemi

En çok Aziz Nesin’i seviyorlar

Romanya’da bizim yazarlarımızdan en çok Aziz Nesin’i seviyorlar… Öyküleri çok beğeniliyor.. Her kesimden insan Aziz Nesin’i tanıyor… Ancak oyunlarını bilmiyorlar… Onlara başka yazarlarımızın bazı oyunlarıyla birlikte Aziz Nesin’in Çiçu, Hadi Öldürsene Canikom, Tut Elimden Rovni ve Bişey Yap Met’ini önerdiğimde hemen harekete geçeceklerini söylüyor önemli bir bayan eleştirmen.. (Kuşkusuz başka yazarlardan da oyunlar öneriyorum.. Örneğin Gülşah Banda’dan Nemrut, Melih Cevdet Andaydan İçerdekiler, Civan Canova’dan Ful Yaprakları, Erhan Gökgücünden Giordano Bruno, Turgut Özakmandan Sarıpınar 1914…  vb. bazı yazarlarımızın bazı oyunlarını öneriyorum.)

Görüştüğüm bir çok kişi için Nazım Usta’nın yeri de başka doğrusu… Özellikle büyük ustanın Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldığında ilk kez kendi ülkelerine gelmiş olmasını bir çok kişi biliyor…Nazım için “Çok büyük bir şair” diyor herkes… Ama diğer yazarlarımızı bilmiyorlar… Örneğin Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali, Sait Faik,  Orhan Veli ve benzeri bir çok yazarımızı hiç tanımıyorlar…Kitapçı dükkanlarında yazarlarımızın yapıtlarını göremiyorum… Üzüntüm sürüyor….  Demek ki bize gene çok önemli görevler düşüyor…

İki eşli Dan Mirea

Kendini inceleyen ünlü aktör

İkinci gece Matruşka’yı bu kez Romanya’nın hem iyi aktörü hem de bir televizyon yıldızı olan Dan Mirea, Malina Petre ikilisinden izliyoruz… “Dan da çok başarılı” diyorum…

Gerçek yaşamında evli ama iki sevgilisi var… Fazla bir şey yapmıyor.. Kendi yaşamını oynuyor aslında...” diyorlar biraz da gülerek…

Dan aynı zamanda Timioşara Üniversitesi’nde doktorasını yapıyor… (Timioşara Reşita’ya çok yakın bir kent… Anımsayanlarınız olabilir, Çavuşesku karşıtı eylemler Bükreş’te başladığında, işte bu kentten kamyonlara binen işçiler ellerinde sopalarla Bükreş sokaklarında karşı devrimcileri kovalamışlar ancak Çavuşesku’nun yıkılmasına ve sonradan da karısıyla birlikte kurşuna dizilmesine engel olamamışlardı…) Dan’ın doktora tezinin Matruşka olduğunu öğrendiğimde bir daha seviniyorum…

Sevinme..” diyorlar… “Dan aslında kendini inceliyor …”

Trabzon’da atılan tekmenin sesi Bükreş’ten duyulmuş

Romanya 2007 yılında AB’ye tam üye olacak…

Bir çok binada Nato bayrakları asılı… Bu neden?” diye soruyorum…

Yalnızca resmi binalarda..” diyor Daniel… Ben de:

Sanıyorum yakın bir gelecekte evlerin balkonlarına da asarsınız… “ diyorum…

Eski komünistler seçimleri kazanıp iktidar oldular gene..” diyor Daniel ve ekliyor:

Gençlik kollarında görevli gençler boyunlarına kırmızı eşarp bağlamaya başladılar… Ancak geriye dönüşün olanaksız olduğunu unutuyorlar..”

Mihai biraz daha değişik yaklaşıyor konulara:

Çavuşesku döneminde bir inek vardı… Sütünün bir bölümünü Çavuşesku ve  ailesi alır, kalanını halka dağıtırdı…Biz de halk olarak kültürlü ve sağlıklı olarak ölürdük… Şimdi iktidardakiler büyük bölümünü alıyorlar… Kalanını da bazı insanlara dağıtıyorlar Değişen bir şey yok.. Şimdi de  kültürlü ve sağlıklı olarak ölüyoruz…” diyor…

AB aşamasında hastaneleri, eğitim ve kültür kurumlarını da tam anlamıyla özelleştirirlerse korkarım ki bu gidişle kültürsüz ve sağlıksız olarak öleceksiniz…” diye takılıyorum Mihai’ye…

Bizi hemen AB’ye almak için bu kadar istekli oluşları da bir çok kişi gibi beni de kuşkulandırıyor..” diyor Mihai…

Bizim ve sizin yeriniz AB mi yoksa Avrasya mı olmalı?” diye soruyorum Mihai’ye…

Bilmiyorum..” diye yanıtladıktan sonra sürdürüyor konuşmasını “Bildiğim kadarıyla sizin yöneticiler de AB’ye girmek için müthiş bir çaba gösteriyor…”

Evet… Özellikle Başbakanımız ve Dışişleri Bakanımız…Türbanlı eşleriyle üstelik… Siz nasıl görüyorsunuz bizim durumumuzu?”

Siz köklü, büyük bir ülkesiniz..” diyor Mihai..  “Ancak Trabzon’daki Valinin bir sanatçıyı tekmelemesi çok kötü yansıdı Romanya’da ..”

Trabzon Valisinin Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı Tamer Levent’e yönelik saldırısını nerden duydunuz?” diye soruyorum şaşkınlıkla…

Karadeniz’e kıyısı Olan Ülkeler Tiyatro Festivali’ ne Romanya da katıldı” diyor   Mihai.. “Konuklara içki sunduğu için çok kızmış valiniz ve Sayın Levent’i tekmelemiş…

Bizim valilerimiz böyle değildir… Bu adam emekli olmak üzere…Emekli olduğunda bir yönetim kurulu üyeliği verirler umudu yüzündendir galiba bu davranışı..” diye saçmalıyorum…  Ve hemen Festival’e katılan diğer ülkeleri de düşünüyorum… Rusya, Ermenistan, Azerbaycan, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan… Daha da kötüsü tiyatrocuların arasındaki hızlı iletişimi düşünüyor ve dehşete kapılıyorum… Bir valinin olumsuzluğu tiyatrocular kanalıyla bütün dünyada konuşuluyor şu anda… Türkiye’nin dışardan görünümüne bakın! Vah ülkem vah!

İlişkiler gelişecek

Yönettiği “Kızılırmak” CD’sini izlediklerinde ise rejiyi çok beğenmeleri “Bizde bir oyun yapar mısın?” önerisini Kemal Başar’a yapmalarına neden oluyor… Bu öneri beni daha da çok sevindiriyor…Demek ki ilişkimiz giderek gelişecek… Böylece yazarlarımızdan sonra yönetmenlerimiz de Romanya’da oyun sahneye koyma olanağına kavuşacaklar…

Mihai : “Önemli oyun yazarlarımız var..” diyor.

Baranga’nın Kamuoyu adlı oyunu sahnelendi bizde..” diyorum..

Caragiali ve bir çok yazarımız…”

Çevirilerini yaptırtmanın yolunu bulalım… O zaman kitap olarak yayımlar, sahnelenmesi için de çaba gösteririz… Ama siz de bizim büyük yazarlarımızı yayımlayın lütfen” diyorum..“Halkınız Yaşar Kemal’i bilmiyorsa çok eksiği var demektir… Nazım Hikmet’i ve Aziz Nesin’i yeniden keşfetmelisiniz… Türk Edebiyatını önemseyin…Halklarımızın yakınlaşması ancak böyle olur … Kitapçı vitrinlerimizi iki ülke yazarlarının yapıtları süslesin… Rejisörlerimiz gelip gitsin… Sizin bizden, bizim de sizden öğrenecek çok şeyimiz var çünkü…”

Nasıl bir kültürün üstünde oturduğunuzu biliyoruz…” diyor Mihai biraz da hayranlıkla…

Ağlamaklı veda

Bu tartışmalar ve söyleşiler tam üç gün sürüyor… Basın toplantıları, Radyo programları… Yazar ve sanatçı olmanın hak etmek sayılması gereken karşılığını, yani saygı görmenin güzelliğini yaşatıyorlar bize…

Bükreş’e yolcu etmek üzere Kemal’le beni tirene bindirdiklerinde, neredeyse ağladık, ağlayacağız… Malina ve diğerleri, onlar da ha ağladı ha ağlayacaklar… Zor tutuyoruz kendimizi…

Malina soruyor:

Cücenoğlu, Matruşka’daki aşk ne kadar da bizde yaşanmış gibi…”

Japonya’dakiler de aynen böyle söylerler sanırım… Hindistan’dakiler de..

İngiltere’dekiler de… Çünkü biz insanız… Zayıf ve güçlü yanlarımızla… Anlattığım insana özgü bir şey… ” diyorum…

Daniel bize eşlik ediyor Bükreş tireninde…

Bu arada ben, Çavuşesku devrildiğinde dış borcu sıfırlanmış bir ülkenin, bu kadar kısa bir sürede en çok dış borcu olan bir ülkeye dönüşmesindeki sırrı çözmeye çalışıyorum…

Tiren hızla ilerlerken bir yandan da pencereden dışarıyı izliyor ve Romanya ile daha da yakınlaşmamız gerektiğini düşünüyorum…

Bunun yolunun da her zamanki gibi T.C.Dışişleri Bakanlığı Kültür İşleri Genel Müdürlüğü’nün bilinçli çabalarıyla, Türk-Romen İş Adamları Derneği ile Bükreş Büyükelçiliği görevlilerinden  geçtiğinin bilincine varıyorum bir kez daha…

Kim bilir belki bu çabalarımız “Eğitimli, kültürlü, sağlıklı ve tok bir yaşamın temellerini atmamızda” bir ilk adım olacaktır…

Ben bütün bunları düşünürken Daniel :

Gençler kırmızı eşarplarını boyunlarına  takmaya başladılar bile…” diyor bir daha…

Trenimiz karanlığı yararak Bükreş’e doğru hızla yol alıyor…

Bu yazı, l Ekim 2004 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır.