Mevsimsiz
Benceajans
Selah Özakın - Yalnızlık Kokusu

Dingil Baş Düştü

Yöresine özgü bazı avcı terimleri vardır. Bunlar arasında Sakaryalı yaşlı bir avcının her vurduğu çulluk için “Dingili baş aşağı düşürdüm” ifadesi kullanması kulağıma hoş gelip ilgimi çekti. “Tüfeği patlatmamla kekliği havada söndürdüm”, “Paçavra gibi düşürdüm”, “Havada büzdüm”, “Yıldızdan pervane gibi indirdim”, “Armut gibi uzattım”, “Tepetaklak ettim”, “Başını kıçına denk getirdim”, “Hicaz pulu gibi yere yapıştırdım” gibi. Şu anda aklıma getirebildiğim, avcıların kendilerini övmede kullandıkları doğru veya yalan bu sözcükleri, palavralar arasında dinlerken, insanın yüreği kaldırsa da; söylenenlerin derinlemesine irdelenmesi halinde işin vahşeti kabak gibi ortaya çıkıyor.

 

Ben de dahil olmak üzere şöyle çevremdeki izlediğim avcılardan, kulağıma gelenleri yorumlamaya kalktığımda: avcılığı fanatikleştirip, zalimleştirenler arasında kaderin tokadını yememiş olanına rastlamak pek mümkün olmuyor! Hep aklıma bir atasözü getiririm: “Yaş kesen, taş kesen, baş kesen iflah olmaz” derler. Tesadüflerden de olsa, zaman zaman bu sözün doğruluğuna inanmak zorunda kalıyorum. Aile ve iş düzeni bozulmuş, kazaya uğramış, yakınlarını kaybetmiş bazı avcıların duyumunu aldığımda hem üzülüyor, hem de “hayvancıkların ahı tutuyor” demekten kendimi alamıyorum! Elbette ki, toplumun avcı olmayan kesiminde de böyle olaylar yaşanıyor, ancak benim ilgi alanıma daha çok avcılar ve yaban doğası girdiğinden kafam o yöne basıyor! Sonuçta, zalim rolüne avcı, mazlumu da hayvancıkların oynadığı bu kanlı trajedi: “etme, bulma dünyasında bitiyor.”

 

Unutmayalım, bu dünya kurduyla, kuşuyla, ağacıyla, dikeniyle, hayvanı ve insanıyla, tüm canlılarındır. İnsanın ise bu canlılardan üstün yanı; korumasız yaban varlıklarına sahip çıkması ve onları korumasıdır. İnsan olana yakışanı da budur.