Ezginin Günlüğü
EZGİNİN GÜNLÜĞÜ
Aşk Bitti...
İlk Aşk...
Dut Ağacı...
Teninle Konuşmak...
Dargın mıyız?...
Eksik Bir Şey mi var?
Bahçedeki Sandal...
Gemi...
Galata...
Ayrılıkta söylenmiş bir yaz türküsü...
Gemiler Gibi...
Mutlu Aşk Vardır...
Mutlu Olmak Varken...
Gelmiyorsun...
ve daha nice şarkılar...
Sayfalar...
Nerede başlar Ezginin Günlüğü?
O günlüğün ilk cümlesi nedir? Nasıl başlanır, ne yazılır bilmem ama günlük yazarken en zoru başlamaktır. Başlarsan devam etmelisin. Devam etmek yürek ister. Aşk gibi...
Ezginin günlüğüyle tanışmam garipti çok garip. 7 kardeşiz, küçük bir ev, dokuz nüfus, tek bir soba, tek bir oda. Dört abim var, iki ablam, en küçükleriyim. Büyük Abim, büyük bir müzik seti almıştı Philips. Ortanca abim de sanayide çalışıyor o zaman, onun yattığı karyolanın çekmecelerinde Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay vardı, onlar çalardı. Ablam özgün müzik adında şeyler dinliyordu. Özgün ne demekti sonradan öğrendim. Diğer abim, Derince Limanı’nda vagonlara kömür doldururdu, Hakan Peker dinler, dans ederdi siyah tenli adamların kasetlerinden çıkan ezgilerle. Küçük Abim ile ben ortada kalmıştık, çok küçüktük. Müslüm Gürses’in en arabesk şarkıları çalarken, diğer yandan daha yumuşak, daha naif bir müzik. Sordum büyük abim’e kim bu çalan; Ezginin Günlüğü...
İçimden kendi kendime sorardım...
-Abi Ezgi Kim? (1.soru)
-Günlüğü sen de ne arıyor? (2.soru)
Derken ben de girdim bu günlükten içeri... O tek sobalı odada çalan farklı farklı şarkıcıların şarkılarından sadece Ezginin Günlüğü’nü duyar oldum...
Bilmiyorum ne dersiniz ama ben insanların yaşamlarında küçüklüklerinde dinledikleri, sevdikleri şeylerin de etkili olduğunu savunanlardanım. Ezginin Günlüğü bambaşkaydı benim için.
Üniversite sınavına çalışırken Konstantin Kavafis’in KENT (Şehir) adlı şiirinin bestelendiği şarkıyı dinlerdim.
"Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir şehir bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir..."
Herkes gibi şehrimden kaçmayı düşlediğim yıllardı. Herkes gibi yalnız, herkes gibi şairdim... Birşey daha fark ettim sonra yazdığım bütün şiirlerde, köşe yazılarında kafamı toplamak için müzik aradığımda müzik listemin başında Ezginin Günlüğü oluyordu...Bunun bir adı olmalı... Sanat böyle birşeydi... Biri mutlaka diğerini tamamlıyordu.
Aradan yıllar geçti... Üniversite yılları... Saçlarım uzamış, çenemin altında sakalımın, koltuk altımda kalın kitapların olduğu yıllar başlamıştı. Büyük Abim konser organizasyonları yapmaya başladı. Ezginin Günlüğü konseri ve Sevgililer Günü... Ve İzmit’teki konser için İstanbul’dan Ezginin Günlüğü’ne eşlik edecek biri gerekli abim’e, kimseye vermedim tabi bu büyük ayrıcalığı... Heyecandan kalbim duracaktı Nadir Göktürk’ün evinin önüne geldiğimde. Derken Erkan Gürer, Hüsnü Arkan, Fatih Saçlı, Eylem Atmaca, Gökhan Tümkaya, Sedat Yapıcı toplandık minibüsle geliyoruz. Kız kulesi bir başkaydı o an, Haydarpaşa başka, Gemi’ler bambaşka... Yol boyunca tatlı bir sohbet başlıyor, öylesine samimi, çekiniyorum bir yandan. Ne kadar dolu insanlar diyorum kıskanıyorum her birini, kutluyorum ve bu anı hemen birilerine anlatmak istiyorum. Sevgililer Günü’ndeydi konser ve bu gün grubun flütçüsü Fatih Saçlı’nın da doğumgünüydü. Çağdaş Türkü’den bahsettik, Bekle Beni’nin hikayesinden, Ahmet Telli’den ve kenar mahallede bir pazar gününden...
O konserle başladı tanışmamız hala da sürüyor, hepsinin yeri daha bir ayrı olmuştu o an ilk gençliğimde...
Derken üniversite’nin bitmeye başladığı günler... Prag’dan yeni dönmüştüm...İşsizlik, gelecek korkusu, sıkıntılar... Fatih Saçlı’nın öğütleri çok etkiliydi o günleri atlatmamda ve Eylem Atmaca’nın... Evinde bir akşam otururken dayanamadım sordum. Konstantin Kavafis’in Kent şiirini sen bestelemişsin abi nereden aklına geldi. Hikayesini anlattı ve bu odada besteledik dedi. O odadaydım. Hayatımın her anında dillendirdiğim şiirin bestelendiği odada...
Bitirmeyi başardığım İlk romanım (Hiç Biri) müzisyen kişiliğinin yanında iyi bir edebiyatçı olan Hüsnü Arkan’ın "Hiçe Doğru" adlı şiirinde geçen "boşluğu onaramıyor insan ama inanabiliyor işte o boşluğa" cümlesini okuduktan sonra başlamıştı...
Sedat Abi’nin, Erkan Abi’nin, Gökhan Abi’nin canayakınlığı, Nadir Göktürk’ün bilge duruşu, onlar farkında olmadan birinin hayata yeniden tutunmasını sağlıyordu...
Kısacası, bir müzik grubu ve tesadüfler, bir insanın hayatını ne kadar etkiliyorun kanıtını yaşamıştım. Küçüklüğümden beri uzakta olan bu müzik grubu kısacası beni açmış, benim kaybolan özgüvenimi hayatımın her döneminde geri getirmişti.
Teşekkürler Ezginin Günlüğü...
Şu an istediğim işi yaparken, o günlerden geriye kalmayan uzun saçım, sakalım ve en önemlisi yoğun ve yorucu iş hayatından kaynaklı olarak (bu bahane olmamalı) koltuk altımdaki sayısı giderek azalan okunmamış kitaplar...
Bu geceyi yazmadan önce iş hayatına giren insanın içindeki iyiyi ne kadar çabuk yaraladığı ve sırtında her zaman taşıdığı o iyi çocuğun yavaş yavaş uçup gitmesinin ne kadar kolaylaştığına dair şeyler yazacaktım kendime kızarak. Toparlanmam gerekiyordu, kendimi yeniden yakalamam. İşte bu kadar kederli halde yazıyı yazarken de hala müzik listemde çalmakta olan tanıdık ses, Ezginin Günlüğü...
Ben yeniden yazmaya başladım. Hayatımın her döneminde etkili olan Ezginin Günlüğü’nü sesli ve yazılı olarak hatırıma getirdim.
Aşk’ın tanımı herkese göre değişir ama aşka dair tek şey değişmez. Yazıyı başlarken demiştim Ezginin Günlğü nerede başlar. Benim için böyle başladı, ya sizin için?
Yazının sonunda ise bir soru daha;
Ezginin Günlüğü nerede biter?
Aşk nerede biterse orada...
Peki, beraber söyleyelim o zaman
Aşk Hiç Biter mi?

Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim












