Mevsimsiz
Benceajans
Fragile - Ozan Uğraş

Zaman Kendini Geçtiğinde

Rabbolilerin en çok sevdiği oyunlardan biri oynuyorduk. Vesikoların bulunduğu bir ortamda bu oyunu oynamak zordu. Sonsuzluğun geleceğinde hemen o derin okyanusun kıyısında neyin ne zaman tarihe gömüleceğini bilmeden gelecekle geçmiş arasında kendi kaderini yaşayan kahinlerden kurulu takım paslaştığı takdirde ölecekti.

Zaten her minimal zaferin kazanılış öyküsü hiçbir zaman önemli değildi. Tarih alır öğütür ve gömerdi. Aynada kalan görüntüler bile aynanın ömrü kadardı. Kırılgan aynanın ne zaman sonsuzluğa düşeceğini de kimse bilmiyordu.

Dori me İnterino Ameno Lancire mo diye şarkı söyleyen kilise papaz adayları di mere di mere diyerek bastıra söyledikleri şarkılarını ısrarla söylerken bir yandan da diz üstü göklerin tanrısına yeni adaklar bulmanın hayallerini kuruyorlardı.

Her gülümseyişin her zaman içten ve dost olduğu düşünülse de belki hınçları de içinde barındırması da kuvvetle muhtemeldi. Kafasını iki yana sallayan hakim sonsuzluk ile içinde bulunduğumuz anı birbirinden ayıran maçı başlattığında kara delikler birbirini yutmaya çoktan başlamışlardı. O sırada eski bir Aztek tapınağında binlerce yıldan gömülü olan rahip canlanıp ayağa kalktığında, tarih bitmeye yüz tutmuştu.

Her geçen saniye bir yıldızın öldüğü, her geçen dakika galaksilerin yutulduğu, kimin kimi yeneceği nasıl biteceğini bilmediğimiz bir maçta topu görmeden paslaşmak oynar gibi yapmak ve hiçbir zaman galip gelmeyeceğimiz bir oyunu sürdürmek zorundaydık.

Zaman zamanın ötesine geçip kendi işlevini yitirdiğinde sonsuzluk bir kez daha kendisini ispatladığında canı sıkılan birileri yeni bir oyun daha kuracaklardı. Gökyüzünde öylesine derin anlamları olan yeni bir oyun bu kez yeni rabboliler olmadan vesikolar gibi işi güçleştirenler bulunmadan oynanacaktı. Oyun hep oynanacaktı aktörler sahne değişik olabilir di ama oyun hep oynanacaktı. Zaman ve mekan atbaşı giderken kimse faytoncuyu göremeyecekti bile. Esas felsefe yaşanmamış bir fotoğrafı çekmekti.

Zaman giderek akarken arkada bıraktığı her şeyin önüne geçtiği bir ortamda, eski bir Mısır şarkısının dizeleri kulağını dolduruyordu. Ama anlaşılamıyordu işte bir öne geçip bir arkada kalan akıl akan zamana yetişemiyordu.

O andan itibaren de zaten yaşamanın bir anlamı kalmamıştı.