Mevsimsiz
Benceajans
Perihan Baş - Tanışırız

İki Yüz Altmış Üçüncü Gün

İki Yüz Altmış Üçüncü Gün

 
Ellerim üşüyor. Vapurlar gelip geçiyor kıyı seyrimden. Kulağımda efelenen rüzgar hüzün haline getiriyor sana dair tüm bildiklerimi. Bir defa göz ucuma eğildi ya yalnızlık, bakışım buğulu duruyor herşeyin ötesinde.
Geleceğim demiştin tam iki saat sonra.
 
Artık gelmesen diyorum, biraz daha gelmesen. Biraz daha yabancı kalsam şehre. Yaşayacaklarımdan habersiz yazıyorum maksat terk edilmekten aşınmış bahçe oturağında, kalabalık görünmek.
Dışarıdan izleyen bir göz varsa bu kadın çok meşgul deyip bana yaklaşmaya yeltenmesin. Yalnızlığımla karşı karşıya kalırlarsa cesaret toplarlar boş bıraktığın yanımdan.
 
Sırtım giriş kapısına dönük. Duman altındaki mekana giren ve çıkanı görmüyorum. Kapının her sarsılışında içeri senin girmeni umud ederek başımı defterin içine yaslıyorum. Bir karaltı yaklaşıyor, ardıma hiç bakmıyorum. Sonra irice bir cüsse geçip gidiyor umursamadan az önce ki heyecanımı. Hiç bir adım adını taşıyan bir ağırlıkla eğlenmiyor yanımda.
Masalar dolup boşalıyor. Çaylar içilip yenileri geliyor. Radyo « uzun uzun seneler var önümde » diyor, saçlarım sigara dumanına doyuyor. Uzun sürer mi gelişin. İki saat tarih oldu çoktan şu bacağı aksayan sandalyede. Çekip gitmeli mi yoksa.
 
Gelmezsen, kaybolmalı sarı bir taksi içinde. Farkedilir mi yokluğum seçim yorgunu bu kentte.
Çayım bitsin kesin ayaklandıracağım yorgun bedenimi. Gelirsen burdayım, yetişemezsen, numarası belirsiz masada bulursun düzensiz notlarımı.
Hoşça kal !
Arkasından bir not daha. Bütün bu çabam seninle bir saat fazla yaşlanabilmek adına. Sırf bu nedenle bunca insanı beni göz uçları ile süzmelerine musade ediyorum. Elimde otel armağanı bir kalem ile yüzümü asıyorum pembe not defterinde. Senin ise, benimle geleceğin yok besbelli.
 
Çıkıp yürümeli sahil boyu, atlayıp taksiye, binip ilk vapura gidebilmeli. Sezen, Sezen dinlemeli. Sezen, Sezen dinlemeli... Çok çok düşünüp aklın dolduruşa tek gelebilmeli. El sallayıp yürüyebilmeli, ağızda sigara gözde kabadayılık eden bir öfke. Bir çırpıda kalkıp aşabilmeli şu eşiği !
 
İyi de yanımda bozuk para da yok. El çantamın içi aklımın kalabalığı, yerli yersiz. Kalkıp bir döviz bürosu bulabilmeli. İyi de sen ağlama diyor Sezen, ağlamayayım peki kim ödeyecek bu hesabı. Sezen anlamıyor vakitlice gitmeli.
 
Bir çayın bedeli bir lira. Ödenir. Sensiz yaşanan bir saatin bedelini sen dahil kim bilebilir.
İyi de nasıl kalkıp gitmeli, dısarışı karanlık. Dışarıda korkutan bir sessizlik. Dışarısı hiçlik.
İyi de öylesine yabancıyım ki, ben şimdi hesap da isteyemem !
 
 
 
İki Yüz Altmış Üçüncü Gün