Mevsimsiz
Benceajans
Melih Coşkun - Tek Başına Bahar

Havuzda Yaratım Süreci: Ayna İçinde Ayna

HAVUZ (SWİMMİNG POOL)

 

Yönetmen       : François Ozon

Senaryo          : François Ozon, Emmanuele Bernheim

Oyuncular      : Charlotte Rampling, Ludivine Sagnier, Charles Dance, Marc Fayolle,

  Jean Marie Lamour, Mireille Mosse

Konu               : Ünlü İngiliz polisiye yazarı Sarah Morton yeni kitabını yazmak amacıyla yayımcısının Fransa’daki evine gider. Yayımcısının kızı Julie’ nin habersiz bir şekilde eve gelmesi yazarın rahatsız olmasına ve kitabı yazmak için yaptığı planların bozulmasına neden olur.

(2003 Fransa-İngiltere, 102 dk.)

 

 

Ne havuz başında iki kadın arasında yaşanan ilişki ne de tecrübeli ile aceminin oyunculuk kapışması ya da paslaşması. Önemli olan bu ilişki ve iki oyuncuyla, yaratma kavramının ve yaratma eyleminin son derece ince, yaratıcı bir sinema diliyle nasıl anlatıldığı. Bir insanın yaratma sürecinin nasıl ayrıntılarla bezenerek olanca çıplaklığıyla beyaz perdede gözler önüne serildiği.

 

Film boyunca yaratma sürecinin aşamalarını ve bu aşamalarda yaratıcı kişiyle, yaratılan karakter kişisinin değişimi çok açık görülebilir. Öykü geliştikçe, birbirlerini etkileyen bu iki kişinin davranış ve hissediş biçimlerindeki değişimden, kostümlere, yüz makyajına kadar varan bir dönüşüm sözün konusu.

 

Yaratım sürecinin verdiği ilk sancı gecikmeden geliyor filmin başında. Tıkanmışlık yaşanıyor gibi görünse de bir şeyler yaratma ihtiyacının getirdiği gerginlik ve ayrıca daha farklı şeyler üretme isteğinden kaynaklanan bir hoşnutsuzluk sınıra dayanmış durumda. Bir de farklı şeyler üretme isteğini kışkırtan kıskançlık. Yaratma kıskançlığı: ödül almış genç yazara ve hatta posterine takındığı tavır. Yayıncının onun kendini iyi hissetmesi için kendi deyimiyle pohpohlamak için genç yazarı acemi, çaylak sözcükleriyle kötülemek zorunda kalmasındaysa Ozon gerçekçiliği yine devrede. Bazı kimselerin diğerlerinden çoğunlukla yaşça önde oldukları için ürünlerini daha önce ortaya koyup takdir kazanmış olmalarından dolayı onlar usta, diğerleri çaylak.

 

Bu doğum sancısını yazarın en verimli şekilde üretebilmesi için gerekli olan şartların yerine getirilmesi izler. Sıkıldığı hayatından uzaklaşmak düşüncesi ve kadınlık durumları da (yayıncısına duyduğu ilgiyle onun da geleceğini umut etmesi) eklenince yazar başka bir ülkede, ağaçlar içinde bahçesinde havuzu olan bir evde, çalışacağı ortamı hazırlamak için işe koyulurken bulunur. Yeni ve bambaşka bir mekanda ama çalışma alışkanlığına uygun şekilde düzenlenecek olan bir masanın başında, yanında getirdiği prizleri çantasından çıkarırken.

 

Bundan sonraki karelerde sadece çalışma alışkanlıklarını değil, günlük hayatta sürdürdüğü eylemleri de (yeme-içme, titizlik) beraberinde getiren kadın-yazar görülür. Kendinden hoşnut olmayan, bedenini sevmeyen, aynı tür yiyecekleri tüketirken bile cimri davranan, kendini yaşamın pek çok nimetinden mahrum bırakmayı ya da bunlardan sadece kırıntılar toplamayı seçmiş bir kadın. Julie’nin yiyeceklerinden incecik kesip yemesi, içkisinin üzerine içtiği kadar su eklemesi gibi, kendisinin yaşamadığı ama başkalarının yaşadıklarından esinlenip yazan, bu esinlenmenin üzerine yetenek, emek ve tabi ki kendinden de ekleyerek geri veren bir yazar.

 

Öyküye kendini de koyan yazarın dönüşümünü bir bir göz önünde gerçekleştiren yönetmen yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişkiyi de incelikle geliştiriyor. Evi ve yalnızlığını paylaşmak zorunda kaldığı, varlığından ve yaşama biçiminden rahatsız olduğu, yayımcısının kızı Julie, bir süre sonra yazarın esin kaynağı haline geliyor. Ve yazar tarafından bir şekilde sevilerek nefret-sevgi dönüşümü gerçekleşiyor.

Yazar hem yaratıcı kişilik hem de kadın olarak Julie’ yi kitabı için esin kaynağı yaparak bir taşla birkaç kuş vurmuş oluyor. Öncelikle rahatsız olduğu bir şeyi kullanmaya karar vererek rahatsızlık gibi rahatsız edici bir durumu ortadan kaldırıyor.Ayrıca kitabı için bir kahraman yaratmış oluyor. Hem kitabı hem de ilişkileri geliştikçe iyi vakit geçirmeye başlayınca çalışmak için ayırdığı zaman bir tür eğlenceli ama verimli bir tatile dönüşüyor.

Yapamadığı şeyleri kahramanına yaptırarak ve kendini de öykünün içine sokarak zaaf ve zayıflıklarını ortaya koyan yazar belki de kendini tamir ediyor. Bilincinde ve bilinçaltında birikmiş pek çok sapkınlığı Marquis de Sade’ ın şatosuna yakın olan bu ev, balkon ve havuz üçgeninde açığa çıkarıyor. Olumlu olan ve hoşlandığı yönlerini öyküde geliştirerek kendinden hoşlanan, erkekler tarafından beğenilen, başka bir kadına tercih edilen bir kadın haline geliyor. Kendine kendini sevmeyi öğretiyor. Sahip olmadığı annelik, dostluk vb. özlemini çektiği pek çok şeyi yaşatıyor kendine. Ayrıca çim biçme makinesinin bile gürültüsünü duymayan, yaşanan gerilimden hiç rahatsız olmadan çok hızlı ve hazla yazan, yazarken klavyenin üzerinde neredeyse elleri uçuşarak kaybolan bir yazar olma hayalini de gerçekliyor.

Yazmak için her şeyi hatta kendini esin kaynağı ve konu malzemesi olarak kullanırken yazıyı ve yazdıklarını kendini iyileştirmek ve iyi hissetmek için de kullanmış olmasını tek sözcük açıklar: Sağaltım. Ve sonuç: İstediği gibi yazabildiği üstelik uzman olduğu gerilim türünü de içine katabildiği bir eser. Mutlu, tatmin olmuş, sevgi dolu bir kadın, bir yazar.

Anlamının dışına çıkıp başka anlamlar üstlenen şey’ler de var film boyunca. Örneğin havuz ve balkon. Film bitti ama hâlâ orada bir başka gerçekliği, bir başka kurmacayı bekler gibiler. Üzerinde yüzen kırmızı yatakla havuzda romantizm, zevk, eğlence el ele. Havuz ve tehlike söyleyecek çok sözü olan ama konuşmayan duvarlar gibi. Sessiz, başkalarına bağımlı ama güçlü. Balkon ise dış dünyaya dilediği gibi açılan bir kapı. İletişim. Röntgencilik. Teşhircilik. Davet. Yazarın ilk eve geldiğinde dolapta gördüğü çok sonra giydiği kırmızı elbise. Duvardan indirdiği haç... Julie’nin giydiği yüksek topuklu mantar terlikler. Bikiniler, donlar. Silaha dönüşen gece lambası. El arabası. Günlük. Günlüğün içindeki fotoğraf. Öykünün hayal ürünü olduğunun ipucunu vermeye başlayan karelerden birinde: Bir cüce…

 

Öyküde yer alan iki kadının ayrı, filmde yer alan iki oyuncunun ayrı ele alınacağı nadir eserlerden biri Havuz. Rol kişisinin seyirciye oyuncuyu unutturduğu. Bazen Julie karakterinin gelişme sürecinde bazen de giderek güzelleşen Sarah karakterinin etkisinde kalmadan oyuncular görülemiyor. Julie karakterinde ise 8 Kadın filmindeki küçük erkeksi Catherine’ i  değil görmek, Ludivine Sagnier de görülmüyor . Üstelik Julie yi severek çıkılıyor filmden.

 

İlk başta bu kadar çok çıplaklığın nedeni çözülemiyor. Ve filmden çıkıldığında basit bir film izlendiği düşünülerek Ozon için endişeleniliyor. Ama düşündükçe çok iyi düşünülmüş, iyi çekilmiş üstelik entelektüel bir film izlendiğinin heyecanla farkına varılıyor. Bu kadar çok çıplaklığın nedeni ise yönetmenin yazarın kafasındakilere ve hayallerine sansür getirmemesi diye açıklanabilir. Ya da yazarın yazdıklarına müdahale etmemesi de denebilir. Buradan, yazdıklarına saygı gösterip hepsini filme çekerek yazara duyduğu saygının aynısını yaratıcı eylemde bulunan kişi olarak François Ozon da talep ediyor fikrine varılabilir mi? Ayrıca yazılanlara sansür getirmeyip hepsini çekerken kullandığı yaratıcı dille çirkinleşmeden hatta sevdirerek sığlık ne kelime derin bir estetik yapıda kendi dilini konuşturabilen yönetmen, kahramanı (yazar) gibi saygıyı ve mutlu olmayı hak etmiyor mu?

 

Ozon bu filmin yönetmeni olabilir ama öykünün ve emeğin sahibi olarak inisiyatifi yazarda bırakmış. Zaten Julie filmin bir karesinde yazar Sarah Morton’a bir soru soruyor "polisiye yazarı olduğun için mi tutuklanmayacağım?" diye. Sarah çok emin bir yanıt veriyor: "Kesinlikle evet." Tabi ki tutuklanmayacak çünkü o öyle istiyor ve öyle yazacak. Nasıl yazar kahramanının (Julie’nin) onu etkilemesine ve öykünün yazılmasına bire bir etkide bulunmasına izin verdiyse, yönetmen de kahramanına ve oyuncusuna müdahale özgürlüğü vermiş gibi bir görüntü çiziyor. Oysa ayna içinde ayna örneği yazarı da meydana getiren Ozon olduğuna göre kahramanını istediği gibi düşündüremez onun hayallerini yönlendiremez miydi? Aslında yönlendirmiş.

 

Derdini çok iyi anlatmış olmasının yanı sıra eğlendiği ve en çok da sevdiği için yaptığı izlenimi veren bu filmle yönetmen de bir sağaltım yaşamıştır mutlaka. Sonuç: İyi bir François Ozon Filmi.