Mevsimsiz
Benceajans
Teoman Arkas - Transaşk

’Karşı Pencere’ye Bir Bakış

          Yönetmen Ferzan Özpetek’in Karşı Pencere / La Finestra Di Fronte adlı filmi, Aralık-2003 ayının son haftasında gösterime girdi. Konusu itibariyle marjlarda gezinen iletiler vermekle birlikte, bütününde derli toplu ve ilgi çekici bir anlatımı var bu filmin. Özpetek; işsizlik, kanıksama ve parasal sorunların evlilikte aşkı öldürmesi, yahudilik( semitizm anlamında ), anti-faşizm, gözetlemecilik ve eşcinsellik gibi Avrupa’da ün yapmak veya kazanılmış bir ünü devam ettirmek için olmazsa olmaz marjinal temaları yumuşak dokunuşlarla işlemiş filminde. Her sanat yapıtında olduğu gibi, kişiliğinden, dünyaya bakış açısından bir şeyler katmış ve içindeki marjinalliklerle güzel bir “pasta” çıkarmış ortaya Ferzan Özpetek.

 

Karşı Pencere’nin başlangıcında zaman zaman hafızasını kaybeden yaşlı adam Davide’nin Giovanna ile Filippo tarafından aile içine taşınması  kanımca “filim icabı” diyebileceğimiz türden, gerçekliğe göre olasılığı çok sınırlı bir gelişme olarak ortaya çıkıyor. Zaten sorunları, özellikle maddi sorunları olan “genç” bir ailenin içine sokaktan hasta ve yaşlı bir adamın getirilmesi seyirci açısından ikna edici olamıyor. Bu bağlamda Özpetek sanki “sol söylemli” Türk filmlerini hatırlatan bir anlatım sergilemeye başlıyor birden... Karelerin içindeki görüntü kompozisyonları böyle bir izlenim yarattı bende.Özellikle yan konu niteliğindeki anti-faşist öykü, senaryoda öyle ustaca kurgulanmış ki, yaşlı Davide’nin yahudi kurtarıcısı Shindlervari kahramanlık öyküsüne koşut eşcinselliği seyircide olumsuz bir izlenim yaratmıyor, hatta seyirci tarafından Nazi aleyhtarlığı söylem içinde gözardı edilecek olumsuz bir ayrıntı olarak nitelendiriliyor. Bu açıdan senaryonun, kurgusu ve akışı yönünden gerçekliğe göre kimi mantıksal boşluklarına rağmen başarılı olduğunu söylemeliyim.

           

            Filmdeki geri dönüşler de başarılı. Yukarıda değindiğim, İhtiyar Davide’nin bir mahalle dolusu yahudiyi kurtarmasının öykü değil de görüntü olarak verilmesi, Filmi tam anlamıyla yeni bir “Shindler List” kopyasına dönüştürebilirdi. Bu tuzağa düşmemiş yönetmen. Özpetek, batı film piyasasında öncelikle Yahudi ve Nazi karşıtlığı propagandası yapılarak daha yukarlarda bir yerlere ulaşılabileceğini bilmesi bakımından “olumlu ve verimli” bir yolda. Bu sürecin ilersinde Hollywood’dan da geniş bütçeli teklifler almasına şaşırmamak gerek.

           

            Tekrar filme dönersek...Karşı Pencere’deki bankacı Lorenzo karakteri de “Avrupai” bir tercihi düşündürüyor. Çünkü Giovanna’nın işsiz ( veya part-time küçük bir işte az ücretle çalışan) kocası Filippo daha “erkek” özellikli bir tip. Daha doğrusu Filippo bir “Akdenizli”, hatta ona rahatlıkla bir “Türk” erkeği de denilebilir. Özpetek, Filippo’nun temsil ettiği bu tipi, Avrupai, romantik hatları olan yakışıklı bankacı Lorenzo ile eleştiriyor. Seyrederken, Filippo ile Lorenzo yer değiştirseydi film Türk filmi olurdu diye aklıma geldi. Bu belki benim filmde Türk havası, çizgileri arama saplantımla da bağlantılı olabilir. Yani bir ölçüde “Türk bakış açısından” yaklaşmış olabilirim filme...

 

Giovanna’nın yaptığı türden tutkulu aşk kaçamakları, genellikle işsiz güçsüz, romantik serseri tipli erkeklerle yapılır... Veya biz mi öyle şartlandırılmışız onu bilemem. Giovanna aileden ve evliliğinin sıradanlığından sıkılan bir kadın neden Lorenzo gibi bankacı, yani ciddi işi olan düzgün birisiyle maceraya girsin ki?.. Yoksa hem aşk hem de maddi sorunu olmayan bir değişiklik mi arıyor Giovanna? İşte filmin tam burasında aile kurumunu yıkmıyor Özpetek ama, romantik bir İtalyan erkeği ile kaçamak yaptırarak özgürleşme sürecine sokuyor kadın karakterini sonra da vicdan azabı denilecek tersine bir bakışla suçlu ve kurtulmuş biri olarak evine döndürüyor. Aile konusunda tam olarak marjinal düşünmüyor Özpetek; seyircisini marjinalin yakınına kadar götürüp geri getiriyor. Kadın karakteri Giovanna’yı yavaş yavaş özgürleştiriyor sanki...Giovanna önce işinden ayrılıyor; bu, olumsuz maddi koşullarına karşın, cesur bir seçim, pasta yapma konusunda ihtiyar Davide’nin de desteğiyle kendini geliştiriyor...

Giovanna’nın karşı pencereyi sürekli gözetlemesinde de bir marjinallik ve aykırılık var.

Bu, basitçe, ruhçözümcüler tarafından cinsel sapma olarak sınıflandırılan röntgencilik/ gözetlemecilikten başka bir şey değil... Özpetek, bu normaldışı cinsel davranışı da ustaca eritiyor aşkın içinde. Kısaca, filmde kullanılan marjinallikler, normal dışı denebilecek davranışlar, ilgi çekici bir kurgulama ile en muhafazakar seyirciyi bile rahatsız etmeyecek düzeyde sunuluyor. Kızmıyorsunuz, yadsıyamıyorsunuz da... Bir yerde hepimiz insanız ve masum değiliz demek istiyor; Giovanna’nın kişiliğinde bu yönlerimizle de yüzleştiriyor bizi Özpetek. Başlangıçta da belirttiğim gibi yumuşak dokunuşlarla sunuyor olumsuzlukları ve asla katı yargılarla ikna etmek istemiyor...Zaten filmin sonunda da tam bir “son” yok; “olabilir de olmayabilir de” diyeceğiniz yoruma açık bir “son” ile noktalanıyor film. Şöyle diyebilirim: “Cennetin Ötesi” filmindeki katı yargıların ve “kader” benzeri gelişmelerin hiçbirisini göremiyorsunuz “Karşı Pencere”de. Bir yarasa ısırığı ile acıtmıyor duygularınızı bu film ve kendinizi rahatlıkla teslim ediyorsunuz.

           

               Karşı Pencere’de Giovanna karakterini oynayan Giovanna Mezzogiorno’nun fiziği ve davranışları bakımından biraz daha özgür, uzlaşmaz ve soğuk/katı bir kadın rolü için daha uygun olabileceğini düşündüm. Özpetek, oldukça duygusal, bağımlı, çelişkili ve kararsız bir karakteri temsil edebilecek bedensel çizgileri olan bir oyuncuyu da seçebilirdi bu rol için. Herneyse, Ferzan Özpetek, sınırlı, içiçe bağlantılı, aile, anti – faşist yahudi kahramanlığı ve kaçamak bir aşk öyküsü  üzerinde yoğun çalışarak keyifle seyredilen Avrupalı bir film ortaya çıkartmış. Kılı kırk yarıp eleştirilecek noktalar bulmak için eşelenmenin alemi yok! Film bütünü ve akışı itibariyle çok iyi bir seyirlik. Karşı Pencere’de, Türk olarak düşünülen( mantality) ne varsa tam tersinin yapıldığını görüyorsunuz. Bu bakımdan Özpetek Türk bireyinin batılı düşünce yapısını benimsemesi ve bir profesyonel olarak işine yansıtması bakımından ilginç ve dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Ferzan Özpetek’in Avrupa sineması ve Avrupa değerleri çerçevesinde film yapmaya devam etmesi kuşkusuz çok daha iyi olur. Onun kariyer endişesiyle Amerikan ve yahudi propagandasının dayanılmaz parasal cazibesine kapılarak başka evrensel “değerlerin” güdümüne girerek filmler yapması, yani bir yerde “kullanılmaya” ses çıkarmaması kariyerinin karabasanı olacaktır.

 

 

 

                                                                                               

Abdullah Şevki