Mevsimsiz
Benceajans
Cüneyt Ayral - Müjgan

Issız Ada'm

 

“Aşkın pezevenkleri”, insanların kendilerini âşık olmuş sanmalarını sağlayan ortam ayrıntılarıdır.

 

            Hani hepimiz biliriz ya, ay ışığında dalga sesleri eşliğinde ateş yakıp müzik yapan bir grupta âşık olmayan, adeta hayat karşı gelmiş gibi algılanır. Bu ortamlarda grubun sayısı oranında en az bir ya da iki ilişkinin kıvılcımının atıldığına tanık olmuşuzdur. Hatta şaşırtıcıdır ki, en berbat kişilikli adamlardan ya da kadınlardan bile hoşlanıldığı olmuştur buna benzer ortamlarda.

 

Filmdeki o akşam yemeğini bu açıdan değerlendirirsek, Ada’yı karşı koyamaz halde bırakıp teslim alan ayrıntıları daha rahat görebiliriz. Ne kadar sağlam ve güzel bir duruş yaratabilmiş bir kadın da olsa, şarap, etkileyici bir aşçılık, güzel bir yemek, şaşırtıcı cümleler ve o harika müzikler bir araya geldiğinde karşı koymak ve sahip olduğu duruşu koruyabilmek imkânsız bir hal alıyor.

 

Ve gece zafer! İle sonuçlanıyor.

 

Acaba Alper’in, ne kadar “zor” olursa olsun, bir kadını kafasına taktığında eninde sonunda yatağa atabilme yeteneğinin kaçınılmaz sonucu mudur; Yoksa Ada gibi bir kadının, ne kadar kaliteli, akıllı, güçlü ve emin bir duruşa sahip olursa olsun, bazı “aşkın pezevenkleri” karşısında hep yenileceği zavallılığı mıdır bu zafer?

 

İlk öpme girişiminden sonra birden dağılan Ada’nın evden gitmek için kapı kolunu büyük bir kararlılıkla tutmuşken bir an duraksaması karşısında,  artık “işinde” uzmanlaşmış olan Alper’in yüzünde beliren küstah gülümseme, bu imkânsızlığı defalarca ispatlıyordu.

 

            Evet, film güzeldi ve Çağan Irmak yine iyi bir iş çıkarmıştı. Kutluyorum.

 

Lakin bir de perdenin bu tarafında başardıkları için kutlamak istiyorum. Ben, bir filmden sonra erkeklerin kadın; kadınların da erkek rolü oynayan oyuncuya hayran, hatta âşık olmalarına artık alıştım. Bu beni fazla yormuyor fakat bu filmde o kadar rahat olamadım.

 

Ada, her haliyle ortada. Pek bir söz söylemeye gerek bırakmıyor. Peki ya Alper? Filmi izleyip de Alper’e iç geçirmemiş kadına ya da genç kıza rastlamadım diyebilirim. Bunun oyunculuktan kaynaklanan bir hayranlık olduğunu düşünemiyorum. Çünkü erkeğin oyunculuğu, bayanınkinin yanında son derece yetersizdi diyebilirim. Buna rağmen filmde bizzat Alper’e bir hayranlık duyuldu.

 

Peki, Alper’e duyulan hayranlık nereden oluştu?  

 

Her gece farklı kadınlarla yatmaktan, hatta grup seks yapmaktan ve bir karı-kocayla aynı anda sevişmekten dahi keyif alabilen, ayrıca kadınları sadece orgazm olmak için bir teferruat olarak gören ve sevişmekle düzüşmek arasında tercihini hangi taraftan yana kullandığı gayet açık olan bir adamdan bahsediyorum. İlişki ya da hikâyesi ne kadar duygusal olursa olsun içindeki adam ortada.

 

Hayatın her anında maruz kaldığımız sevgisizlik, bizi “Böyle bir ilişki yaşayalım da isterse sapık olsun” noktasına mı getiriyor acaba?

 

Unutmayalım ki filmde iki ayrı Ada vardı. Biri, Alper’den önceki çiçek gibi Ada, diğeri, Alper’e maruz kalıp ufalanmış bir Ada.

 

Bu durumda Alper’e hayranlık duymak, bir kadının kendine hangi Ada olmayı yakıştırdığının fotoğrafı değil midir?

  • Son Eklenen Yorumlar
  • tşk ederim.
    akın yanık tarafından , 26.12.2010, 21:32 tarihinde yazılmış.