Yeşil Gece Romanı ve Oyunu
Sevgili Tuncer Cücenoğlu “Yeşil Gece” oyununu ilettiğinde soluksuz okuduğumu belirterek başlamak istiyorum yazıma. Soluksuz okumamın birçok “çünkü”sü var. Bunlardan ilki ve en önemlisi neden ve nasıl ortaya atıldığını bilmediğim bir şekilde Yeşil Gece adının “tez”li roman tartışmasıyla edebiyat gündemine girmiş olmasıydı. “Angajman” ve “tezli” roman kavramları üzerinden bir tartışma yürütülüyor gibi gözükse de iş sonunda gelip “Yeşil Gece”nin “tez”inin tartışmasına dayandırıldı. Böyle olması da Türkiye’yi biraz yakından takip edenler için şaşırtıcı olmadı. (Zaten bu ülkede “şaşırtıcı” ne olabilir ki?)
Belki de yıllar önce Sabiha Sertel’in “İlericilik ve Gerilik Kavgasında Tevfik Fikret”te adını koyduğu gibi, angajman mı, tez mi diye hedefi bulandırarak tartıştıkları şeyin temelinde “İlericik ve Gericilik Kavgasında Yeşil Gece”nin yatması, daha doğrusu asıl sorunlarının bu olmasıydı. Tartışma buydu ve asıl garibi “ilerici” bir roman olan Yeşil Gece’nin karalanmasında hepsi hem fikirdi. Tartıştıkları “tezi”, ilerici olan bir romanı nasıl karalayacaklarına dairdi. Bunu da bir dereceye kadar başardılar. Peki bu tartışmanın yapıldığı dönemde ülkede neler olmuş ona bakmak gerekmez mi? Durduk yerde Yeşil Gece’nin sahneye çıkarılmasının siyasal arka planının iyi okunması gerekir. Bu okumanın iyi yapılabilmesi için de gene Yeşil Gece’ye başvurmak kaçınılmazdır. 1928 yılında yazılan romanda idadi müdürü, o zaman için gericilik ve yobazlığın simgesi sarık ile ilericilik ve terakkiperverliğin simgesi olan fesi karşılaştırırken, “Sarıkla fesin uzlaşamayacağını söyleyenler bu manzara-i uhuvveti gördükten sonra acaba fikirlerini değiştirmezler mi? Ben, Galatasaray’da tahsil görmüş terakkiperver bir adamım ama hakikati söylerim. Sarıklılarla feslilerin din ve devletin selâmet ve itilası hususunda teşrik-i mesaisinden daima müfit neticeler beklenilebilirdi. Yazık ki bu iki kardeş zümre arasına nifak sokuldu.” der. (Yeşil Gece, s.50) Maddeci Şahin bu kez susar. Ama 52. sayfada İttihat ve Terakki’nin yerel yöneticisi ile Sarıova’nın yobazlarının temsilcisi Zühtü Efendi’nin içtiklerinin ayrı gitmediğini öğrenince de, “Bilmem neden bendenize, müderris efendi hazretleri ile katib-i mesul beyin bu ittifakı ihtiyar hocalardan daha korkunç görünüyor” diyecektir. (Yeşil Gece, s.52) Yobazlar ile burjuva siyasetçinin ittifakı… İşte bütün tartışma budur? Bu aynı zamanda Türkiye’yi 1950’lerde ve 12 Eylül’den sonra kıskacına alan gericiliğin nasıl bir sınıfsal ve ekonomik temelinin olduğunu bize gösteren satırlardır. Burjuva siyasetçisinin ve onun toplumsal temellerini bulduğu “yerel esnaf” gericiliğinin ittifakı. Türkiye’de gericilik bu iki temel üzerinde biçimlenir. Reşat Nuri Güntekin’in Şahin’e “müderris efendi hazretleri ile katib-i mesul beyin bu ittifakı ihtiyar hocalardan daha korkunç görünüyor” dedirtmesindeki kehanet bu ittifakın ne kadar “lanetli” bir ittifak olduğunu iyi görmesinden kaynaklanır.
Bugünün iktidarının da bu lanetli ittifakın uzantısı olması rastlantı değil kuşkusuz. Tıpkı Yeşil Gece’nin bu dönemde, yukarıda özetlemeye çalıştığım gibi tekrar tartışılmaya başlatılmasının rastlantı olmadığı gibi. Bu dönemin iktidarının başı kendi “kökleri”ni “Demokrat Parti”de bulması da rastlantı değildir. Peki “Kubilay”ın adının gündemimize tekrar girmesinin sadece bir profesörün onun adını anmasından kaynaklandığını mı düşünüyorsunuz? Öyleyse yanılıyorsunuz! Sivas kırımını yaşamış bir ülkede bunların hiçbirinin tesadüf olmadığını elbette biliyorsunuz ve Sivas kırımının onuncu yılında, ilericilik ve gericilik kavgasında Yeşil Gece’nin haklılığı ve önemi bir kez daha görülüyor.
“Angajman ve tez”li roman tartışmalarında hiç anılmayan bir olguya daha bakalım. Sanat eserinin “tez”nin, bir sanat eserini sanat eseri yapan olmazsa olmaz yapan koşullarından biri olduğudur. Haklıdan, ilerlemeden, devrimcilikten yana bir sanat eserinin, içine doğduğu, gerici, yoz, adaletsiz bir toplumsal sistemde nasıl önemli rol oynadığının da çok önemli bir kanıtıdır Yeşil Gece ve sanatı ideolojiler üzerinde gören anlayışın da iflasının kanıtıdır.
Yeşil Gece’nin Şahin’i tam bir roman kahramanıdır. Yani gerçek bir kahraman. Bir karakter. Edebiyat tarihimizin karakter olabilmeyi başarabilmiş ender roman kahramanlarından biri. Reşat Nuri Güntekin, onun acısını, acısından çıkan olgunluğunu, kişisel dönüşümünü öyle başarıyla verir ki. Onun idealizmden, materyalizme ilerleyişini satır satır okuruz. Bu Yeşil Gece’yi bir roman olarak da başarılı bir yapıt yapmaya yeter bir ölçüttür. Oysa materyalizmden, idealizme geçişin ışık hızıyla yaşandığı günümüzde ne kadar güzel bir karakterdir Şahin.
Bir Oyun Olarak Yeşil Gece
İşte bütün bunlardan sonra Tuncer Cücenoğlu’nun Yeşil Gece’si çıkıyor karşımıza. Onun ülkesine, insanlarına, dünyaya, çağına duyarlı yüreği ve kaleminden de başka bir şey çıkmasını beklemek imkansızdı zaten. Tıpkı şimdiye kadar yazdığı oyunlarında olduğu gibi, Sabahattin Ali de olduğu gibi… Yeşil Gece’de de haksız olanın, yoz olanın, geri olanın karşına dikiliyor Cücenoğlu. O haklı bir “tez”in üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, sanat eserine bir “zarar” vermeyeceğini çok iyi gören yazarlardan. O kalemiyle ülkesine ve zamanına tanık olmayı birincil görev olarak görüyor ve iyi de yapıyor. Yeşil Gece’yi bir “kara güldürü” olarak karşımıza çıkarması ise ayrı bir yaratıcılık örneği. Kara güldürü, bakıp da göremediklerimizi suratımızın ortasına şak diye oturtan bir türdür. Şahin’in kara güldürüsü kendi idealist dünyamıza inen ağır bir tokattır. Yaşadığımız anı ve mekanı iyi sorgulamamızı öğreten çok ağır bir tokat. Eh böyle okkalı bir tokadı atsa atsa sanat yapıtı atabilirdi. Cücenoğlu, Yeşil Gece’nin bize 1930’larda attığı tokadın anlamını bugün daha iyi gösteriyor.
Cücenoğlu, haklıdan ve ilericilikten yana tavrını sürdürüyor. İyi ki de sürdürüyor. Siyasetin köreldiği, romanın, şiirin, müziğin –hele müziğin-, tiyatronun bitip bitmediğinin de tartışıldığı bir zaman diliminde Yeşil Gece’siyle, hem tiyatronun, hem sanatçı tavrının nasıl olması gerektiğini çok iyi gösteriyor. Kuşkusuz bakmasını ve okumasını bilene…
Belki de yıllar önce Sabiha Sertel’in “İlericilik ve Gerilik Kavgasında Tevfik Fikret”te adını koyduğu gibi, angajman mı, tez mi diye hedefi bulandırarak tartıştıkları şeyin temelinde “İlericik ve Gericilik Kavgasında Yeşil Gece”nin yatması, daha doğrusu asıl sorunlarının bu olmasıydı. Tartışma buydu ve asıl garibi “ilerici” bir roman olan Yeşil Gece’nin karalanmasında hepsi hem fikirdi. Tartıştıkları “tezi”, ilerici olan bir romanı nasıl karalayacaklarına dairdi. Bunu da bir dereceye kadar başardılar. Peki bu tartışmanın yapıldığı dönemde ülkede neler olmuş ona bakmak gerekmez mi? Durduk yerde Yeşil Gece’nin sahneye çıkarılmasının siyasal arka planının iyi okunması gerekir. Bu okumanın iyi yapılabilmesi için de gene Yeşil Gece’ye başvurmak kaçınılmazdır. 1928 yılında yazılan romanda idadi müdürü, o zaman için gericilik ve yobazlığın simgesi sarık ile ilericilik ve terakkiperverliğin simgesi olan fesi karşılaştırırken, “Sarıkla fesin uzlaşamayacağını söyleyenler bu manzara-i uhuvveti gördükten sonra acaba fikirlerini değiştirmezler mi? Ben, Galatasaray’da tahsil görmüş terakkiperver bir adamım ama hakikati söylerim. Sarıklılarla feslilerin din ve devletin selâmet ve itilası hususunda teşrik-i mesaisinden daima müfit neticeler beklenilebilirdi. Yazık ki bu iki kardeş zümre arasına nifak sokuldu.” der. (Yeşil Gece, s.50) Maddeci Şahin bu kez susar. Ama 52. sayfada İttihat ve Terakki’nin yerel yöneticisi ile Sarıova’nın yobazlarının temsilcisi Zühtü Efendi’nin içtiklerinin ayrı gitmediğini öğrenince de, “Bilmem neden bendenize, müderris efendi hazretleri ile katib-i mesul beyin bu ittifakı ihtiyar hocalardan daha korkunç görünüyor” diyecektir. (Yeşil Gece, s.52) Yobazlar ile burjuva siyasetçinin ittifakı… İşte bütün tartışma budur? Bu aynı zamanda Türkiye’yi 1950’lerde ve 12 Eylül’den sonra kıskacına alan gericiliğin nasıl bir sınıfsal ve ekonomik temelinin olduğunu bize gösteren satırlardır. Burjuva siyasetçisinin ve onun toplumsal temellerini bulduğu “yerel esnaf” gericiliğinin ittifakı. Türkiye’de gericilik bu iki temel üzerinde biçimlenir. Reşat Nuri Güntekin’in Şahin’e “müderris efendi hazretleri ile katib-i mesul beyin bu ittifakı ihtiyar hocalardan daha korkunç görünüyor” dedirtmesindeki kehanet bu ittifakın ne kadar “lanetli” bir ittifak olduğunu iyi görmesinden kaynaklanır.
Bugünün iktidarının da bu lanetli ittifakın uzantısı olması rastlantı değil kuşkusuz. Tıpkı Yeşil Gece’nin bu dönemde, yukarıda özetlemeye çalıştığım gibi tekrar tartışılmaya başlatılmasının rastlantı olmadığı gibi. Bu dönemin iktidarının başı kendi “kökleri”ni “Demokrat Parti”de bulması da rastlantı değildir. Peki “Kubilay”ın adının gündemimize tekrar girmesinin sadece bir profesörün onun adını anmasından kaynaklandığını mı düşünüyorsunuz? Öyleyse yanılıyorsunuz! Sivas kırımını yaşamış bir ülkede bunların hiçbirinin tesadüf olmadığını elbette biliyorsunuz ve Sivas kırımının onuncu yılında, ilericilik ve gericilik kavgasında Yeşil Gece’nin haklılığı ve önemi bir kez daha görülüyor.
“Angajman ve tez”li roman tartışmalarında hiç anılmayan bir olguya daha bakalım. Sanat eserinin “tez”nin, bir sanat eserini sanat eseri yapan olmazsa olmaz yapan koşullarından biri olduğudur. Haklıdan, ilerlemeden, devrimcilikten yana bir sanat eserinin, içine doğduğu, gerici, yoz, adaletsiz bir toplumsal sistemde nasıl önemli rol oynadığının da çok önemli bir kanıtıdır Yeşil Gece ve sanatı ideolojiler üzerinde gören anlayışın da iflasının kanıtıdır.
Yeşil Gece’nin Şahin’i tam bir roman kahramanıdır. Yani gerçek bir kahraman. Bir karakter. Edebiyat tarihimizin karakter olabilmeyi başarabilmiş ender roman kahramanlarından biri. Reşat Nuri Güntekin, onun acısını, acısından çıkan olgunluğunu, kişisel dönüşümünü öyle başarıyla verir ki. Onun idealizmden, materyalizme ilerleyişini satır satır okuruz. Bu Yeşil Gece’yi bir roman olarak da başarılı bir yapıt yapmaya yeter bir ölçüttür. Oysa materyalizmden, idealizme geçişin ışık hızıyla yaşandığı günümüzde ne kadar güzel bir karakterdir Şahin.
Bir Oyun Olarak Yeşil Gece
İşte bütün bunlardan sonra Tuncer Cücenoğlu’nun Yeşil Gece’si çıkıyor karşımıza. Onun ülkesine, insanlarına, dünyaya, çağına duyarlı yüreği ve kaleminden de başka bir şey çıkmasını beklemek imkansızdı zaten. Tıpkı şimdiye kadar yazdığı oyunlarında olduğu gibi, Sabahattin Ali de olduğu gibi… Yeşil Gece’de de haksız olanın, yoz olanın, geri olanın karşına dikiliyor Cücenoğlu. O haklı bir “tez”in üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, sanat eserine bir “zarar” vermeyeceğini çok iyi gören yazarlardan. O kalemiyle ülkesine ve zamanına tanık olmayı birincil görev olarak görüyor ve iyi de yapıyor. Yeşil Gece’yi bir “kara güldürü” olarak karşımıza çıkarması ise ayrı bir yaratıcılık örneği. Kara güldürü, bakıp da göremediklerimizi suratımızın ortasına şak diye oturtan bir türdür. Şahin’in kara güldürüsü kendi idealist dünyamıza inen ağır bir tokattır. Yaşadığımız anı ve mekanı iyi sorgulamamızı öğreten çok ağır bir tokat. Eh böyle okkalı bir tokadı atsa atsa sanat yapıtı atabilirdi. Cücenoğlu, Yeşil Gece’nin bize 1930’larda attığı tokadın anlamını bugün daha iyi gösteriyor.
Cücenoğlu, haklıdan ve ilericilikten yana tavrını sürdürüyor. İyi ki de sürdürüyor. Siyasetin köreldiği, romanın, şiirin, müziğin –hele müziğin-, tiyatronun bitip bitmediğinin de tartışıldığı bir zaman diliminde Yeşil Gece’siyle, hem tiyatronun, hem sanatçı tavrının nasıl olması gerektiğini çok iyi gösteriyor. Kuşkusuz bakmasını ve okumasını bilene…
Anasayfa
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
www.mevsimsiz.net © 2010











