Repertuar Politikaları Değişmelidir
Ödeneğini devletten ya da belediyelerden alan topluluklara insanları uyarmayan oyunlar yakışmıyor
Repertuar politikasının ne ve nasıl olması gerektiğini anlatmazdan önce, “ülkemizdeki tiyatroları genel olarak nasıl sınıflandırabiliriz?” sorusunun yanıtını vermeye çalışalım.
Bu sınıflandırmada ülkemizde tiyatro etkinliğini yaygın olarak yapmakta olan ödenekli tiyatrolar ilk sıradaki yerlerini almaktadır. Ödenekli tiyatrolar dediğimiz zaman akla ilk, ülkemizin on iki bölgesinde etkinliğini sürdüren Devlet Tiyatroları gelir. Ödeneğini ilgili Bakanlıktan almaktadır bu cumhuriyet kurumumuz.
Gene ödenekli tiyatrolarımızın en önemlisi, yalnızca İstanbul’da etkinliğini sürdürmekte olan ve bugünlerde kuruluşunun 90 ıncı yılını kutlamakta olan İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’dır.
Bakırköy Belediye Tiyatroları, İzmit Şehir Tiyatrosu, Eskişehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu da ödeneğini ilgili belediyelerden alan ödenekli tiyatrolarımızdandır.
Özel tiyatrolarımıza gelince, özellikle İstanbul ve Ankara’da toplanmışlardır. Bunlar yaptıkları turnelerle ülkemizin en uzak yerlerine bile ulaşmaya çaba gösteren topluluklardır.
Ankara Sanat Tiyatrosu, Ekin Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu, Kent Oyuncuları, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Tiyatro Stüdyosu, Tiyatro İstanbul, Tiyatro Kare, Ortaoyuncular, BKM, Yeditepe Oyuncuları, Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu, Oya Başar-Levent Kırca Tiyatrosu, Nejat Uygur Tiyatrosu, Semaver Kumpanya ve benzeri bir çok özel tiyatromuz vardır ve bu topluluklar varlıklarını sürdürebilmek için büyük bir savaşım vermektedirler…
Her yıl aldıkları, yalnızca bir iki aylık ilan paralarını bile karşılayamayan, sözüm ona devlet desteğiyle ayakta durmaya çalışan bu toplulukların çabaları her türlü takdirin üstündedir…
Amatör tiyatrolara gelince hiçbir yerden parasal destek almadan, bir yerlere sığınarak tiyatro yapmaya çalışan ve bunu da büyük bir özveriyle gerçekleştirmek için çaba gösteren genç topluluklardır. Bazen bir Üniversite bünyesinde, bazen de bir dernek çatısı altında toplanıp, gerektiğinde ceplerinden de harcayarak tiyatro eylemini sürdürmeye çalışırlar… Bütün ülke genelinde sayıları sanırım yüzleri aşmaktadır.
Bu üç başlık altında da olsa, tiyatro etkinliğinin gerçekleştirilmesi için, oyun seçimi yapılmak zorundadır…
Ancak bu seçimlerde tiyatronun parasal olanakları, kadrosu, salon ve turne durumları ve benzeri bir çok koşulun değerlendirilmesi doğaldır.
Bu bağlamda ödenekli tiyatroların özel tiyatrolara oranla daha avantajlı oldukları su götürmez bir gerçektir. Örneğin daha geniş kadrolu oyunları seçip oynayabilirler. Pahalı yapımları gerçekleştirebilirler.
Özel topluluklar ise başta salon kirası olmak üzere, sanatçı aylıkları, tanıtım giderleri ve benzeri bir çok sorunu göz önüne alarak seçerler oyunlarını… Az kişili ve gişe yapması beklenen oyunların seçimi kaçınılmazdır özel tiyatrolar için...
Amatör tiyatrolara gelince, onlar da aynen ödenekli tiyatrolar gibi oyuncu bakımından kesinlikle sıkıntı çekmezler… Onların sıkıntıları daha önce de belirttiğimiz gibi daha değişik farklılıklar gösterir…
Peki tiyatrolarımızın kendi koşullarında seçecekleri oyunların içerikleri, türleri ve en önemlisi iletileri ne olmalıdır?
Kuşkusuz bu soru başka soruları da getiriyor akla…
Tiyatro niçin yapılmalıdır? Bu etkinliği yalnızca kişisel bir doyum aracı olarak görebilir miyiz?
Ülkemizin ve Dünyanın içinde bulunduğu bir çok açmaza yanıtlar aramayan, insanlara moral vermeyen, onları uyarmayan/sarsmayan bir sergileme, özellikle ödeneğini devletten ya da belediyelerden alan topluluklara yakışıyor mu?
Yoksa, tiyatronun insanlığın varolmasından bu yana yaşamasının temel nedeninin, muhalefet etmek olduğu bilinçli olarak göz ardı mı ediliyor?
Gündem belirleyecek bir çok oyun raflarda beklerken, neden suya sabuna dokunmayan, sözü olmayan, içeriği boş, kendi ülkelerinde bile bu sayıda sahnelenemeyen yazarların oyunları seçilip ısrarla sunuluyor halkımıza?
Özellikle gericiliğin her alanda azgınlaştığı, Cumhuriyetimizin büyük tehlike altında olduğu, ilerici güçlerin umutsuz bir dağınıklığı yaşadığı böyle bir ortamda neler yapılıyor tiyatro bağlamında?
Kaldı ki çekingen davranışlarımız, kurumlarımızın yaşamasını sağlayabilir mi?
Kuşkusuz öngörüsü olan tiyatro yöneticilerinin, tiyatro sanatçılarının, yazarların bu ve benzeri soruları yanıtlaması gerekir özellikle bu günlerde…
Yanıtların bizi götüreceği yer ise, hiç kuşkunuz olmasın, tiyatroların repertuar politikalarının nasıl olması gerektiğinde odaklanacaktır.
Not: Bu yazı 9.03.2004 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Repertuar politikasının ne ve nasıl olması gerektiğini anlatmazdan önce, “ülkemizdeki tiyatroları genel olarak nasıl sınıflandırabiliriz?” sorusunun yanıtını vermeye çalışalım.
Bu sınıflandırmada ülkemizde tiyatro etkinliğini yaygın olarak yapmakta olan ödenekli tiyatrolar ilk sıradaki yerlerini almaktadır. Ödenekli tiyatrolar dediğimiz zaman akla ilk, ülkemizin on iki bölgesinde etkinliğini sürdüren Devlet Tiyatroları gelir. Ödeneğini ilgili Bakanlıktan almaktadır bu cumhuriyet kurumumuz.
Gene ödenekli tiyatrolarımızın en önemlisi, yalnızca İstanbul’da etkinliğini sürdürmekte olan ve bugünlerde kuruluşunun 90 ıncı yılını kutlamakta olan İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’dır.
Bakırköy Belediye Tiyatroları, İzmit Şehir Tiyatrosu, Eskişehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu da ödeneğini ilgili belediyelerden alan ödenekli tiyatrolarımızdandır.
Özel tiyatrolarımıza gelince, özellikle İstanbul ve Ankara’da toplanmışlardır. Bunlar yaptıkları turnelerle ülkemizin en uzak yerlerine bile ulaşmaya çaba gösteren topluluklardır.
Ankara Sanat Tiyatrosu, Ekin Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu, Kent Oyuncuları, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Tiyatro Stüdyosu, Tiyatro İstanbul, Tiyatro Kare, Ortaoyuncular, BKM, Yeditepe Oyuncuları, Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu, Oya Başar-Levent Kırca Tiyatrosu, Nejat Uygur Tiyatrosu, Semaver Kumpanya ve benzeri bir çok özel tiyatromuz vardır ve bu topluluklar varlıklarını sürdürebilmek için büyük bir savaşım vermektedirler…
Her yıl aldıkları, yalnızca bir iki aylık ilan paralarını bile karşılayamayan, sözüm ona devlet desteğiyle ayakta durmaya çalışan bu toplulukların çabaları her türlü takdirin üstündedir…
Amatör tiyatrolara gelince hiçbir yerden parasal destek almadan, bir yerlere sığınarak tiyatro yapmaya çalışan ve bunu da büyük bir özveriyle gerçekleştirmek için çaba gösteren genç topluluklardır. Bazen bir Üniversite bünyesinde, bazen de bir dernek çatısı altında toplanıp, gerektiğinde ceplerinden de harcayarak tiyatro eylemini sürdürmeye çalışırlar… Bütün ülke genelinde sayıları sanırım yüzleri aşmaktadır.
Bu üç başlık altında da olsa, tiyatro etkinliğinin gerçekleştirilmesi için, oyun seçimi yapılmak zorundadır…
Ancak bu seçimlerde tiyatronun parasal olanakları, kadrosu, salon ve turne durumları ve benzeri bir çok koşulun değerlendirilmesi doğaldır.
Bu bağlamda ödenekli tiyatroların özel tiyatrolara oranla daha avantajlı oldukları su götürmez bir gerçektir. Örneğin daha geniş kadrolu oyunları seçip oynayabilirler. Pahalı yapımları gerçekleştirebilirler.
Özel topluluklar ise başta salon kirası olmak üzere, sanatçı aylıkları, tanıtım giderleri ve benzeri bir çok sorunu göz önüne alarak seçerler oyunlarını… Az kişili ve gişe yapması beklenen oyunların seçimi kaçınılmazdır özel tiyatrolar için...
Amatör tiyatrolara gelince, onlar da aynen ödenekli tiyatrolar gibi oyuncu bakımından kesinlikle sıkıntı çekmezler… Onların sıkıntıları daha önce de belirttiğimiz gibi daha değişik farklılıklar gösterir…
Peki tiyatrolarımızın kendi koşullarında seçecekleri oyunların içerikleri, türleri ve en önemlisi iletileri ne olmalıdır?
Kuşkusuz bu soru başka soruları da getiriyor akla…
Tiyatro niçin yapılmalıdır? Bu etkinliği yalnızca kişisel bir doyum aracı olarak görebilir miyiz?
Ülkemizin ve Dünyanın içinde bulunduğu bir çok açmaza yanıtlar aramayan, insanlara moral vermeyen, onları uyarmayan/sarsmayan bir sergileme, özellikle ödeneğini devletten ya da belediyelerden alan topluluklara yakışıyor mu?
Yoksa, tiyatronun insanlığın varolmasından bu yana yaşamasının temel nedeninin, muhalefet etmek olduğu bilinçli olarak göz ardı mı ediliyor?
Gündem belirleyecek bir çok oyun raflarda beklerken, neden suya sabuna dokunmayan, sözü olmayan, içeriği boş, kendi ülkelerinde bile bu sayıda sahnelenemeyen yazarların oyunları seçilip ısrarla sunuluyor halkımıza?
Özellikle gericiliğin her alanda azgınlaştığı, Cumhuriyetimizin büyük tehlike altında olduğu, ilerici güçlerin umutsuz bir dağınıklığı yaşadığı böyle bir ortamda neler yapılıyor tiyatro bağlamında?
Kaldı ki çekingen davranışlarımız, kurumlarımızın yaşamasını sağlayabilir mi?
Kuşkusuz öngörüsü olan tiyatro yöneticilerinin, tiyatro sanatçılarının, yazarların bu ve benzeri soruları yanıtlaması gerekir özellikle bu günlerde…
Yanıtların bizi götüreceği yer ise, hiç kuşkunuz olmasın, tiyatroların repertuar politikalarının nasıl olması gerektiğinde odaklanacaktır.
Not: Bu yazı 9.03.2004 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Anasayfa
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
www.mevsimsiz.net © 2010











