Geleceğimiz Ortak mı?
Otuz beş yıl önce, içlerinde sadece 1 Çevre Bakanının bulunduğu 100 ülkenin temsilcisi bir Birleşmiş Milletler Konferansı için Stockholm’de bir araya geldi.1972 İnsan Çevresi Konferansı’nın katılımcıları bugün –hala- temel alınan bir çok çevresel politikaları ortaya koydu.
Çevre Politikaları, bu konferanstan sonra hem ulusal hem de uluslar arası ölçekte kurumsallaştı. Örneğin; BM Çevre Programı (UNEP) kuruldu, çevre bakanlıkları - kurumları oluşturuldu ve önemli yasaların taslakları oluşturuldu.
Sonraki dört yıl süren müzakerelerin ardından oluşturulan, Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987’de yayımladığı Brundland Raporu’ydu. “Ortak Geleceğimiz” olarak bilinen rapor, daha önce yüzeysel incelenen çevre politikalarının çok daha derinine iniyor; çevrenin korunması, küresel eşitsizliklerin azaltılmasına ve yoksulluğun giderilmesiyle, küresel sürdürülebilirliğin güçlenebileceğine inanıyordu. İlk kez bu raporda geçen “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı, bugün hem çevre yanlılarının hem de karşıtları tarafından kullanılır oldu.
Bugün, “sürdürülebilirlik” kavramı her yerde karşımıza çıksa da –anketler- toplumun, sürdürülebilir kalkınma hakkındaki bilgisinin çok düşük olduğunu gösteriyor. Bürokrasi ve çoğu siyasetçinin de terimi yanlış kullandığını gösteriyor. “Sürekli ekonomik büyüme”, “ sürdürülebilir ekonomik büyüme” ve “ sürdürülebilir kalkınma” birbirinin yerine geçen anlamdaş terimlermiş gibi kullanılıyor.
Sürdürülebilir kalkınmanın, “ sürdürülebilir ekonomik büyüme” (yani, kriz dönemi yaşamadan kalkınma), “sürdürülebilir havacılık” (yani, yolcu sayısının ikiye katlaması) ya da “sürdürülebilir toplumlar” ( yani, olabildiğince çok yeni ev inşa edilmesi) anlamına geldiğini düşünenler için, anlatılmak istenenin, tam zıt kavramlar olduğunun vurgulanması gerekir.
Sürdürülebilirlik ilkesi, “üçlü bilanço” olarak anılan “ekonomik, sosyal ve çevresel ” performans değerlendirmelerini gerektirir. (Capıtal - 01Ocak2007)
Biraz daha konuyu açmak gerekirse; Devletler, aktivistler ve medya, “şirketlerden” faaliyetlerinin sosyal sonuçları hakkında hesap sormak konusunda ustalaştı. Günümüzde sayısız organizasyon, şirketleri Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) performanslarına göre sıralıyor.
Çok sayıda şirket, daha şimdiden faaliyetlerinin sosyal ve çevresel etkilerini iyileştirmek için, pek çok şey yapmış durumda. Artık şirketler, sosyal sorumluluk için yapabileceklerini değerlendirirken, ana faaliyet konularıyla ilgili tercihlerini merkeze yerleştirip, KSS’nin bir maliyet, kısıt ya da hayırseverlik faaliyeti olmanın ötesinde, bir fırsat, inovasyon ve rekabet avantajı kaynağı olduğunu keşfettiler.
Şirketlerin KSS’ye giderek daha fazla önem vermeleri, tümüyle gönüllü bir şekilde olmadı. Çoğu şirket, geçmişte iş sorumluluklarını birer parçası olarak görmedikleri başlıklarda beklemedikleri toplumsal tepkilerle karşılaştıktan sonra, bu başlığa eğildi.
Örneğin, Nike, 1990’ların başında, New York Times ile başka medya organlarında Endonezya’daki tedarikçilerinin işçileri kötü koşullarda çalıştırdıklarına ilişkin haberlerin çıkmasından sonra, yaygın bir tüketici boykotuyla karşılaştı.
KSS örneklerini hem içerden, hem de dışardan çoğaltmak mümkün.
Sorun, hala “Geleceğimiz ortak mı?” sorusuna cevap veremeyenlerde.
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim











