Ömür Biter Yol Bitmez -IV-
VAGONLAR BOŞ KALMASIN
Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları, “Haydarpaşa garında / 1941 baharında” başlar. Orhan Gencebay, bir filminde bu garın merdivenlerinden bakar İstanbul’a ve yakın zamanda onu yeneceğini haykırır. Eski filmlerde, Anadolu’dan İstanbul’a gelenlerin ilk durağıdır Haydarpaşa: Şehre oradan adım atılır. En güzel İstanbul manzarası, hani o her yerde gördüğümüz meşhur silûet, onun karşısındadır çünkü. Ayrılıklar ve kavuşmalar da burada yaşanır... İstanbul’la olduğu kadar demiryolu tarihimizle de özdeşleşmiş bu güzel mekânın tren seferlerine kapatılacağı, çevresinin büyük binalar ve alışveriş merkezleriyle süsleneceği, Manhattan misali bir bölgeye dönüştürüleceği yolunda bir rivayet var. Meşhur “özgürlük anıtı”na nazire olsun diye önüne dikilecek bir Fatih heykeli de cabası! Öyle görülüyor ki, 1979’da infilak eden ve uzunca bir dönem mendireğin hemen önünde yatan Independanta iskeletini arayacak gözlerimiz.
Tren, istasyon, gar, vagon, ray… Hepsi bir bütünün parçaları. Ferhan Şensoy’un Gündeste’sinin ilk metinlerinden birinde rastladığımız şu dizeler, trenin “eski” bir şey olduğunu hatırlatıyor bize: “boris vian’dır tren arkadaşım / eski şehirlerden geçiyoruz eski şeyler aklımızda...” Tren, yeni zamanların unutulmuş ulaşım aracı. Ancak, şiirlerde, öykülerde, filmlerde ve şarkılarda sıklıkla geçen bir motif. Diğer alanları atlayalım, şarkılara kulak verelim. Ne de olsa, “onuncu yıl”ımızda, “demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” diyerek övünen bir milletin çocuklarıyız!
Kara tren gecikir, belki hiç gelmez
2001’de TRT’de yayınlanan Demiryolları belgeselinin fikir babası ve mimarı Murat Özyüksel, aynı zamanda grubu Işığın Yansıması’yla icra ettiği belgeselde kullanılan müziklerin de bestecisi. Roll dergisinin Mayıs 2002 tarihli 64. sayısında Derya Bengi, Murat Özyüksel’le bir “blind test” yapmış ve trenli şarkıları konuşmuş. Mevzuyla ilgili olanlar için sahiden şahane bir söyleşi olduğunu söyleyelim, söyleşide geçen ve geçmeyen trenli şarkılara ve türkülere kulak verelim. Arkanıza yaslanın ve bu yazıyı hafif hafif sallanarak, derinden gelen tekerleklerin sesini ve lokomotifin uzak çuf-çuf’larını duyarak okuyun...
Belgeselin müziklerinin toplandığı Rayların İzinde başlıklı albümün açılışında da yer alan Kara Tren, memlekette yapılmış ilk türkü düzenlemelerinden aslında. 1962’de Doruk Onatkut’un düzenlediği ve Kentet Dogo eşliğinde Alpay’ın söylediği bu türkü, plak olarak yayınlandığında ziyadesiyle ilgi görmüştü. Aynı Kara Tren, Faruk Akel Show Orkestrası’nın bir taş plağında ve Kızılırmak’ın Sır albümünde de karşımıza çıkıyor: “Kara tren gelmez m’ola / Düdüğünü çalmaz m’ola?..” Tren efektleriyle süslü, çok güzel düzenlemeler bunlar. Türkünün içeriği acıklı: “Gurbet ele” yollanan “nazlı yar” mektubunu geciktirince, “gelip geçen yolculardan” sorulur akıbeti... Murat Evgin’den Ayşegül’e pek çok isim tarafından da seslendirilen bu türkü Malatya yöresinden derlenmiştir.
Yakınlarda popüler olan bir başka Kara Tren ise Özhan Eren’in bestesidir ve Gülden Karaböcek’in buğulu (ve büyülü) sesinden dinlenmesi tavsiye olunur: “Duyarım yazmışsın iki satır mektup / Vermişsin trene halimi unutup...” Tren yavaştır; şarkıda bundan dem vurulur: “Kara tren gecikir, belki de gelmez / Dağlarda salınır, derdimi bilmez / Dumanın savurur, halimi görmez...” Kazancı Bedih ve Yavuz Bingöl’ün de söylemiştir bu şarkıyı ve TCDD’yi ararsanız santrale bağlanmak için beklerken Özhan Eren yorumunu dinleyebilirsiniz. Sıkı rock gruplarımızdan Moğollar, ilk dönem “aranjman”larından Mektup’ta trenin yavaşlığından yakınır: “Bir bilet alın bana uçak için / Tren istemem yavaş gittiği için...” Ortada yine bir mektup vardır ve bu kez “koş gel” demektedir.
Müslüm Gürses, bir şarkıda Kara Tren’e yalvarır: “Çek kara tren çek / Ulaştır beni yare / Kalma dar vakitlere...” Akşam olmuştur, “sevdiceği” akşam sofrasını kurmuş, yolunu gözlemektedir. Bu durumda, şarkıya katılmamak elde değil: “Git kara tren git / Düdüğün çala çala...”
Kara Tren, başrollerini Ajda Pekkan ve Nuri Sesigüzel’in paylaştığı bir filmdir aynı zamanda. Filmin sonunda bu ikilinin enteresan bir öpüşme sahnesi vardır. “Kara tren” kimi zaman futbolculara takılan bir lakap olarak karşımıza çıkar: Altaylı futbolcu Ramazan Torunoğlu ve Gaziantepspor’dan Fenerbahçe’ye transfer olan Samuel Johnson, memlekette bu lakabı layığıyla taşıyan futbolculardır. Söz futboldan açılmışken Galatasaray’ın Lokomotif Moskova ile yaptığı maç öncesinde Hürriyet gazetesinin attığı manşeti analım: “Kara tren katar katar, acep cimbom kaç atar?”
Tünele giren kara trenin kaybolduğu ve akıbetinin araştırıldığı bir Zagor macerası hatırımızdadır. Enid Blyton’un yazdığı Afacan Beşler maceralarından biri de bu minvaldedir. Bu kitapları okuduğumuz dönemde kibrit kutularını birbirine bağlayarak yaptığımız trenler ve üzerinde Ankara Ekspresi yazan tek vagonlu teneke trene sahip olmak için yaptığımız çocukça numaralar da bu yazıyı yazarken aklımızın bir köşesinden çıkıp gelen hatıralar... (1) Ankara Ekspresi demişken, yolculuk etmediğimiz, biz gelesiye çoktan kaçmış bu treni de analım: Varlığını, oyuncağımız dışında 1964 yılında Nejat Saydam tarafından filme alınan Esat Mahmut Karakurt romanından bildiğimiz bir trendir Ankara Ekspresi... Edebiyattan ve sinemadaki trenlerden söz açmışken Müthiş Bir Tren’i unutmayalım: Sait Faik’in bu uyarlamasını Metin Erksan 1974 yılında televizyon için filme almıştır.
Çocukluğumuza geri dönelim, ama ondan önce TCDD’nin bir dönem garlara astığı afişlerde kullandığı sloganı hatırlayalım: “Tren bir çuf-çuf’tur”. Şimdi, çocukluğumuzdan kalma trenli küçük bir oyunu hatırlayabiliriz... “Tren” dedirtirdik karşımızdaki arkadaşımıza ve akabinde cevabı yapıştırıverirdik: “Öpsün seni Zeki Müren”. Kim bilir kaç kez bıkmadan oynandı bu oyun ve kim bilir kaç kişi alacağı cevabı bile bile karşısındakine “tren” dedi? Hâlâ birbirlerine “bana tren desene” diyen çocuklar var mı acaba?
Kara katar kadar kara hatıralarım
Konudan uzaklaşmayalım ve yazının özüne, plaklarda kalmış trenli şarkılara dönelim: Ayla Algan, Kara Katar’da bir Anadolu kadınının dramını anlatır. Kocası bir trene atlamış, gurbete gitmiştir. Kadının kolu kanadı kırılmış, boynu bükülmüştür: “Öpüp alnımdan giderken / Gelirsin sandım erken / Öptüğün alnım terledi / İşler aman vermedi // Ha bugün ha yarın diye / Oyalarsın beni niye / Beklemekten biteviye / Ellere oldum hikâye...” Şarkının şu dizesi, dinleyeni kalbinden vurur: “Kara katar kadar kara hatıralarım...”
Şanar Yurdatapan’ın bestelediği bambaşka bir Kara Tren, 1972’de Dün Bugün Yarın orkestrasının ilk 45’liginde karşımıza çıkar ve “yaşadığı yerden ayrılıp gurbete göç etmek zorunda kalan bir delikanlıyı” anlatır: Şarkıyı topluluğun gitaristi Hurşit Yenigün “genç ve canlı sesi ile” seslendirmektedir. “Elini sallama elin yolunur / Ak mendilin gözyaşına bulanır / Kara tren yokuşları tırmanır / Ana ben gidiyom, dur deme gayrı / Karalar bağlama, gam yeme gayrı / Gurbet türküleri dinleme gayrı / Oy kara tren, bağrımda yara tren / Al götür beni şehrimden...” Plağın arka yüzünde Makina ve İnsan yer alır. Bu müzikli şiiri Şanar Yurdatapan’ın sesinden ve makinistin ağzından dinleriz.
Ferdi Tayfur’un Almanya Treni, adı üstünde, bir başka gurbet şarkısıdır. Arif Sağ’ın arabesk yaptığı dönemlerden kalma bestesi Gurbet Treni ise, yine aynı minvaldedir ve başta İbrahim Tatlıses olmak üzere pek çok kişi tarafından seslendirilmiştir: “Beraber çok mutluyduk, neden ayrılık oldu / Zalim gurbet treni seni elimden aldı // Artık sabrım kalmadı, dön gel gurbet treni / Sevgilimden bir haber al gel gurbet treni / İçimdeki hasreti dindir gurbet treni / İçimdeki ateşi söndür gurbet treni // Yıllar geçti aradan, haber bile salmadı / Döndü gurbet treni, yarim neden gelmedi?..” Bu mevzuda atlamamamız gereken iki şarkıyı daha analım: Azer Bülbül’den Tren ve Hasan Erdoğan’dan Divriği’den Çıkan Yolcu Treni...
Tren, umuttur kimi şarkılarda. Buna rağmen, bir plakta rastladığımız Mehmet Bürün’ün sesinden bize ulaşan Ümit Treni, adıyla çelişen bir şarkıdır aslında: “Yıllarca sürecek ayrılığa / Götürdü seni de bu son tren / Bilmem hangi uzak diyarlara / Aldı elimden, ayırdı benden // Kim bilir ne zaman geleceksin / Belki de sen hiç dönmeyeceksin / O şen gülüşün hep gözlerimde / Şimdi bir ızdırapsın kalbimde // Sallanan mendiller, yaşlı gözler / Hâlâ acısı en derin derin / Artık ümitlerim birer birer / Bizi ayıran o trendedir...”
İki kalbin sesi vardı o akşam o raylarda
Bora Ayanoğlu, kendi bestesi Rose Marie’de, Almanya’ya (belki de yukarıda bahsi geçen trenlerden birisine atlayarak) göç eden bir işçinin ağzından şunları söyler: “Oturmuşum bahnhof’ta / Gelir geçer trenler // O tren senin vay / Bu tren benim vay / Say say say // Sanki gelirmiş Kars’tan / Sanki gelirmiş Van’dan / Sanki gelirmiş Istanbul’dan...” Yine bir Bora Ayanoğlu bestesi olan Tren, “şehre” gelen bir çocuğun hikayesini anlatır. 1970’te Alpay tarafından plak yapılan şarkının girişi çok güzeldir: “Her gün bir tren gelir uzaklardan / Durur ilerlerde bir yerde / Yorgun homurtusunu duyarım / Öksürür her seferinde...” Alpay, 1993 tarihli Eylül’de Gel Demiştim’de bir başka trenli şarkı söyler: Ankara Garı’nda. Kalan kendisidir, “bir tren camında” olan ise sevgili. İhtimal Haydarpaşa’ya uğurlanmaktadır: “Acı bir tren çığlığıyla / Ayrılmıştı ellerimiz...” diye hatırlanır sonradan o an.
Şimdi izninizle lafı değiştirip trenli hatıralarda dolanacağız biraz. Alpay’ın şarkısının yazıldığı yıllarda, bu kitabın yazarı, Ankara – İstanbul yolculuğunu genelde Mavi Tren’le yapardı. Trenler her iki şehirden 23.30’da karşılıklı kalkardı. Bilgi olsun diye söyleyelim, 13.30’da pek tercih edilmeyen bir gündüz seferi de vardı. Mavi Tren’de Yemekli vagona yolculuk başlamadan önce girmek yasaktı. Bu yüzden, kimi yolcuların daha ucuz ama yemekli vagonu her daim açık olan Anadolu Ekspresi’ni tercih ettiği görülürdü. Anadolu Ekspresi, Mavi Tren’den önce kalkardı, Eskişehir – Adapazarı arasında bir yerlerde Mavi Tren’in kendisini geçmesine izin verirdi ve gideceği şehre onun ardından varırdı. Her iki tren de Eskişehir’de uzun uzun dururdu. Haşhaşlı çörek ve yoğurt ikilisi bu istasyonun vazgeçilmeziydi. Bu yolculuğun bir diğer vazgeçilmezi ise yemekli vagonda verilen Tekel Birası’ydı. Sonradan Mavi Tren Fatih Ekspresi oldu, güzelim mavi vagonların yerini yepyeni beyaz vagonlar aldı. Bu kadarla da kalmadı, yemekli vagonda satılan Tekel Birası’ndan vazgeçildi ve Tuborg alınmaya başlandı. Yemekli vagon daha erken kapanmaya başlayınca da Mavi Tren sevenler birer birer demiryollarını bıraktı.
Sakın kötülediğimi sanmayın, tren hâlâ bütün zamanların en rahat ve en zevkli ulaşım aracı. Bunu gölgeleyecek bir şey var ama: Vagonlarında ısı ayarı hâlâ yapılamıyor. Ya çok sıcak ya da çok soğuk oluyor! Fatih Ekspresi’yle birlikte devreye giren Başkent Ekspresi ve ardından başlayan ama fiyaskoyla sonuçlanan hızlandırılmış tren seferleri Mavi Tren’i öldürdü ama "tren mavisi raylar" dizesi Ankaralı topluluk Dr. Skull’ın bir şarkısında ölümsüzleşti. Onur Akın’ın Yağmur Yüreklim şarkısında yer alan dizeler de, bize Mavi Tren’i ve seferden kaldırılmış diğer trenleri (mesela 18.55’te Haydarpaşa’dan kalkan ve 23.30’da Eskişehir’de olan Eskişehir Ekspresi’ni) hatırlatıyor: “Son vapur da ayrıldı limandan / Son tren içimi çizip de geçti...” İçimizi çizip geçenler sadece son trenler değil. İlkgençliğimi yaşadığım İzmit’in tam ortasından ve çınar ağaçlarının arasından tren geçerdi bir zamanlar. Şimdi demiryolu şehrin dışına taşındı. O günleri düşündükçe içim ince ince çizilir.
Hatıralardan söz etmişken unutmadan bir şeyi daha yazayım: Ankara’da metro inşaatı sırasında Kızılay trafiğe kapatıldığında Güvenpark’ın bitişiğine vagonlardan yapılmış bir “cafe” açıldığını hayal meyal hatırlıyorum. Dönemin belediye başkanı Murat Karayalçın, orada konserler düzenler “Ankara’nın orta yeri sinema” sloganıyla film gösterileri yapardı. Şahane bir Timur Selçuk konserini ve dev perdede gösterilen Hababam Sınıfı’nı orada izlemiştik. Bornova’da da zamanında böyle bir cafe açıldığını İzmirli arkadaşlarımızdan duymuşuzdur.
Bir de “tren olmak” diye tarif edebileceğimiz dans çeşidi vardır. Hiç yapmadım ama çok gördüm: Barda eğlenmeye gidilir, gerekli bira yükü alındıktan sonra birbirinin beline tutunarak ve bir yandan hoplamak suretiyle koşturulr. Tırtıla benzer bu aktivite ancak tren olarak adlandırılır. Yakınlarda dayımın kızı Selin’in Akşehir’de yapılan düğününde gecenin Tren Gelir Hoş Gelir eşliğinde ve ilçenin gençlerince yapılan coşkulu bir dans eşliğinde bittiğine tanık olmuşumdur.
Daldan dala gidiyoruz belki ama tren denilince o kadar çok şey geliyor ki akla... Sunay Akın’ın dokunaklı şiirini oluşturan dizelerden ikisini atlamadan geçemeyiz mesela: “İki rayı gibiyiz bir tren yolunun / Yakın olması neyi değiştirir son istasyonun...” Sunay Akın şiirinin keşfini sevenlerine bırakalım, onun aracılığıyla geldiğimiz istasyonlardan ve garlardan devam edelim şarkılar arasındaki tıkırtılı sallantılı yolculuğumuza. (2)
Gözlerim vagonları dolaştı üzgün üzgün
Yusuf Nalkesen şarkısı Dargın Ayrılmayalım, belirsiz bir garda geçer: “Dargın ayrılmayalım diye koştum sana dün / Gözlerim vagonları dolaştı üzgün üzgün...” Şarkının sonu hüsrandır ama Zeki Alaysa – Metin Akpınar ikilisi, o dönemde, bu şarkıdan bir sahne parodisi çıkartmayı başarmıştır. Sözlerini Şanar Yurdatapan’ın yazdığı, Banu ve Mustafa Savaş’ın ayrı ayrı seslendirdiği Vagonlar ise bir başka hüzünlü şarkıdır: “Tiz bir çığlık gibi yırtar sessizliği / İnsafsız bir düdük / Tükenir gözlerde yaşlar / Vagonlar yürürken sürükler ardından / Kaybolmuş umutlar, ufka dalmış bakışlar // Gözden kaybolunca sallanan mendiller / Bir uzun, upuzun, yapayalnız gece başlar...”
Fikret Kızılok’un 1973 tarihli Leylim Leylim’i “Kara tren katar katar / Derdime dertleri katar...” dizeleriyle başlar. Barış Manço’nun aynı tarihlerde kurduğu grubuna layık gördüğü ad Kurtalan Ekspres. ‘80’lerin ünlü grubu Lokomotif’i de unutmayalım! Erkin Koray’ın Hayat Katarı bir klasiktir: “Hayat katarının taaa en arka vagonunda yolcuyum / Başımda bere, elimde sarı madenden bir boru / Deli gibi gidiyorum katarın gittiği yere doğru / Çöh çöh çöh çöh...”
Edip Akbayram ve Cem Karaca, Nâzım Hikmet şiiri Giden’i ayrı ayrı bestelemiştir: “Camların üstünde gece ve kar. / Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar / uzaklaşılıp kavuşulmamayı hatırlatıyor...” 1978 yılında Zülfü Livaneli tarafından bestelenen bir başka Nâzım şiiri ise insanın içini ürpertir: “Hat boyları yanmış odun kokusu / Askerîde hat boyunun tapusu / Vagonların kırk kişilikse yapısı / Seksen Memet yüz Memet dolu hepisi // Dağ taş Memet dolu, dağ taş sevkiyat / Gidenler aç susuz, dönenler sakat...” Tam burada, Ruhi Su’yu, Şiirler Türküler albümünde karşımıza çıkan asker türküsüyle anmak gerek: “Yürüdü tren yolda eğlenmez / Derdim çoktur memlekete söylenmez / Tükendi cephanem yeniden gelmez / Teskeremden evvel vurdular beni / Sılama hasret koydular beni...” Asker – tren ilişkisinden söz etmişken, Musa Eroğlu’nun Bir Yanardağ Fışkırması albümünde yer alan ve “Trene bindirdiler, Sarıkamış’ta indirdiler...” sözleriyle başlayan Trene Bindirdiler adlı uzun havayı atlamayalım... Hatta memleket dışına çıkarak bir de ecnebi şarkıya kulak verelim. Manau’nun seslendirdiği I Avenir est un Long Passe. Savaşı cephedeki askerlerin gözünden anlatır ve ziyadesiyle etkileyicidir. Bir bölümünde “uzaktan tren yaklaşıyor, dumanı seçilmekte” dizesine rastlarız. (3)
Uzayıp giden tren yolları
Mazhar Fuat Özkan’ın Yalnızlar Garı, belki Erkin Koray’ın Yalnızlar Rıhtımı’na naziredir ama bir yandan da bütün zamanların en büyük rock şarkılarından biridir. Topluluğun, 1995 yılında Sakın Gelme için çektiği klip trende geçer ve onlarca trenli klipten sadece birisidir. Nazan Öncel bestesi Yalnızlar Treni’ni Sibel Can söyler. Deniz Arcak, Sonsuzluk Trenleri’nde “Anladım sonunda / Fazla beklemez / Bu sonsuzluk trenleri / Ama yine her şeye rağmen / Geri getirir gidenleri...” derken ikinci tekrarda nakaratı “yine ayırır sevenleri” diye bitirir. Yeşim Salkım, Uzaklar’da şunları söyler: “Çok uzak gelir uzaklar bazen / Çok uzak gelir uzaklar insana / Bir kara trene binip de gidersin / Her gün acıyla ağlayıp yalnızlığa...” Ahmet Kaya, “Ne çok çığlıkların silemediği / Zaten yok bir tren penceresinde”ki sevgilisini anlatır Hiçbir Şeyimsin’de; Derin Bir Ah Çektim’de ise “Tren yolunda raylar uzar / Uzar da nere gider...” der. Edip Akbayram, Ataol Behramoğlu şiirinden bestelenen Ben Ölürsem’de öleceğini düşündüğü akşamüstünü anlatırken “derinden bir tren geçer” der. Abdullah Yüce’nin sesinden tanıdığımız ve daha pek çok şarkıcı tarafından seslendirilmiş unutulmaz şarkı, Uzayıp Giden Tren Yolları’nı anlatır.
Biri Bizi Gözetliyor evinden çıkan Tarık, Tren şarkısında “Tren kaçmış göz ıslakmış az gelir / El sallamak dile kolay zor gelir / Gelen tren dert doluymuş vız gelir...“ gibi cümleler kurar. Haluk Levent, Alışamadım’da arka arkaya gelen sınavları trene benzetir. Feridun Düzağaç, Hep Uzaklara isimli şarkısında “kara vagonlu tren” lafını geçirir. Soner Arıca’nın trenli şarkısının adı Tren Yolları: “Köhne bir istasyondu vedalaştık / Birleşmez rayları paralel giden / Kırık yüreklerde bir eksik buse / Bahar dumanına karıştı sözler / Şu tren yolları nereye gider / Dağa gider, düze gider / Verilmiş bir söze gider / Sese gider, yasa gider / Küser dönmeze gider...” Yeşim Vatan ise, ‘70’lerde Neil Sadaka’nın ‘80’lerde de Euruption topluluğunun yorumladığı One Way Ticket’ı Yaşar’ın yazdığı aslına yakın sözlerle ve Bir Tek Bilet adıyla Türkçeleştirmiş: “Çuf çuf eden trene binsen / Trene binip de yanıma gelsen...”
Vega’nın Tren’i, sözlerinden çok efektleriyle bu yazıya girmeyi hak ediyor. İncesaz’ın İstanbul adını taşıyan üçüncü albümündeki Sekizonbeş Treni ise, besbelli, Haydarpaşa garından hareket etmiş bir treni tasvir ediyor.
Teoman, Onyedi albümünün kapağında, (tıpkı Sus Söyleme şarkısındaki gibi) “bir tren camından” bakar dünyaya. Bir sonraki albümde ise İstasyon İnsanları şarkısıyla çıkar karşımıza. “Tren gelir hoş gelir / Odaları boş gelir” diye başlayan türkü kimilerinin çocukluktan, kimilerininse İbrahim Tatlıses’in komik söyleyişinden hatırladıkları çok bildik bir türküdür. Burada sözü geçen “oda”, trenin vagonlarını simgeler. Bu türkü, Yıldız İbrahimova tarafından Çocukça Şarkılar albümünde ve Tren adıyla seslendirilmiştir.
Makedonya’da da söylenen Bir Lüleburgaz türküsü şöyledir: “Ah tren kara tren / Odur yari götüren / Gitti yarim gelmedi / Budur beni bitiren...” Bir başka türküde Ankara yolu tarif edilir: “Ankara’nın tren yolu / Gahi eğri gahi doğru...” Ankara’da Yedim Taze Meyvayı adlı türküde şu dizeye rastlarız: “Trene bindim de tren salladı” Treni kafiye olsun diye kullanan da vardır. Ankaralı Namık, bir şarkısında şunları söyler: “Tren gelir düttürür / Düdüğünü öttürür / Şu zamanın kızları / Bir sakıza öptürür...”
Ferhan Şensoy’un “boris vian diyor ki / yalnızlıktır dinimiz / örneğin bir trenden / istediğiniz yerde ininiz...” dizeleri, saz eşliğinde, Ferhangi Şeyler’de karşımıza çıkar. Bir benzerini ise İlhan İrem’in Pencere albümünde buluruz: “Hayat trendir / Tren ümittir / Durmadan inmek deliliktir...”
Erol Büyükburç’un “Son tren de kalktı kalbimden” diye başlayan Son Tren’i şöyle devam eder: “Başka tren uğrar mı dersin / Zannetmem tek tren sensin...” Ersan Erdura’nın seslendirdiği Tren Sekizde Gidiyor, Mikis Teodorakis’in meşhur İstanbul konserlerinin de açılış şarkısı olan To Treno’nun Türkçe sözlüsüdür. Seyyal Taner, sözlerini Çiğdem Talu’nun yazdığı Seni Çok Özledim’de “Gitgide vaktimiz kalmıyor / Çığlık çığlığa trenler...” derken yüreklerimizi dağlar. Geceler Kara Tren’in de yaratıcısı Nazan Öncel’in şu sözleri ise bütün bir yazıda söylemek istediğimin özeti aslında: “Bir bilet alalım / Trenlere binelim / Çuf çuf gidelim...”
Bir gün tren duracak...
Yazının sonuna doğru, önce Orhan Veli’ye kulak verelim: “Bir tren sesi duymaya göreyim / İki gözüm iki çeşme...” Sonra, yine Nazan Öncel’e uzanalım: “Bir gün tren duracak / Vagonlar boş kalacak / Bugünün kıymetini bil / Yarın geç olacak...” Öyle görünüyor ki Bülent Ortaçgil şarkısı Mavi Kuş’ta geçen “perondaki boş trenler” bile yakında gözümüze ilişmeyecek. Böyle giderse, Kesmeşeker grubunun şarkısındaki gibi soracağız birbirimize: Ne Zaman Gitti Tren? Sorarken, bunun Oktay Balamir tarafından 1973’te Türkçeye kazandırılan bir James Baldwin kitabı adı olduğunu unutmayacağız ama.
Geç olmadan bir şeylere karşı çıkmak gerek. Manhattan meselesi, üzerinde tartışılması gereken apayrı bir konu, başka bir yazının ve elbette uzmanının işi. Bize düşen, şarkılardan yola çıkarak trenleri anmak ve şu cümleleri kurmak: Haydarpaşa’da trenlerin durmaması gerekiyor. Onlar, bize, hayatı hatırlatıyorlar çünkü.
Dipnotlar:
1. Ankara Ekspresi belki de çocukluğumdan bugüne kalmasını istediğim tek oyuncaktı. Ne var ki onca şeyi saklamışken bunu saklamamışım. Oyuncak arabalarımın hepsi duruyor ama Ankara Ekspresi belki de boyutundan dolayı bir taşınmada bizi terk etmiş… Yıllar sonra, kapak resmi için konuşmaya gittiğim Arslan Eroğlu’nun evinde bu treni görmek bana o günleri tekrar hatırlattı. Elbet bir gün çıkıp gelecek Ankara Ekspresi ama kim bilir nereden?
2. Trenli şiirlerden laf açılmışken Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan iki kitabı analım: Şiirli Tren (1998) ve Tren Gelir Hoş Gelir (2000). Her iki kitap da Cemil Sönmez tarafından hazırlanmış. İlkinde tren şiirleri, ikincisinde tren yazıları yer alıyor. Tahir Abacı’nın İliteşem Yayınları’nın Memleket Kitapları dizisinde yayınlanan Bir Zamanlar Anadolu’da (1999) adlı kitabının açılışında yer alan Son Kara Tren başlıklı yazı ise mevzuyla ilgilenenler için farklı ufuklar açacak güzel bir kaynak.
3. Bu dizeyi çeviren Asu Maro’ya teşekkür ediyorum.
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim











