Mevsimsiz
Benceajans
Minimal Öykü Nedir? - A.Galip

Ömür Biter Yol Bitmez -III-

ÂŞIKSAN VUR SAZA, ŞOFÖRSEN BAS GAZA

 

Dolmuşta otobüste geçen nice şarkı, film vardır. 1982 yapımı Çiçek Abbas şoför filmlerinin en güzellerindendir. Senaryosunu Yavuz Turgul’un yazdığı, Sinan Çetin’in yönettiği filmin müziklerini Cahit Berkay yapmıştır. Şakir rolündeki Şener Şen’in, Çiçek Abbas rolünde İlyas Salman’la kahvede kapıştığı bir sahnede neredeyse bütün dolmuş külliyatı gözler önüne serilir: Âşıksan vur saza, şoförsen bas gaza; sevene can feda, sevmeyene elveda; sen batan bir güneş, ben yollarda çilekeş; aşk bir otobüstür, binmesini bilmeli, son durağa gelmeden inmesini bilmeli; sollama beni sollarım seni; çilemse çekerim, kaderimse gülerim; istedim vermediler sen şoförsün dediler… Sadece dolmuşlara değil kamyonlara da yazılır bu tip yazılar. Son derece lüks bir arabanın arkasında “adresim aynı” yazısının bulunduğuna bizzat şahit olmuşuzdur. Gürkal Aylan bu yazıları bir kitapta toplamış (Ömür Biter Yol Bitmez, May Yayınları, İstanbul), İlhan Tekeli, Tarık Okyay’la birlikte Dolmuşun Öyküsü’nü yazmıştır (Çevre ve Mimarlık Bilimleri Derneği Yayınları, Ankara 1977).

Arabesk, bir dönem “dolmuş müziği” olarak adlandırılmıştır. Bunun içindir ki arabesk şarkıların çoğu şoförlere yöneliktir ve yukarıda saydığımız ifadeler bunların bir kısmında geçer. Orhan Gencebay’ın 1976 tarihli Hülya Koçyiğit’li filmi Şoför‘ü ve o filmde söylediği Sarhoşun Biri / Kader Diye Diye şarkılarını analım ve Bergen’e kulak verelim: “Gözyaşım sile sile / Giderim gurbet ele / Seviyorum ben delice / Seviyorum ben delice // Aşığım bir şoföre / Baygınım bir şoföre / Vurgunum bir şoföre / Hastayım bir şoföre!”

Adnan Şenses’in aynı adlı filmde seslendirdiği Avare Şoför, hem taş plak hem de 45’lik olarak yayınlanmış şarkılardandır. Şoför Mehmet ise 45’lik döneminden bize ulaşan enteresan bir şarkıdır: “Şoför Mehmet gider gider / Gece demez gündüz demez / Virajları döner döner / Gözüne hiç uyku girmez // Şoför Mehmet deyip geçme / Onun da bir kalbi vardır / Yarasını sakın deşme / Elbet bir sevdiği vardır // Dalar gider zaman zaman / Bir yuvanın özlemiyle / Bakışları duman duman / Deler geçer gözleriyle // Haydi Mehmet biraz gayret / Her yolun bir sonu vardır / Haydi Mehmet biraz sabret / Her derdin çaresi vardır // Yollar biter dertler bitmez / Kader ona neden gülmez…” 1975 tarihlidir, sözlerini Çiğdem Talu yazmıştır ve Erol Evgin seslendirir. Şarkının bestecisi Gündüz Pamuk’tur ve Gündüz Pamuk, Orhan Pamuk’un babasıdır. Erol Evgin, kendisiyle yaptığımız bir söyleşide bu şarkının hikâyesini şöyle anlatır: “Şoför Mehmet, Çiğdem’le yaptığımız ilk plaktı. Ondan sosyal bir konuda söz yazmasını istemiştim. ‘Bir meslek insanını anlatalım ama hem sosyal kesitiyle hem de duygularıyla falan’ dedim, bu sözleri getirdi.”

Şoförlerden otobüs bahsine atlayalım. Bu bahiste aklımızda kalan Bulutsuzluk Özlemi’nin On İki Kişi’si. Şarkı, Üsküdar Meydanı’nda yağmurlu ve soğuk bir gecede otobüs bekleyen vardiyacı işçileri, orada tesadüfen bulunan birinin gözünden anlatır. Otobüs, “Ezan okunurken / Elli hoparlörden / Yani gün ışırken / Birden” ve “gök gürültüsüne benzer bir sesle” gelir: “On iki kişiydik / İtiştik, didiştik / Apar topar bindik /…/ Her şey kurulu bir saat gibiydi / Yerleri belirliydi / Olağan dışı olan / Orada bulunan / Yağmur ve bendim…” Olay Bush’un geldiği günlerde geçer ve otobüste bulunanlar “kentin o geceki vukuatlarından” habersizdir. Kimi ıslak bir kitaba (Felsefenin Sefaleti) dalar, kimi bir gazete çıkartarak çıplak kadınların resmine bakar. Gazetedeki bir başka haber şarkıyı sonlandırır: “Arka sayfadaki küçük bir haber / Bir diğer on iki kişiyle ilgiliydi / Onlar ölü olarak ele geçirilmişti!”

Otobüs mevzusuna girmişken Candan Erçetin’in Yalan klibini ve iki şahane filmi unutmayalım. Otobüs, Tunç Okan’ın 1977 tarihli filmidir ve memlekette soundtrack’i yapılmış ilk filmlerdendir. Zülfü Livaneli’nin bestelediği ezgi sahiden şahanedir. Ertem Göreç’in çevirdiği Türkan Şoray ve Ayhan Işık’lı Otobüs Yolcuları ise bu satırların yazarının en sevdiği filmlerden biri olarak bu yazıya girmeye hak kazanır. Levent Yüksel’in bir kamyon şoförünü canlandırdığı Zalim klibi ise olaya farklı bir açıdan bakar. Kamyon demişken, Susurluk olayından sonra günde gelen bu taşıtları ve Haluk Levent’in aynı adlı şarkısını analım ve Fikret Kızılok’un Emmo plağının arka kapağına yazdığı nota göz gezdirelim: “Emmo’yu, Siverek yolunda beni donmaktan kurtaran kamyon şoförü arkadaşıma ithaf ediyorum…” Bir şahane not da Serdar Ateşer’in ilk albümü Mütareke Yılları’nın kapağından: “Bu albüm, Türkiye’deki bütün kamyonların mucizevi bir şekilde, bir anda yok olacağı güne adanmıştır.”

 

Biz faytona ne zaman bindik?

 

Otomobilin, arabanın yanına koyabileceğimiz başka taşıt araçları ve başka şarkılar da vardır. Faytonlar bunların başında gelir. Çocukluğumda Çanakkale’de kordon boyu işleyen faytonlar yerlerini sessiz sedasız belediye otobüslerine bırakmıştır ama İzmir’in faytonları Ali Kocatepe’nin bir şarkısına girebilmiştir: Kordon Boyu Faytonlar… Ezginin Günlüğü, Fayton’u eski zamanları hatırlatan bir araç olarak görür ve sorar: “Biz faytona ne zaman bindik en son ne zaman?..” Gökhan Kırdar’ın diziler sayesinde yeniden ünlenen şarkısı Fayton şahane bir aşk şarkısıdır: “Çek faytonu yarime / Uzanalım / Çağırıyor güllerin hasreti / Ah dize getirdim yüreğimi / Hadi uzat ellerini / Sevişelim sabaha dek…”

Kanto zamanından beri şarkılara giren araba, esasen at arabasıdır. Nurhan Damcıoğlu’nun Arabacı kantosu, çıngırak efektleriyle enteresandır. Erkin Koray’ın kardeşi Korkut, yaptığı iki 45’lik plaktan birisinde şahane bir Arabacı şarkısı söyler: “Aniden başladı yağmur yağmaya / Aldırma ıslanır yol arabacı / Tekerlekler çamurda kaymakta / Kırbaçla atları sür arabacı // Kırbaçla atları erken varalım / Yağmur dinmeyecek şans arabacı / Şu karşıki eve varalım / Yolumuz orada son arabacı…” Şarkı, “Sür arabacı, çek arabacı…” diyerek sonlanır. Berkant’ın aranjman yaptığı dönemde söylediği az sayıda türküden biri Arabamın Atları’dır: “Arabamın atları / Boyalı kanatları / Yılmaz (aslan) Mahmudum gel (deh, deh aman da) // Arabamın dingil başı / Dolaşalım dağı taşı // Arabamın kırbacı / Şu ayrılık ne acı…” Edip Akbayram’ın ilk albümünde yer alan Arabam Kaldı Yolda, arada hızlanan düzenlemesiyle ilgi çeker: “Arabam kaldı yolda / Yağma yağmur kar beklerim / Ecel geldi dağ başında / Artar ömrü zor beklerim // Havadan hasret yerden ölüm / Aradan yıllar geçti gülüm / Çatlamış kurumuş dilim / Yandı yürek kar isterim // Son ümidim bir selamın / Vücuttan çıkmadı canım / Yastığa dökülmüş kanım / Gel başımda dur isterim…”

Münir Nurettin Selçuk bestesi Yolcu ile Arabacı, Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirinden bestelenmiştir; “Henüz bana yolun / Sonu budur denmedi / Ben ömrümü harcadım / Bu yollar tükenmedi…” sözleriyle dikkat çeker. 45’lik plak döneminde Suat Sayın, bu şiiri bir kez daha bestelemiştir: “Gurbet bahtımdan kara / Hasret ölümden acı / Ne zaman tükenecek / Bu yollar arabacı // Atları hızlı sür ki / Köye pek geç varmasın / Nişanlımın gözleri / Yollarda kararmasın…”

Köyden söz etmişken bir türküye kulak verelim: “Le le le Sakine / Niye gittin tütüne / Gel beraber kaçalım / Bak gidiyor makine…” Buradaki makinenin şehre giden dolmuş olduğu yolunda rivayetler varsa da bize hep traktörü çağrıştırır. Sulukule Romanları topluluğunun ilk albümünün adı Arabaya Bin’dir ve meşhur roman havası albümün açılışındadır: “Arabaya bin – tokmakla / Arabadan in – tokmakla…” Süheyl Denizci Orkestrası eşliğinde Nermin Candan’ın seslendirdiği türkünün adı Arabaya Taş Koydum’dur. Sözü edilen araba elbette at arabasıdır.

 

Egzozda boğulmak

 

Şarkılarıyla bu yazının değişik yerlerine giren Barış Manço, bu bahiste de karşımıza çıkar ve Kalk Gidelim Küheylan’da Neslihan ve Aslıhan denen güzellerin peşinden uçarak giden bir süvariyi anlatır. Atlılar bu kadar masum değildir elbet: Zaman zaman şarkılara girerek kızları kaçırır! Cem Karaca’nın Türkçe söylediği Bang Bang, böylesi bir öyküyü anlatır.

Yazının sonunda Cem Karaca’nın adını Dervişan’la analım ve bu bahsi pop tarihinde karşımıza çıkan en hazin otomobilli hikâyeyle kapatalım. Tamirci Çırağı’nın hikâyesidir bu. “Gönlüme bir ateş düştü, yanar ha yanar yanar / Umut gönlümün ekmeği, umar ha umar umar” sözleriyle başlar. “Elleri ak yumuk yumuk, ojeli tırnakları”yla otomobilini tamire getiren kıza vurulur bizim çırak. Kız şahanedrir: “Ayağında uzun etek dalga dalga saçları” diyerek tarif eder bizim çırak ve avuçlarındaki nasırları nereye saklayacağını bilemez. Arabayı geri verecekleri gün heyecanlıdır ve “cildi parlak, kağıt kaplı pahalı bir kitap”ta okuduğu hikayenin gerçek olmasını dileyerek süslenir: Tulumunu giymez, saçlarını “arkası kuşlu” aynasında tarar. Kızın kapıdan girişiyle yeni bir dönemin başladığına inanmaktadır. Lakin girmesi için arabanın kapısını açtığında “hilal kaşlar” kalkar ve kızın dudaklarından o yıkıcı soru dökülür: “Kim bu serseri?” Bizim çırak, gözündeki “tomurcuk yaşlar”ı saklamadan ağır ağır doğrulur. Ustası gelip sırtına vuracak, “unut romanları” diyecek ve ekleyecektir: “İşçisin sen, işçi kal! Giy tulumları…” 

Tamirci Çırağı’nın yıllar sonra yine Cem Karaca tarafından yapılmış bir başka versiyonu Kâhya Yahya’dır. “Diskoteğin önünde” kâhya olarak çalışan ve “araba plakasından fallar” tutan Yahya’nın öyküsüdür bu da. Ne ümitlerle şehre gelmiş, umduğunu bulamamış, son çare bu işe başlamıştır. İçeri giren kızlara bakar, onlarla ilgili hayaller kurar. Bu kez usta yoktur, şarkının sonunda kendi kendine verir öğüdünü: “Dur be oğlum Kahya Yahya, gel haddini bil / Sen kahyasın kahya gibi kahyalığını bil / İçeri giren sarı kız sana bakmaz ki / Baksa bile sana sana, senin olmaz ki / Olmaz olmaz bilirim, ben Kahya Yahya / O kim bilir kimin nesi, sen Kahya Yahya…”

 

Otomobil türlü türlüdür: Kimi uçar gider, kimi egzozunda insanı boğar. Taksi, dolmuş, otobüs, kamyon gibi motorlu taşıtlar, kaptıkaçtı gibi tarihe karışanlar ve velespitten bisiklete, faytona uzanan motorsuzlar her zaman şarkıların öznesi olmuştur. Hayat onlarla kolaydır ve onca çilelerine rağmen vazgeçilmezlerdir. Kimi, zamanla tedavülden kalkar. Teknoloji her daim yeni modellerin ortaya çıkmasına yol açar. Duygulu vosvos Herbie, Chitty Chitty Bang Bang şarkısıyla hafızalarımıza kazınan Uçan Araba ve daha nicesi hayatımıza bir şekilde girer, bir daha çıkmaz.

Yazının sonunda Robert “One Man” Johnson’un Çekirdek Sanatevi’nde Erkan Oğur ve İlkin Deniz’le verdiği İstanbul’da Bir Amerikalı başlıklı resitalde seslendirdiği Anadol Car Blues adlı şarkıyla bitireyim: “Anadol car is çok güzel / Anadol car is fiberglas…” Ömrünün yarısı yollarda geçen biri olarak, bugüne dek kahrımı çeken (aynı zamanda kahırlarını çektiğim) Nilüfer ve Kamil Koç şirketlerine teşekkür edeyim, yazıyı, çocukluğumdaki ilk arabaya, 41 AY 764 plakalı kırmızı Anadol’a ithaf edeyim. Şimdi kim bilir, nerede?