Mevsimsiz
Benceajans
Fragile - Ozan Uğraş

Attila İlhan Şiirleri

 

 

“ölümüm birden olacak seziyorum”

 

Attilâ İlhan şiiriyle ne zaman tanıştım bilmiyorum ama çocukken çok severek dinlediğim şarkıların “sözlerini” onun kitaplarında bulunca şaşırdığımı, hem de sevindiğimi çok iyi hatırlıyorum. İlkokuldaydım, Çanakkale’deydik, darbe yıllarıydı, kırmızı bir Anadol’umuz vardı ve arabanın teybinde dönen hep aynı kasetti: Nur Yoldaş’ın “Sultan-ı Yegah”ı. Kim nereden bulmuş da bu kaseti getirmişti bize bilmiyorum; Nur Yoldaş TRT’de bu şarkıları “söyleyemediği” için televizyondan duymuş olma şansımız çok yok. Sonuçta, nasıl olduysa bu kaset elimize geçmişti ve çocukluğumun unutulmaz hatıraları arasına çoktan girmişti. Ufacıkken ve anlamazken “dem bu demdir dem bu dem” diyerek dolandığımı hatırlıyorum. Sonrasında, sanırım lisedeyken Attilâ İlhan’ın bir kitabını okurken rastladım bu albümdeki iki şarkının sözlerine. Henüz Nur Yoldaş’ın ikinci bir albümü olduğunu ve onun adının da bir Attilâ İlhan şiirinden alındığını bilmiyordum. Deli gibi şiir okumaya, hem de “müziğimizin geçmişini” araştırmaya o yıllarda başladım.

Attilâ İlhan, Nâzım Hikmet ve Ahmed Arif’le birlikte, memleketin en çok bestelenen şairlerinden. Aslında, üç isimden söz ederek Attilâ İlhan besteleri mevzusunda hayli yol alabiliriz: Timur Selçuk, ‘70’lerde diğer çağdaş şairlerle birlikte Attilâ İlhan şiirlerini de bestelemiş; Ergüder Yoldaş, ‘80’lerin hemen başında yarattığı “yeni” müzik türünü neredeyse onun şiirinin üzerine kurmuş; Ahmet Kaya ise ‘80’lerin kısır ortamında sesini Attilâ İlhan şiirleriyle duyurmuş.

Timur Selçuk’un 1974 yılında plak olarak yayınladığı “Karantinalı Despina”, diskografisindeki bilinen ilk Attilâ İlhan şiiri. Sonrasında “Eski Sinemalar”, “İhtiyarlar Baladı” ve “Böyle Bir Sevmek” de gün ışığına çıkıyor. Selçuk’un şarkılarıyla Attilâ İlhan şiirleri iki noktada kesişiyor: ikisinin de bir ayağı Fransa’da ve biri şiirlerinde diğeri şarkılarında Fransız ekolünden etkilenmiş. Yazdıklarının/bestelediklerinin kökü ise bu topraklarda. Bu anlamda, birbiriyle örtüşen iki ismi yan yana görmek bizim için çok da şaşırtıcı değil.

 

“dünyada şarkılar misali yaşıyansın”

 

Timur Selçuk’un bestelediği bilinen ancak yayınlanmamış şiirler de var. Attilâ İlhan, “Sisler Bulvarı”nın sonuna yazdığı “notlar”da, Timur Selçuk’un, “Rina-rinnan-nay”ı bestelediğini söylüyor. Timur Selçuk’un bestesiyle dinleyemediğimiz “Rinna-rinnan-nay”, 1993 yılında Ahmet Kaya’nın “Dokunma Yanarsın” albümünde ve Ahmet Kaya bestesi olarak karşımıza çıkıyor. Ahmet Kaya, müzik anlayışıyla Attilâ İlhan’ın neredeyse tam karşısında bir noktada duruyor ancak şiirlerinden yaptığı besteleri fazlasıyla kabul görmüş durumda.’80 sonrasında Attilâ İlhan şiirlerini yeniden yürürlüğe sokanın Ahmet Kaya olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Ahmet Kaya, 1986 sonlarında yayınlanan “An Gelir” albümünde üç Attilâ İlhan şiirine yer verir: “An Gelir”, “Lili Marlen Türküsü” ve “Sen İnsansın”. Sonrasında, on şiirini daha besteler: “Haçan Ölesim Gelir”, “Tut ki Gecedir”, “Acı Ninni”, “Hiç Bir Şeyimsin”, “Yangın Gecesi”, “Böyle Bir Sevmek”, “Rinna Rinnan Nay”, “Mahur”, “Grev”, “Cinayet Saati” ve ölümünden sonra yayınlanan “Jilet Yiyen Kız”. Bunlar arasında ön plana çıkan şarkı, “Mâhur”. Hatta Ahmet Kaya’nın sürgüne gönderilmesiyle neticelenen meşhur olayların başlangıcının bu şarkı olduğu bile söylenebilir: “Mâhur”la legalleşen ve dinleyici sayısını artıran Ahmet Kaya, “değişmeyince”, bu yeni kitle tarafından reddedildi ve ardından hızla malum son geldi.

 

“o mahur beste çalar müjgân’la ben ağlaşırız”

 

“Mâhur”, 1981 yılında Nur Yoldaş’ın “Sultan-ı Yegah” albümünde de karşımıza çıkmıştı. Ergüder Yoldaş’ın mâhur makamında bestelediği şarkı o dönem “Sultan-ı Yegah”ın gölgesinde kalmıştı. Ergüder Yoldaş, Nur Yoldaş’la yaptığı ikinci albüme “Elde Var Hüzün” adını verdi. Bu albümde de üç Attilâ İlhan şiiri vardı: albümle aynı adı taşıyan “Elde Var Hüzün”, “Kim Kaldı Sabuha” (ki bazı mısraları “An Gelir”den alınmıştır) ve “Harb Kaldırımında Aşk”ın bazı mısralarının bestelenmiş hali olan “Uyandırma Lambamızı”. “Elde Var Hüzün”, bir önceki albüm kadar yaygın olamadı, dolayısıyla bu şarkılar pek fazla dinleyiciye ulaşmadı ama üçünün de Attilâ İlhan besteleri arasında ayrı bir yere sahip olduğu aşikar.

“Mâhur”la dinleyicinin tanıdığı Müjgân, eski bir tanıdık: “Yasak Sevişmek”te karşımıza çıkar ilk. Attilâ İlhan’ın alaturka musikiye “sardırdığı” yıllardır bunlar; Müjgân belki de bu yüzden hanendedir. Sonrasında Sadri Alışık’ın sahneye de taşıdığı Müjgân’ın şarkı serüveni bereketli olmuştur. Rüştü Şardağ, “Müjgân’a Aşk Şarkıları” arasında yer alan ve “dinlerdim telâşlı kanunlardan sarışın türkçe’yi” mısrasıyla başlayan birinci şarkıyı bestelemiştir. Fakat ilk mısradaki “sarışın türkçe” sözüne takılanlar şarkıyı okumada tereddüt gösterince, şarkı ortalığa çıkamamıştır. Müjgân’ın (okurlar değil de dinleyicilerce) tanınması ise, söylediğimiz gibi, Ahmet Kaya sayesinde olmuştur. Son olarak, bu şarkının Nazan Öncel tarafından da (Ahmet Kaya’nın ölümünün ikinci yılında yapılan “Dinle Sevgili Ülkem” albümünde) yorumlandığını hatırlatalım.

 

“adını mıh gibi aklımda tutuyorum”

 

Hümeyra, 1972’de “Ben Sana Mecburum”u besteledi ve pek güzel söyledi. Belki de, bestelenen (ya da yayınlanan) ilk Attilâ İlhan şiiri bu. Şair, “Ben Sana Mecburum”un sonunda, bu şarkıyla ilgili olarak şunları not düşmüş: “plağı ilk dinleyişimde sevemedim. müzik şiire denk düşmemiş gibime geldi, sonra sonra fikrim değişti ama, ısındım basbayağı.”

1984’te, Alpay’ın “Sevgilerle” adını taşıyan albümünde yer alan “Üçüncü Şahsın Şiiri”, etkileyici bestelerdendir. Alpay, şiiri çok severek yorumladığını her fırsatta söyler. Ne yazık ki, yakınlarda yeniden söylemek istemiş ancak telif yüzünden Attilâ İlhan’la anlaşamayınca bu isteğini gerçekleştirememiştir. “Üçüncü Şahsın Şiiri”, Yeni Türkü’den tanıdığımız Selim Atakan’ın bestesi. Yıllar sonra, bir Yeni Türkü albümünde de başka bir Attilâ İlhan şiirine rastlayacağız: “Gece Yarıları”, “Korkunun Krallığı”nda yer alan “34 FN 346” adlı şiirin şarkılaştırılmış hali. Selda’nın 1988’de bestelediği “An Gelir”i ve Zuhal Olcay’ın yakınlarda seslendirdiği Vedat Sakman bestesi “Ayrılık Sevdaya Dahil”i de unutmamak gerek. Sonuncu şiiri Attila Atasoy da farklı bir besteyle seslendirmişti.

Bu noktada, 1990’lı yıllarda yayınlanmış iki albümden söz açalım: İlki, Ahmet Sinan Hatipoğlu’nun 1993 tarihli “Musiki” albümü. Maalesef çok az dinleyiciye ulaşan bu güzel albümün açılışında “Yirmi Beşinci Kısım” var; meşhur Suna Su şiirlerinden biri. Dinleyenler bilir, insanı alıp götüren bir şarkıdır. Dinmeyen’in 1995 tarihli “Sisler Bulvarı!...” albümüne ismini veren şarkı da öyledir: uzun ama etkileyici… Şöyle bir not vardır albüm kapağında: “Sisler Bulvarı, bizim için apayrı bir anlam taşıyor. Bestecisi bilmiyoruz. Bu dipnot bir yanıyla da çağrı… Yıllar önce Bayrampaşa Cezaevi’nde kalan bir arkadaşımız getirdi bu şarkıyı. Biz sadece düzenledik ve çaldık, söyledik. Yüklendiği ne kadar anlam varsa, bizim de artık.” Bilmeyenler için, Dinmeyen grubunun aralarında Kazım Koyuncu ve Arzu Görücü’nün de yer aldığı yedi kişilik bir ekip olduğunu ve bu albümde Kazım Koyuncu’nun sesinden bize ulaşan bir başka Attilâ İlhan şiirinin de  yer aldığını (“Askıda Yaşamak”), bu yazıya ekleyelim.

 

“elimden tut yoksa düşeceğim”

 

Attilâ İlhan’ın bestelenmiş şiirleri bu kadar değil elbet. Bildiğimiz/bilmediğimiz nice beste var. Mesela, “Yağmur Kaçağı”nın yayınlandığı dönemde çok popüler olduğunu ve defalarca bestelendiğini Attilâ İlhan’ın “meraklısı için notlar”ından öğreniyoruz: “son yıllarda birden gelişen türk hafif müziğinin genç bestecileri, bir değil birkaçı, şiiri bestelediler, demek ki günümüzün duyarlığını da yansıtabiliyor. bu bestecilerden biri, şarkısını ille duyurmak istemiş, vaktim olmadığından bu işi telefonla yapmıştı.”

Daha söylenecek çok şey var. Mesela, Attilâ İlhan’ın alaturka tutkusundan ve şiirlerindeki “şarkı” etkileşiminden söz açsak enteresan noktalara varacağımız kesin ama o da başka bir yazının konusu olsun. Bu yazının sonunda da, pek bilinmeyen şahane bir şarkıdan söz edelim. Attilâ İlhan’ın bir dönem Ali Kaptanoğlu adıyla yazdığı senaryolar arasında yer alan “Yalnızlar Rıhtımı”, 1959’da filme çekildi. Başrollerini Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’ın paylaştığı bu film, mutlu bir izdivaca da vesile olmuştu. Attilâ İlhan, “Lütfü Akad’ın canına okuduğu senaryo” diye söz ettiği “Yalnızlar Rıhtımı”nı yazarken bir de tango yazmıştı. Belki de yazdığı tek şarkı sözü bu. Filmde Yasemin Esmergül tarafından seslendirilen bu tangoyu Necdet Koyutürk bestelemiş ve film çok tutulunca taş plak olarak yayınlanmış. Erdener Koyutürk tarafından hazırlanan “Bir Ömür Tango” adlı Necdet Koyutürk albümünde de rastladığımız bu tango, bütün zamanların en etkileyici tangolarından biri. Noktayı, Attilâ İlhan’ın anısına bu tangonun sözleriyle koyalım. 

 

martılar çığlık çığlığa her akşam

bir büyük rüzgar dağıtır şarkılarımı

içim boş gemiler boş nereye baksam

ölüm gibi susar yalnızlar rıhtımı

 

yalnızım yalnızlık tutuyor kan gibi

bu korku yalnızlık korkusu gözlerimdeki

bir sabah yapayalnız öleceğim belki

ardımdan ağlayacak yalnızlar rıhtımı