Mevsimsiz
Benceajans
A. Galip - Tartışılan Alevilik

Su Gibi "Aziz"

 

“Yaşamımızda, öyle basit ve sıradan şeyleri atlıyor, bildiğimizi sanıyoruz ki; basit ,sade ve sıradan olmayı unutmuşuz.”

Bu tespiti, bir toplantıda  Sayın Karaca’yı dinlerken yapmıştım.”Her an güzümüzün önünde, her gün kullandığımız, kavram olarak sık sık tekrarladığımız şeyleri”  aslında çok iyi bilmediğimi fark ettim.

Davet edilerek gittiğim toplantılarda, karşımdaki gurubun yaşı-mesleği-sosyal – ekonomik-siyasal  durumu ne olursa olsun konuşmama,   “toprak “ nedir? sorusuyla başlardım. Bu basit ve sıradan soru, katılımcıları şaşırtmaya yetiyordu.”Toprak” nedir? Bunu bilemeyecek ne vardı ?... Ama “yaşamadan” öğrenilen bilgiler, ezberlenen tanımlarla yapılan çıkışlar bir süre sonra bitiyor, herkes en son benim yapacağım  tanıma dikkat kesiliyordu.

Benim tanımım, dinleyici kitlemin şaşkınlıklarını bir kat daha arttırmaya yetiyordu. “Toprak, su’dur. Toprak Ekmek’tir”  diyordum. “Su ve ekmek”….  Salona  ezik ve buruk bir hava hakim oluyor. “Tabi yaaa!” sesleri beni daha da rahatlatıyordu.

Birkaç gündür, ben de kendi ölçeğimde hakkında çokşey (!) bildiğimi sandığım, kuraklıkla daha da önem kazanan  şişe sularının  Analiz Değerlerini  araştırmaya aldım. Yedi farklı şişe suyunun etiketini karşıma koyduğumda, birbirinden  farklı değerlerle karşılaştım.Hangisi doğru, neden farklı, hangisi benim bünyeme uygundu?  bir türlü karar veremedim.

Örneğin, pH dereceleri şöyleydi; Sandras: 8.1, Süral:7.6, Çağlar: 8.15, Pınar:6.9, Damla :8.25, Erikli: 7.3, Ceysu 8.2  (pH derecesi; Sudaki asit ve baz değerlerini tayin eden, hidrojen iyonu konsantrasyonunun negatif logaritma değerini gösteren 0 – 14 arasındaki ölçü birimi imiş. Bu değer, 7’den büyükse asitik, küçükse bazik niteliklerin suda ağırlıklı olduğunu gösterirmiş

Çıkardığım sonuç;  “Su “ diye içiyorum ama ne içtiğimi  bilmiyordum!

Su’yu  tarif ederken özelliklerini;” renksiz, kokusuz, tadsız, şekilsiz” diye tanımlıyoruz. Bir acizlik ve fakirlik sembolü adeta.  Peki bu,” renksizlik, kokusuzluk, tadsızlık, şekilsizlik “ nasıl oluyor da, “yaşam “ için  bu kadar önemli olabiliyor?

Bu sorunun cevabını sanırım felsefenin babası sayılan Thales veriyor; “Hiçbir şey yoktan varolmaz, varken de yok olmaz; her şey canlıdır, her şey içinde tanrısal bir yaratıcı güç taşıyan su ile doludur”

“Kuyu suyu taşıma  “dönemi  ile başlayan yaşam serüvenim, köyümüze su isale hattı üzerinde kurulan  “mahalle çeşmesi “ dönemini çok hızlı geçerek, “evin içinde  akan bir musluk” dönemine  geldim.

Zaman çok hızlı akıp geçerken, yaşanan teknolojik ve bilimsel gelişmeler başımı döndürüyor. Dedemin ve  babamın yaşadıklarına bakarak maddi olarak oldukça iyi durumdayım. Bir işim, başımı sokacak bir evim, bir sosyal güvencem var. Ama ben de, - çoğumuz gibi- basit, sade ve sıradan olmayı özleyecek kadar yalnızım.

Dün olduğu gibi bugün de  “su ve toprak” günlük   siyasetin gölgesinde kaldı. Politikanın “görünen”  güç ve zenginliği, “görülmeyen” doğaya  yine egemen.

Çocuklarımıza  sağlıklı su içirip;” Su gibi aziz “,  bereketli topraklar bırakıp , “Topraktan alçak” olamadıktan sonra, böyle  “modern yaşamanın”  ne anlamı var?

Şair İlhan Berk’in dediği gibi, “Keçiyoluna çıkarın beni. Burda ölemem.”