Kim Vurdu?
İçinde bulunduğumuz durumu, kendini tokatlayıp “Bana kim vurdu?” diye etrafına bakan, “şaşkına “ benzetiyorum. Tüketim toplumlarında, kuru kuruya edilen “tasarruf” sözcüğünün hiçbir olumlu etkisi olmuyor. Ama tasarrufu, “parayla” ölçtüğünüzde elde ettiğiniz sosyal, siyasal ve ekonomik kazançlar kamuoyunda -gecikmeli de olsa- etkisini gösteriyor.
İnsanlık tarihi dönem dönem “kuraklık ve çölleşme”nin getirdiği olumsuz sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik derslerle dolu. İçinde bulunduğumuz coğrafya da, dünya litaratüründe “erozyon müzesi” olarak tanımlanmakta.
Dünyanın en eski, en sinsi, en kapsamlı ve en etkileyici çevre felaketi olan “çölleşme” ile ilgili B.M., dünya ülkelerini 1977 yılında Çölleşme Konferansı (Nairobi) başlığı altında bir araya getirdi. Çölleşmeyle Mücadele Planı’nın istenen sonuçları vermesi için her yıl 10 ila 22.4 milyar dolar harcanması gerektiği ortaya konmuştu. Plan, 1991’de tekrar masaya yatırıldı.Ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri, “Çölleşme ve kuraklığın temel nedenlerinden biri olan yoksulluğun ortadan kaldırılması ile ilgili “ starateji yürütülememişti. Diğeri; Çölleşmeyle ilgili eylem planlarını uygulayacak güçlü hükümetlerin olmayışı, yerel halkın ne yapıldığının bilincinde olmayışı -dolaysıyla planı desteklememesi- idi. Sonuç; aradan geçen 14 yılda BM.Çölleşmeyle Mücadele Planı için ayrılan para 1 milyar dolayında kalmış, çölleşmeye maruz ülkelerde yoksulluk sürüyor, projeler ile ilgili kararlar “tepeden inme” uygulanmaya çalışılmış, ulusal eylem programları yerel halklara iyi anlatılmamış,yerel-ulusal sivil toplum örgütlerinin katkıları gözardı edilmişti.
Şimdi, -bu kısaca özetlenen - dünyanın çölleşme ile mücadele serüvenini yönetenlere şu sorular sorulabilir?
- Başta çölleşmenin etkilerini arttıran “yoksulluk” ortadan kalkmış mıdır? -Yoksulluğu ortadan kaldırmaya yönelik dünyada güçlü hükümetler oluşmuş mudur? -Orman köylüleri ve çiftçiler için programlar geliştirilmiş midir?-Yenilenebilir enerji kaynakları ve doğal hayata dayalı turizm programları oluşturulmuş mudur? -Demografik (nüfus) hareketler dengelenmiş midir? -Toplumaların kapasite arttırımları, eğitimleri ve kamu bilinçlenmesi sağlanmış mıdır? -Hidroloji ve meteoroloji erken uyarı sistemlerinin kapasiteleri arttırılmış mıdır? - Tarım ve hayvancılık için sürdürülebilir sulama sistemleri kurulmuş ve yaygınlaştırılmış mıdır? -Uluslar, taşıma kapasitelerini (ormanlar-tarım araziler-meralar- su havzalar- biyolojik çeşitlilik vb.) hala demografik özelliklerine göre tespit edebilmişler midir?... Ve daha bir çok sorunun ardından gelen tek cevap; HAYIR!
1977’den bu yana aradan -dile kolay- 30 (otuz) yıl geçti. Hükümetlerin sadece bir anlaşma imzalamaktan, meclislerinde onaylamaktan öte, acil alması gereken “toprak-su-orman-mera-biyolojik çeşitliliğin korunması, nüfus planlaması vb. ” kararlar var. Unutulmaması gereken; “kuraklık ve çölleşme ile mücadele”, tüm dünya ülkelerinin, dolaysıyla tüm insanlığın sorunudur.
Ulusal ve yerelde çıkan “kuraklık”ve “susuzluk “ haberlerine bakıp bakıp gülüyorum. Aman yarabbi ! Susuz, elektriksiz kalmaya ne kadar öfkeliler? Millet adeta isyanda. Alanya ölçeğinde, “Yabancıların sırf susuzluk nedeniyle evlerini satıp gidecekleri” birinci haber ediliyor. İşte buna daha çok gülüyorum.
Bilmiyor muyuz dünyada; zenginlerle yoksulların su tüketimi ve ödedikleri bedeller konusunda ters orantının olduğunu; en büyük sıvı tüketiminin alkol değil, bahçe sulama olduğunu; bundan sonra çıkacak savaşların “su” hakimiyeti üzerine olacağını.
Başta, “toprak ve su” kaynaklarının korumasına-geliştirilmesi-iyileştirilmesine yönelik yasaların çıkarılması / uygulanması için hükümetleri - yerel yönetimleri teşvik etmez, baskı gurupları oluşturmaz isek; daha çoook kendimizi tokatlayıp etrafımıza bakarız, ” Beni kim tokatladı?” diye.
Ne ektiysek, onu biçiyoruz!
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim











