Mevsimsiz
Benceajans
Selah Özakın - Yalnızlık Kokusu

Senegalli Marksist Sinemacı ve Yazar Ousmane Sambène

Afrika sinemasının babası, Senegalli yazar, şair, film yönetmeni, senarist Ousmane Sembène (Usman Samben-A.Ş.)’i uzun bir hastalık döneminden sonra geçtiğimiz hafta sonu 84 yaşında yitirdik. Cenazesi 11 Haziran 2007 Pazartesi günü toprağa verildi. Kuşkusuz, Afrika sineması ile ilgilenmeyenlerin anımsayabileceği bir ad değil Usman Samben... Ülkemizde “Afrika filmciliği” sadece, Mısır, Tunus, Cezayir gibi ülkelerden ithal edilen filmlerden tanınıyor; o da “Arap filmi” adı altında...  İkinci Dünya Savaşı yıllarında, daha çok düzeysiz denilebilecek komik Mısır filmleriyle, Ümmü Gülsüm’lü,  Leylâ Murat’lı melodramlar Anadolu sinemalarında izleniyordu.Yeşilçam sonradan bu Afrika kökenli “Arap filmleri”nin şablonlarını uzun süre kullandı senaryolarında. Nedense, Büyük Sahra’nın altındaki Afrika ülkelerinin filmlerine pek ilgi gösterilmemiş ithalatçılarımız, sinemacılarımız tarafından... Oysa, Usman Samben başta olmak üzere çok sayıda önemli Afrikalı yönetmenin çektiği, Cannes’larda ödül alan filmler var. Afrika’lı yönetmenlerin özgün yapım filmleri getirilmeli ve tanıtılmalı halkımıza, sinema severlere... Bu alandaki etkinlik gerçekten çok cılız. Afrika filmlerinin DVD’leri, Üniversite sinema kulüpleri dışında, bulunamıyor piyasamızda. Oysa, New Yorker Video örneğin ABD’de Samben’in “Black Girl”(Siyahi Kız) filminin DVD’sini çıkardı yakınlarda... Keza Nijerya’daki ucuz video cd üreten sanayiden de yararlanılabilir. Bu girişimlerde bulunulmuyor ülkemizde. Afrika sinemasından mahrum kalmamalı Türkiye’deki sinemaseverler. Birbirinden ilginç filmler üretiliyor çünkü. Özgün Afrika kültürünü tanımalıyız.

            Usmane Samben, 01 Ocak 1923 tarihinde Senegal’in güneyindeki, Casamance-Ziguincher bölgesinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası 1900 yılında Dakar’dan bu bölgeye göç etmiş bir balıkçıydı. Önce ana dili Wolof’u öğrendi Samben. Arapça ve Kur’an okuluna devam etti. 1936 yılında öğretmeniyle kavga ettiğinden disiplinsizliği nedeniyle Fransız okulundan atıldı. Bundan sonra başkaca formel eğitim almadı. Ortaokul düzeyinde kaldı eğitimi. Deniz tuttuğundan balıkçılık da yapamıyordu. Babası onu Dakar’a akrabalarının yanına gönderdi.  1944 yılına kadar duvarcılık ve araba tamirciliği yaptı. Eğitimine devam etmesi için karşısına çıkan fırsatları geri çevirdi. Kendini yetiştirdi. İşten çıktıktan sonra ve dinlenme zamanlarında sürekli resimli roman okuyor, Dakar’daki sinemalara, bir Senegal geleneği olan öykü anlatıcılarını dinlemeye, güreşleri izlemeye gidiyordu. 1944 yılında birçok genç Afrikalı gibi o da Fransız ordusuna katıldı. Fransa’nın Alman işgalinden kurtulmasından sonra, Nijer’de, 6. Koloniyal Piyade Birliği’nde şoförlük yaptı. 1946’da ordudan ayrıldıktan sonra Dakar’a dönerek sömürgecilik karşıtı, devrimci toplumsal, siyasal eylemlere katılmaya başladı. Aynı yıl inşaat işçileri sendikasına ve koloniyal ekonomiyi felç eden greve katıldı. 1947 yılında Fransa’ya göç etti. İlk önce Paris’te Citroën fabrikasında, sonra da 1960 yılına kadar, Marsilya’da liman işçisi olarak çalıştı. Aynı yıl ülkesi Senegal bağımsızlığını kazanmıştı.

            Samben, karizmatik sendika lideri Victor Gagnère’le tanıştı ve onun aracılığıyla “İşçiler Genel Konfederasyonu(CGT)”na üye oldu. CGT, Fransa’nın savaş sonrası en geniş ve en güçlü sol kanat sendikasıydı. Samben işten çıktıktan sonra akşamları Marksçı seminerlere de katılmaya başlamıştı. 1950’de Fransız Komünist Partisi’ne, 1951’de de MOURAP(Mouvemet against racism, anti-semitism and peace) Hareketine katıldı. O dönemde konteyner sistemi olmadığından gemiler insan gücüyle yüklenip boşaltılıyordu. Bir geminin yükünü boşaltırken omurgasını zedeledi. Uzun süre tedavi gördükten sonra hafif bir iş olan şaltercilik görevine verildi. Bu görevde daha fazla boş zamanı oluyordu. Okumayı ve Marksist seminerlere katılımını yoğunlaştırdı. Bu arada müzelere, tiyatro ve sinemaya gidiyordu. Fransız Komünist Partisi’nin düzenlediği Vietnam koloniyal savaşı ve Kore Savaşı karşıtı kitlesel eylemlere, 1953 yılında da ABD’de yapılan Rosenbergler Mahkemesini protesto eylemlerine de katıldı. Samben, militanlık dönemlerinde, Paul Eluard, Richard Wright, John Dos Passos, Ernest Hemingway, Ricardo Neftali Reyes / Pablo Neruda, Nazım Hikmet, Claude McKay gibi toplumcu gerçekçi yazarları okudu. Komünist tiyatroyu keşfetti. Gençlik Hostelleri’ne katıldı.

            Afrika’nın sömürgecilikten kurtarılması gerektiğini düşünüyordu. Edward Said ‘in kuramında belirttiği gibi, koloniyalizmden kurtulmak için ülkesi kendi toprağı için mücadele etmeliydi. Samben; Gine’de Sekou Touré, Belçika Kongosu’nda Patrice Lumumba, Gana’da Kwame Nkrumah, Guinea Bissau’da Amilcar Cabral, Frantz Fanon gibi Üçüncü Dünya ve Afrika’nın bağımsızlığı için çalışan devrimcilerle aynı kuşaktandı. Bu dönemde yaşamı, Frantz Fanon’un “Dünyanın Perişanlığı (the Wretched of the Earth)” olarak adlandırdığı, kendi toplumlarında marjinalleşen Afrikalıların  imgelerinin düzeltilmesi amacıyla ürettiği en son üçlemesi “Gündelik Kahramanlık(Daily Heroism- Heroism au Quotidien)” a  adanmıştı. Samben, edebiyat ve sinemanın her ikisinde de, sanatın bir propaganda pankartındaki gerçekliğin sunumu değil ama temsilin simgesel bir biçimi olduğu kanısındaydı. Halkın imgesinin yakalanabilmesi için en önce bu semboller iyi anlaşılabilir olmalıydı. Bu görsel imgeler tesbit edilmeli ve onların kültürel evrenini yansıtmalıydı. İşte bu nedenle Samben’in edebiyatı ve filmciliği, gerçek Afrika  film dilini ve estetiğini yakalamak ve yeniden üretmek bakımından öncü olmakla kalmayıp, bu kültürün eğlendirirken diğer dünya kültürleriyle iletişim içinde olmasını da sağlamak amacına yöneliktir. Samben, ayrıca, yaşamı boyunca Lenin’in “para kazanmak için sanat yapmak değil, sanat yapmak için para kazanmak” ilkesine sadık kalmıştır.

            Usman Samben, Burkinabe’li Sekou Traoré, Mali’li Şeyk Umar Sissoko ile aynı kuşaktandır. Tüm bu yönetmenler, kendi ülkelerindeki toplumun marjinal gruplarıyla ilgili olarak melodram, hiciv ve komedi türlerinde filmler çekmişlerdir. Samben’in filmlerinde kısa öykülerden hareket eden senaryolardan yararlanılmıştır. Çok yakın bir edebiyat - sinema birlikteliği kurulmuştur. Burkinabe’li Gaston Kabore’nin “Tanrının Hediyesi(Wend Kuuni)” adlı 1982 yapımı filminde de aynı yaklaşım söz konusudur. Mali’li yönetmen Süleyman Cissé’nin “Yeleen” adlı filmi, Moritanya’lı Med Hondo’nun “Güneş-Soleil” filmi, yine Jibril Diop Mamberi’nin 1973 yapımı “Touki Bouki” filmi, Burkina Fasso’lu İdrissa Uedrago’nun FIPRESSI ödülünü alan “Yaaba” adlı filmi, hep kısa öykülere dayanan filmlerdir. Samben ve diğer özgün Afrika filmleri yapan yönetmenlerin temel amacı, batılı koloniyalistlerin imgelerini yansıtan filmlerdeki dil yerine, Afrika’nın koloniyal dönemlerinin öncesindeki özgün dil ve imgelerin yeniden üretilerek halka yansıtılmasıdır. Samben: “Arap ya da Avrupa’lı olmayacağız; biz Afrikalıyız” demekte; Afrika’nın geçmişinin kendisini büyülediğini, geleceğinin de heyecanlandırdığını ifade etmektedir. Filmlerinde Senegal’in “Bambara”, “Wolof” ve “Diola” gibi yerel dillerini kullanmıştır. Samben, tüm Afrika kıtasında birlik halinde, yardımlaşılarak film üretilmesi için çalışmış ve bunun uygulamalı örneklerini vermiştir. Bu ilkesi doğrultusunda, filmlerinin finansmanında, Senegal’in SNPC, Cezayir’in ENAPROC ve Tunus’un SATPEC adlı sinemacılık ve film kuruluşlarının yardımlaşmalarını gerçekleştirmiştir. Ekibini, Fransızlar, çeşitli Afrika ülkeleri kökenli filmciler ve oyunculardan oluşturmuştur.

            Başlangıçta şair ve yazar olarak etkinlik gösteren Marksçı- pro-Sovyet bir militan olan Usman Samben, “enternasyonalist” olarak yürüttüğü siyasi çalışmalarının, öykü ve romanlarının, okuma yazma bilmeyen Afrikalı halka ulaşamadığı inancıyla 40’lı yaşlarında film yönetmenliğine başlamıştır. Senegal’den Avrupa’ya dönerek film yapım tekniklerini öğrenmiş; daha sonra 1962 yılında Moskova Film Okulu’na kaydolarak Sovyet yönetmen Mark Donskoy ve Gorki Film Stüdyoları’nda yönetmen Sergei Gerasimov ile bir yıl çalışmıştır.

            Samben, temelde sömürgecilik ve kapitalizme karşıdır. Sovyet yanlısı bir Marksisttir. Samben sineması bu bağlamda halka siyasi bilinç götüren, “özgürleştirici” bir üçüncü dünya sineması olarak yorumlanmalıdır. Yalın anlatımıyla toplumcu gerçekçi bir sinemadır Saamben sineması. Afrika kadınını güçlendirmek, yeni Afrika burjuvazisini ve anlamsız gelenekleri eleştirmek, sömürge tarihini gözler önüne sermek ister. İlginçtir, Hitler’in baş filmcisi Leni Riffenstahl’ın “1936 Münih Olimpiyat Oyunları” belgeseli, Samben’in sinemanın gücünü keşfetmesini sağlamıştır.

            Usman Samben, aşık olduğu bir edebiyat öğretmeniyle evlenmiş; yaşamı boyunca, beş roman, beş kısa öykü kitabı, bir kısmını yaktığı çok sayıda makale, dört kısa, dokuz uzun, dört belgesel film çekmiştir. Yedi kitabı İngilizceye çevrilmiştir. Samben sanatsal kariyerine şair olarak başlamış; ilk şiiri “Liberté(Özgürlük)” yi 1956 yılında yazmıştır. Bu uzun ve özgür Afrika’nın imgelendiği bir şiirdir ve Marsilya’da “Cahier du Sud” adlı sol kanat bir dergide yayımlanmıştır.  Samben’in kitapları da şunlardır: “The Black Docker / Siyahi Liman İşçisi”(1956): Bu kitabında, Afrikalı liman işçilerini, gördükleri kötü muameleleri anlatmıştır. “O Pays, Mon Beau Peuple / Ah Ülkem, Güzel Halkım”(1957): Sömürge ordusunda savaştıktan sonra terhis olup Casamance’a dönen bir askerin, köyünde kolhoz çiftliği kurma çabalarını anlatır. “God’s Bits od Wood / Tanrının Tahta Parçaları”(1995) bu roman, batının 19.yy. burjuva romanlarına benzer biçimde ama Marksçı bağlam içinde kurgusal bir Afrika tarihi romanıdır. Demiryolu işçilerinin koloniyal patronlarına karşı grevini anlatmaktadır. “Voltaique”(1962) bir kısa öyküler derlencesidir. “L’Harmattan” (1964) sömürgecilerle yapılan son savaşımları anlatan destansı özellikli bir siyasi romandır. “The Money Order: With White Genesis” (1987), Senegal’in sömürge sonrası durumunu konu alır. “Xala” ise, Senegal burjuvazisi ve yöneticilerinin iktidarsızlığını hicveden bir yapıttır. The Last of Empire(1983) ise yine ülke yöneticilerinin siyasi yetersizliği, güçsüzlüğü konusundadır. Niiwam and Taaw, 1992 tarihli bu iki anlatıda(novella) da ülkesinin köylüsü ile gençlerinin umutsuzluğunu, yoksulluklarını işlemiştir. Samben’in son romanı “Guelwaar”(1996), Senegal’deki köktendinci tehlikeleri gözler önüne sermekte, uluslararası ekonomik yardımlarla ülke ekonomisinin ayakta kalma çabalarını hicvetmektedir.  Edebiyat ve sinema ilişkisinin güzel bir örneği olarak, Samben “Xala” (1973) ve “Guelwaar”(1993) dışındaki tüm yazınsal yapıtlarını birer “adaptasyon” olarak filme çekmiştir. Bu iki yapıt da gelişen toplumsal, siyasal, ekonomik koşullara göre senaryo (script) olarak yeniden yazılmış ve filme alınmıştır.

Samben’in filmlerine gelince... Kısa metrajlı filmleri: “Borrom Sarret”(1963), “Niaye”(1964), “Taaw”(1972) ve “Heroism au Quotidien”dir. Samben, “Black Girl” (Siyahi Kız) adlı filmiyle 1966 yılında uluslararası üne kavuşmuştur. Bu film, Sahra altı ülkelerden Senegal’de yapılan ilk film olup; Fransızca dilinde ve 60 dakikalıktır. Jean Vigo ödülüne layık görülmüştür. “Mandabi” ise onun 1968 yapımı Wolof yerel dilindeki ilk filmidir. Bu filmden sonra “Xala”, yukarıda da değinildiği üzere, senayosu kendi romanından uyarlanmış yine Wolof dilinde çevrilmiş 1975 yapımı bir filmdir. Samben, Ceddo(1977)’da Senegal toplumunun 17.yy.’da kabul ettiği İslamiyeti eleştirir. “Camp de Thiaroye”(1987) adlı filminde bir grup Senegalli askerin Fransız sömürge ordusu tarafından katledilmesi konusunu işlemiştir. Fransız sömürge yönetimini eleştirdiği, 1971 yılı yapımı “Emitai” Diola yerel dilindeki bir yapımdır. Bu film, Fransız sömürge yöneticileri tarafından uzun süre sansür edilmiştir. “Magombe” filmi de Samben’in sansür edilen filmlerindendir. Senegal’in bağımsızlık lideri Leopold Sedar Senghor, Samben’in hemen tüm filmlerini yasaklamıştır. 1968 yapımı “Mandabi” adlı filmde Samben, bir memurun rüşvet yöntemleri öğrenerek ayakta kalmasını anlatır. 1972 yapımı “Taaw” filminde de işsiz gençlerin iş seçeneklerinin polislik ve muhbirlik ya da parlamento üyeliği olmasını hicveder. Samben; 1992 yılında “Guelwaar”, 2000 yılında “Faat Kine” ve son olarak geleneksel kadın sünneti konusunu eleştiren “Mouladé”(Kurtarma) adlı filmleri çekmiştir. “Mouladé” 2004 yılında Cannes ve Burkina Faso’da FESPACO( Ouagadougou Pan Afrika Festivali) ödüllerini almıştır. Samben, ayrıca, 1993 yılında da ABD/San Francisco’da Akira Kurosawa ödülüne layık görülmüştür. Usman Samben, tüm yaşamı boyunca birleşik ve özgür Afrika rüyasını görmüş; bu rüyanın gerçekleştiğini göremeden aramızdan ayrılmış büyük bir yazar ve devrimci bir sanatçıdır.

 

Haziran-2007, Ankara.                                                           

 

 

Not: “Afrika Sineması” başlıklı yazım bu yazıma genel bir çerçeve oluşturmaktadır.