Mevsimsiz
Benceajans
Günay Günaydın - Esrar-ı Aşk

Nesirden Kaçmak/ Paul Valery

Bazıları yaradılıştan hareketli insanlar olduklarından, eserlerinde, nesirden mümkün olduğu kadar uzağa kaçmışlardır. Hatta belâgattan, ahlaktan, tarihten, felsefeden ve anlayışta ancak söz türlerinin zararına gelişen her şeyden, çok şükür kurtulmuşlardır.

Bazıları da, biraz daha titiz insanlar olduklarından, şiir arzusunun, şiir hazzının ve yeteneğinin gitgide incelen, keskinleşen bir tahlili ile, hiçbir zaman bir fikrin ifadeden ibaret kalmayan, bu yüzden de bozulmadan, başka deyişlerle ifade edilmeyen bir şiir yaratmaya çalışmışlardır. Onlar bütün varlığı kaplayan bir şiir biçimini başkalarına geçirmenin, bir fikri nakletmekten başka bir şey olduğunu bilmişlerdir. Bir şiirdeki düpedüz anlamın o şiirin bütün amacı olmadığını, o amacı tamamladığını, bunun için de mutlaka bir tek anlamı olmadığını anlamışlardır.

Bununla beraber, hayran olunacak araştırmalara ve yaratışlara rağmen, mısralar hakkında düzyazıya ve onun görevine göre hüküm vermeye, onları adeta içerdikleri düzyazı miktarına göre değelendirmeye alışılmış olması, XVI. yüzyıldan beri ulusal karakterin gitgide düpedüz nesirden hoşlanacak bir basitliğe düşmesi; edebiyat öğretiminin şaşılacak hataları; tiyatro ile dram nazmının (yani esas itibariyle nesir olan hareket’in) tesiri, şiir icaplarının tamamıyla cahili kalındığını apaçık gösteren, birçok usulleri devam edip gidiyor.

Şiire zıt anlayışın bir "ölçü" cetvelini çıkarmak zor olmazdı. Bu cetvel, şairin sarf ettiği gayretlere doğrudan doğruya aykırı manevralar oluşturan, bir şiiri ele alma, onun hakkında hüküm verme, ondan söz etme tarzlarının bir listesi olurdu. Adet olduğu üzere öğretime sokulan bu manasız ve barbar usuller; daha çocukluktan başlayarak, şiir anlayışını ve onun verebileceği renk kavramını mahvetmeye yönelirler.

Mısralarda içerik ile biçim; bir konu ile bir gelişmeyi; sesle anlamı ayırt etmek; ahengi, vezni, vurguyu şifahi ifadeden, bizzat kelimelerden ve sentakstan doğal bir şekilde, kolayca ayrılabilir şeyler saymak, işte bütün bunlar şiir konusunda anlayışsızlığın, duygusuzluğun belirtileridir. Bir şiiri düzyazıya çevirmek veya çevirtmek; bir şiiri bir öğretim ve sınav malzemesi haline getirmek, az sapkınlık değildir. Bir sanatın ilkelerini ters tarafından ele almak için bu kadar maharet göstermek gerçek bir sapıklıktır, hele, tersine olarak, zihinleri, hareket veya fikirleri birtakım işaretlere çevirme sistemi olmayan, bir dil dünyasına sokmak söz konusu olunca. Şair kelimeleri kullanılma ve ihtiyaca göre kullandığından, başka türlü kullanır. Şüphe yok ki bunlar aynı kelimelerdir ama, hiç de aynı değerler değildir. Onun işi, gelenek olmayanı, söylenmeyeni söylemektir; ve düzyazıyla konuşmadığını doğrulayan kanıtlayan her şey onun için iyidir. Kafiyeler, kelime oyunları, tenazur, hayaller, bütün bunlar, ister yeni buluşlar, ister öteden beri alışılmış şeyler olsun, hepsi de okuyucunun düzyazı eğilimine karşı koyan birer araçtır (tıpkı "meşhur" şiir sanatı kurallarının, şaire, durmadan bu sanatın karmaşık dünyasını hatırlatması gibi). Eserini düzyazı biçimine getirmek, onu nesir halinde söylemek veya anlamak imkânsızlığı şair için varlığının zorunlu şartıdır, bunun dışında da eserinin şiir olarak hiçbir anlamı yoktur.

Paul Valery
Türkçesi: Lütfî Ay

Şiir Sanatı, Varlık Yayınları 04, s: 254-55