Mevsimsiz
Benceajans
Atalay Girgin - Mehdi ve Mesih

Felaketleri Önlemek

 

Birleşmiş Milletler  giderek daha fazla can kaybına yol açan felaketlerin önünü kesmek amacıyla 1990’lı yılları Uluslararası Doğal felaketleri Azaltma  Onyılı (!) ilan etti.

İlan edilenin aksine 1990’lı yıllar, -dünya tarihine- Uluslar arası Doğal Felaketler Onyılı olarak geçti. Bütün dünya, ekolojik olarak çevreye zarar veren uygulamalardan dolayı yaşanan “doğal “ felaketlerin yol açtığı tahribattan payını, 608 milyar dolar ekonomik kayıp ve 561.000 ölü vererek aldı.

İnsan faaliyetleri yüzünden daha sert ve daha sık hale gelen “doğal olmayan felaketlere “ hazırlanan zemin ile (ormanlara zarar vererek, nehirler üzerine barajlar inşa ederek, sulak alanları doldurarak ve iklimin istikrarını bozarak) karmaşık bir ekolojik güvenlik ağının iplerini çözdük. Birçok ekosistem doğal bozulmalara karşı duramayacak kadar güçsüz düştü ve parçalandı.

Doğal felaketler konusunda, küresel verileri toplayan ve bu trendleri analiz eden bir reasürans şirketi olan Munich Re.’ye göre;

- Doğal felaketler arasında; seller, fırtınalar, depremler, yangınlar vs. yer almakta, petrol sızıntıları veya nükleer kazalar gibi endüstriyel ve teknolojik felaketler, böcek istilaları, salgınlar ve kıtlıklar vb. bu kategorinin dışında kalmaktadır.

Büyük “ olarak nitelendirilen doğal felaketler ise, dış yardıma ihtiyaç duyulacak kadar büyük oranda yaralanma ve kayıba yol açan felaketlerdir.

- 1950 ‘li yıllarda 20, 1970’lerde 47, 1990’lı yıllarda 86 büyük felaket “ yaşanmıştır.

- Son 15 yılda meydana gelen doğal felaketlerde yaklaşık 561bin kişi can vermiştir.  

 Birinci sırada  seller, ikinci  sırada 169bin kişiyle  depremler ölüm nedeni olmuştur.

- 1985 – 1999 yılları arasında yaşanan olayların yüzde 37’si fırtına, yüzde 28’i sel, yüzde 15’i depremdir. Yangınlar ve toprak kaymaları gibi olaylar ise felaketlerin kalan yüzde 20 ‘sini oluşturmaktadır.

- Son 20 yılda dünya çapında 2 milyar insan doğal felaketlerden etkilenmiştir.

- Bütün dünyaya bakıldığında; ekonomik kayıpların üçtebirinin, ölümlerin -yaklaşık – yarısının, evsiz kalma vakalarının yüzde 70’inin nedeni seller’dir. Artık her on yıldan dokuzunda sel yaşanmaktadır.

- Ekonomik kayıplar ölçülürken- genellikle- en kolay olan sigortalı mal kayıpları, yollar ve enerji şebekesi gibi toplumsal alt yapıları onarmanın maliyeti ve bazı ürün kayıpları hesaba katılmaktadır. Ama şirketlerin iflas etmesi, veya işin kesintiye uğraması, umutsuzluk sonucu intiharlar, eviçi şiddet, insan sağlığının olumsuz etkilenmesi, kaybolan insani ve ekonomik gelişme potansiyeli gibi dolaylı ve ikincil kayıplar genellikle nadiren hesaba katılmakta, doğal kaynakların tahribatı ise dikkate alınmamaktadır.

- Dünya çapında felaketlerin yol açtığı kayıpların sadece beştebiri sigortalıdır.

FELAKETİN NEDENLERİ

Son yıllarda dünyada görülen iki önemli toplumsal eğilim doğal felaketlere daha açık hale gelmemize yol açmıştır. Bunlar; kent - kıyılara göç  ve inşa edilen çevrenin olağan üstü genişlemesi.

- 1950 yılından bu yana dünyanın kent nüfusu dört kat artarken, dünyadaki 19 mega kentin – yani nüfusu 10 milyonun üzerinde olan kentlerin - 13 tanesi kıyı bölgelerindedir.

- Öte yandan, etrafımız inşa ettiğimiz çevrenin ( karayolları, demir yolları, boru hatları, haberleşme sistemleri, su –temizlik hizmetleri vs.) miktarı ve yoğunluğu arttıkça, potansiyel kayıplar da artmaktadır.

- Kentleşme taşkın riskini de arttırmaktadır. Toprak; yollar ve damlar gibi su geçirmez yüzeylerle kaplandığında, ani su baskınlarının sıklığı ve şiddeti artmaktadır.

- Kentleşmenin bir başka tehlikesi de, yaşayan insanların yarısının plansız inşa edilen varoşlarda yaşamalarıdır. Varoşlar genellikle, taşkın alanları, yamaçlar ve hatta çöp alanları üzerine kurulmuştur. Kent varoşlarına  felaket vurduğunda;  acil hizmetlerden yararlanma olasılığı düşmekte, ekonomik durumları kötüleşmekte veya yaşamını yeniden kuracak kaynağı bulamamaktadırlar.

Daha basit ve anlaşılır bir ifade ile; felaketler, yoksulluğu daha da arttırmaktadır.

YEDİDE BİR

Felaketlere tepki vermek, başkalarının acısını cevap vermek, gerçek insani bir duygudur; acı çekenleri doyurmak, giydirmek, barındırma için adeta bir refleksle yardım etme arzusu yaşanır.

”Bir önlem, bin tedaviden iyidir”  sözü felaketler içinde geçerlidir. Ancak, felaketlere hazır olmak, sonuçlarını azaltmak genellikle diğer önceliklerin arkasında yer almaktayken, felaketlere hazırlık ve hafifletme tedbirleri için  ekonomik kayıpların yedidebiri harcama yeterli olmaktadır. Örneğin, kuraklık ve onu izleyen açlık, doğal olmayan felaketlerin en iyi anlaşılan örneğidir. Kuraklık, yavaş gelişen olaylar kabul edildiğinden, (fırtına-sel-deprem gibi ) haber yapılmaz, küresel iklim verilerinde kuraklığa yer verilmez.

Türkiye, son yıllarda hızlı bir kentleşme sürecine girmiş, bu da  konut krizine yol açmıştır. 1950 yılından bu yana çıkarılan 15 “inşaat affı” yasadışı binaları yasallaştırmıştır. 1999 yılında yaşanan deprem öncesi inşaat affı, popülist jestler olarak görülmüş,  daha sonra yolsuzluk yapan müteahhitler ve yerel yetkililer gazete manşetlerinde “katiller”olarak suçlanmıştır.  

Türkiye, bu sorunla karşı karşıya gelen tek ülke değildir.Gelişmekte olan bir çok ülkede, evlerin yarsından çoğu yasa dışı inşa edilmiştir.

DEĞİŞMELİYİZ

Felaketlerin  giderek artan insani ve ekonomik bedeli, felaketlerle baş etme stratejimizde ciddi bir değişiklik gerektiğinin altını çizmekte,   “havayı” veya “iklimi” suçlayarak hiç bir şey yapmamak uygun mazeretler olmaktan çıkmaktadır.

Doğal felaketlerden tam olarak kurtulamayız. Ancak, körüklediğimiz felaketleri  asgari düzeye indirebiliriz. Bu da ancak, sağlıklı ve dayanıklı ekosistemlerle mümkündür.  

Sürdürülebilir kalkınma stratejisi; toplumsal, ekonomik ve ekolojik  olmalıdır. Unutmamalı  ki, felaketlere hazır olmakta, hayat kurtarmanın ve felaketin ekonomik bedelini  azaltmanın bir parçasıdır.

SONUÇ

Doğanın sağlık ve dayanıklılığını azaltma, felaketleri hafifletici önlemleri almayı erteleme yolunda devam edersek, kendimizi daha fazla acı, daha çok ekonomik kayıp ve kalkınmanın daha fazla gecikmesine çanak tutuyor durumda bulacağız.

DOĞADA YAŞANAN HER DEĞİŞİM FELAKET DEĞİLDİR; HER FELAKETTE DOĞAL DEĞİLDİR.

 

Kaynak: Dünyanın Durumu 2001- Tema Vakfı Yayınları no.35