Mevsimsiz
Benceajans
Minimal Öykü Nedir? - A.Galip

Çakaralmaz

Omuz dalında asılı tek tüfek, önünde çengel kuyruk kırma köpek, çıkını ise belinde düğümlü, ayağına da sanayi lastiklerini çekmiş, kaptırmış gidiyorsun. ’Ey avcı ne yana?’ Dönüp bakmadı bile belli ki uzun kulağın pür dikkat izine düşmüş. Çalıları bir bir taşlıyor, gözüne takılan, ne kokar ne bulaşır tavşan boklarını, elinde ufalayıp tazeliğini yokluyor! Karşı meşeliğin altındaki Zıbıldak Ahmet’in ağılının üzerindeki kel tepenin dökük taşlığını da, yoklamadan geçemiyor. Her ağılın bir zurba kekliği olduğunun farkında uyanık. Bir keresinde yerde pusmuş tararlarken, bir sıkıyla iki tanesini devirip torbaya nasıl tıktığını, bulgur pilavıyla birlikte mideye indirişini, bir türlü unutamıyor. Köyden kopalı yedi saati geçti, neredeyse ikindi ezanı okunacak, henüz tüfeği yüzüne alamadı. Yorgunluk da yavaş yavaş üzerine çökmeye başladı bile, otlu kırmaları taşlamadan, boş geçiyor. Besbelli soluklanmaya çökecek bir yer arıyor...

Kırk gün taban eti, bir gün av eti

Sedir gibi kayanın üzerine bağdaş kurmuş, karşı bayırdan tabandaki çeşmeye doğru inen davarın çıngıraklarına karışan koca yozun haykırışını dinlerken, çıkınından çıkardığı ufalanmış tulum peyniriyle dürüm yapılmış bazlamasını tam ağzına götüreceği anda davardan ürken, koca bir göçenle burun buruna gelmez mi! Dürümü bir yana fırlatıp taşa dayalı tüfeği kaptığı gibi ’iki kulağın arası’ der, tetiğe basar. Güm! Sesinin yerini cılız bir çıt! Sesi alır. Anlayacağınız tüfeğin horozunun gücü fişeği patlatmaya yetmez.

Kaçan tavşanı avaz avaz kovan, can dostu Çomar’ın arkasından uzun uzun bakar, dağılmış dürümünü yerden toplar. Doymuş karınla, sıra patlamayan fişeğin derdine gelir! Kulağına götürüp, iki sallayıp saçmanın şıkırtısını duyduktan, horozun iğnesinden kalan şefkatli ize! Baktıktan sonra aynı doluyu tekrar namluya koyup, derin bir of! Çekmenin ardından uzun kulağın yine peşine koyulur. Avcının cebinde beş fişeği daha vardır ama hepsi de üçer defa çakmış, patlamamıştır. O inanmıştır tüfeğine, elbet bir gün tetiğin yayı da patlatmaya güç bulacak, keyiflendirecektir garip avcıyı. O hiç tasalanmaz, yakınmaz, toz kondurmaz çakaralmaza! Dağlarda, bayırlarda, uçan kuşlar, kaçan tavşanlar, onun hayal dünyasında hep dipdiri kalır. Her gece rüyasına girer böler uykusunu, tez kavuşur tatlı bayırların sihirli gizine. Ta ki ’Kırk gün taban eti, bir gün av eti’ kerametinin iştahıyla tencereyi ateşe koyana kadar.