Uğur Uludağ'ın Önlenemeyen Tırmanışı
TANRIM BENİ BAŞTAN YARAT YA DA UĞUR ULUDAĞ’IN ÖNLENEMEYEN TIRMANIŞI!
Uğur Uludağ benim MSM’deki ilk öğrencilerimden biridir…
Anımsadığım kadarıyla “Dramatik Oyun Yazarlığı” dersinin de en farklı çocuklarındandı…
Farklıydı çünkü dikkatle dinlerdi anlattıklarımı ancak gene de o zeki bakışlarıyla sanki “Hocam ben anlattıklarınızı zaten biliyorum… Hatta belki anlatmadıklarınızı da…” der gibi davranışlarda bulunurdu… Ya da bana öyle gelirdi…
Zaman zaman bu yakışıklı öğrencimle gururlandığım da olurdu…
Rock Hudson’a benzetirdim Uğur’u…
Bu nedenle olsa gerek sahnede değil de hep perdede daha iyi görüneceğini düşünürdüm…
Biraz kiloluydu galiba o yıllarda…
Onu üzmeden “biraz zayıflaması gerektiğini” söylemenin yollarını aramışımdır hep…
Ancak bunun yolunu bulamadım doğrusu… Diğer öğrencilerimle ilgili olarak da, bu tür yönlendirmelerde bulunmamış olmamın gerçek nedeni herhalde, onlarda onarımı güç kompleksler yaratabileceğim endişesinden kaynaklanıyor olsa gerek…
Bakırköy’de oturduğunu biliyordum… Ben de o sıralarda MSM’deki öğretmenliğimin dışında Bakırköy Belediyesi’nin Kültür Müdürü olarak çalışıyordum.
Bakırköy’de amatör bir grupları olduğunu ve tiyatro yapmaya çalıştıklarını söylerdi.
Evime ilk bilgisayarımı aldığımda bazı sorunlarla karşılaşmıştım.
Bu sorunlardan kendisine söz ettiğimde :
“Hocam..” dedi.. “Bilgisayardan anlıyorum… İsterseniz evinize gelip yardımcı olabilirim…”
Ve nitekim evimize geldi ve sorunları hemen giderdi…
Galiba programlar falan yüklemişti bilgisayarıma…
Bu arada benim çocuklarımla da tanışmış oldu…
Gene o günkü çabasıyla kalbimi bir kez daha kazanmıştı..
Zira büyük bir içtenlikle, benim bu konudaki bilgisizliğimin hiç üzerinde durmadan, yani benim kırılabileceğim olasılığını en aza indirerek, gerekli yüklemeleri yaptı Sonra da “Bir sorunla karşılaşırsanız hemen beni arayın hocam!” demeyi de ihmal etmeden hocasının sorununu gidermenin mutluluğuyla gitti…
Sonunda bitirdi okulu Uğur…
Zaman zaman karşılaştığımızda “Hocam ben tiyatro yapıyorum… Lütfen gelip izler misiniz?” demeye başladı beni gördükçe..
Ben de her defasında “Uğur kesinlikle geleceğim… “ sözünü vermeme karşın bir türlü denk düşüp de Uğur’u ve onun yaşatmaya çalıştığı tiyatrosunu görme olanağı bulamadım…
Kuşkusuz bunun mazereti yok…
Bu benim ayıbımdır… Çünkü gelişiminde az da olsa bir katkım olan bir öğrencimi izlememenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz…
En son MSM’nin bu dönem açılış töreninde oturmakta olduğum masaya geldi ve sitemini gizlemeye çalışarak “Hiçbir oyunumu izleyemediniz hocam” dedi saygılı bir dille…
Yerin dibine battım… Ama gene de bu duygumu gizleyerek :
“Kesinlikle izleyeceğim..” dedim… Teşekkür etti, ayrıldı yanımdan…
Cumhuriyet Kitap Kulübü’nde her ayın ilk cuması tiyatro söyleşileri yapmaya da başlamıştım…
“Uğur’un oyununu izle!” notunu akıl defterimin en başına yazarak fırsat kollamaya başladım… Çünkü kesinlikle, değer bir çalışma çıkartmışsa ortaya söz edecek ve hatta kendisini de konuk edecektim bir söyleşime... Telefonla arayıp bir yetkiliden galanın ne zaman yapılacağını sorarak işe ciddiyetle sarıldım…Kendisine sormuyordum çünkü ya gene bir aksilik olursa nasıl açıklardım durumu bu duyarlı öğrencime?
Sonunda CKK’nde bir cumartesi öğleden sonrasında Türkan Şoray’ı dinledikten sonra, bir bayan yaklaştı yanıma ve “Tuncer Bey ben Uğur Uludağ’ın annesiyim..” dedi… “Onu, sizin gibi değerli insanlar kazandırdı tiyatro dünyasına…” diye de ekledi.. “Yeni oyununu görmek ister misiniz?”
“Gala ne zaman?” diye sordum her şeyi göze alarak…
“Bu pazartesi” dedi annesi..
Saatini ve yerini öğrendim… “Kesinlikle geliyorum…” dedim…
Ve o pazartesi Uğur’umu izlemeye gittim…
Ve yolda arabamın lastiğinin bile patlayabileceği olasılığını düşünerek üç saat kadar önce Akatlar Kültür Merkezi’nin yöresinde bir pastanede olmayı başardım…
“Tanrım Beni Baştan Yarat!” ı izlemeye başlarken bir yandan da Uğur’un MSM’deki ilk günlerini, derslerdeki tavırlarını, zekice ama saygıyı elden bırakmadan yaptığı esprileri anımsadım ister istemez…
Ama o da nesi?
İnanılmaz bir zekayla yazıldığı hemen belli oluveren bir oyun metni…
Kuşkusuz en çok da metinler ilgimi çeker bir tiyatro olayında ilkin…
Acaba, takılacak mı? Soluğu sürecek mi?
Oyun bittiğinde derin bir oh çektiğimi söyleyebilirim…
Hem ben hem izleyiciler akıp giden dialogları, durumları büyük bir keyifle izlemiştik… Kahkahalar mı? Son zamanlarda böylesine güldüğümü hatırlamıyorum doğrusu…
Kendi anlatımını bulmuş, neredeyse belli olgunluğu yakalamış bir oyun yazarıydı karşımdaki…
Ve ne şanslıyım ki bu çocuk benim öğrencimdi…
Alkışlarken, gözlerimden yuvarlanıp akan göz yaşlarımı da engellemeye ya da saklamaya çalışmadım ilk kez…
Uğur’un oyunculuğu mu? Tek sözcükle “nevi şahsına münhasır” bir aktör… Üstelik, o yakışıklı suratını çirkinleştirmek için yaptığı çarpıtma da gerçek bir hüner olarak başarılmış ki, zor olanı da bu…
Kadrodaki diğer oyuncuların tümü başarılıydı. Yılların deneyimli oyuncuları Cem Özer ve Yosi Mizrahi ile Şebnem Dönmez, Murat Akkoyunlu, Hakan Bilgin, Celal Belgil, Gülden Avşaroğlu, Renan Bilek, Barış Ataş… Hepsi, hepsi çok başarılı… Ama Ebru Ayyıldız’a özel bir beğenim oluşmadı dersem, yalan olur… Tek sözcükle harika bir kompozisyon çizmeyi başardı Ayyıldız…
(Dilerim bir gün benim bir oyunumda da oynar…)
Kısacası “Tanrım Beni Baştan Yarat!” tek sözcükle görülesi bir oyun…
Gerçekten gülmeyi isteyenler için korkmadan önerebileceğimiz düzeyde bir güldürü…
Belki bu yazıyı okuyanlar “Kendi öğrencisini yerecek hali yok ya! Kuşkusuz övecekti…” diyerek genel yargımı beğenmeyebilirler…
Ama bu benim gerçek düşüncelerimdir oyunla, oyunculukla ilgili…
Üstelik artık “Uğur’u üzmeyelim..” dönemi de geçti… Çünkü o artık toplumla yüz yüze… En azından onu zamanı geldiğinde yermesini de bileceğiz ki daha mükemmele doğru gitsin…
Öyleyse Uğur’a iki eleştirimi de gönül rahatlığıyla yapabilirim artık.
Bunlardan birincisi oyunun adına… Bu arabesk adı nerden buldun Uğur?… Çünkü yazdığın metin kesinlikle üst düzeyde bir çalışma…
Hiç ilgisi yok arabesk bir adla… Bağdaşmıyor zaten… Başka bir ad bulabilirdin…
İkinci eleştirim de yerli yersiz küfürler rahatsız etti beni… Biliyorsun ben yazar olarak yerini, gerçekçilikten yana almış biriyim… Ancak tiyatro gerçeği farklıdır… Gibi yapılır… Gibi küfredilir…Gibi sevişilir… Gibi dövüşülür… vb.
Doğrusunu söylemek gerekirse “Yalarım, yutarım” vb. yadırgattı beni… Hemen çıkartmanı öneririm oyundan… Çünkü bu metnin böyle ucuzluklara gereksinimi yok!
Sevgili Uğur tiyatro dünyasına hoş geldin…
Hem yazar, hem yönetmen ve hem de aktör olarak anlaşılıyor ki özgün yerini şimdiden almışsın bizim dünyamızda….
Seni yüreğimle kutluyorum…
Ve yolun açık, düşüncen hep aydınlık olsun…
Uğur Uludağ benim MSM’deki ilk öğrencilerimden biridir…
Anımsadığım kadarıyla “Dramatik Oyun Yazarlığı” dersinin de en farklı çocuklarındandı…
Farklıydı çünkü dikkatle dinlerdi anlattıklarımı ancak gene de o zeki bakışlarıyla sanki “Hocam ben anlattıklarınızı zaten biliyorum… Hatta belki anlatmadıklarınızı da…” der gibi davranışlarda bulunurdu… Ya da bana öyle gelirdi…
Zaman zaman bu yakışıklı öğrencimle gururlandığım da olurdu…
Rock Hudson’a benzetirdim Uğur’u…
Bu nedenle olsa gerek sahnede değil de hep perdede daha iyi görüneceğini düşünürdüm…
Biraz kiloluydu galiba o yıllarda…
Onu üzmeden “biraz zayıflaması gerektiğini” söylemenin yollarını aramışımdır hep…
Ancak bunun yolunu bulamadım doğrusu… Diğer öğrencilerimle ilgili olarak da, bu tür yönlendirmelerde bulunmamış olmamın gerçek nedeni herhalde, onlarda onarımı güç kompleksler yaratabileceğim endişesinden kaynaklanıyor olsa gerek…
Bakırköy’de oturduğunu biliyordum… Ben de o sıralarda MSM’deki öğretmenliğimin dışında Bakırköy Belediyesi’nin Kültür Müdürü olarak çalışıyordum.
Bakırköy’de amatör bir grupları olduğunu ve tiyatro yapmaya çalıştıklarını söylerdi.
Evime ilk bilgisayarımı aldığımda bazı sorunlarla karşılaşmıştım.
Bu sorunlardan kendisine söz ettiğimde :
“Hocam..” dedi.. “Bilgisayardan anlıyorum… İsterseniz evinize gelip yardımcı olabilirim…”
Ve nitekim evimize geldi ve sorunları hemen giderdi…
Galiba programlar falan yüklemişti bilgisayarıma…
Bu arada benim çocuklarımla da tanışmış oldu…
Gene o günkü çabasıyla kalbimi bir kez daha kazanmıştı..
Zira büyük bir içtenlikle, benim bu konudaki bilgisizliğimin hiç üzerinde durmadan, yani benim kırılabileceğim olasılığını en aza indirerek, gerekli yüklemeleri yaptı Sonra da “Bir sorunla karşılaşırsanız hemen beni arayın hocam!” demeyi de ihmal etmeden hocasının sorununu gidermenin mutluluğuyla gitti…
Sonunda bitirdi okulu Uğur…
Zaman zaman karşılaştığımızda “Hocam ben tiyatro yapıyorum… Lütfen gelip izler misiniz?” demeye başladı beni gördükçe..
Ben de her defasında “Uğur kesinlikle geleceğim… “ sözünü vermeme karşın bir türlü denk düşüp de Uğur’u ve onun yaşatmaya çalıştığı tiyatrosunu görme olanağı bulamadım…
Kuşkusuz bunun mazereti yok…
Bu benim ayıbımdır… Çünkü gelişiminde az da olsa bir katkım olan bir öğrencimi izlememenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz…
En son MSM’nin bu dönem açılış töreninde oturmakta olduğum masaya geldi ve sitemini gizlemeye çalışarak “Hiçbir oyunumu izleyemediniz hocam” dedi saygılı bir dille…
Yerin dibine battım… Ama gene de bu duygumu gizleyerek :
“Kesinlikle izleyeceğim..” dedim… Teşekkür etti, ayrıldı yanımdan…
Cumhuriyet Kitap Kulübü’nde her ayın ilk cuması tiyatro söyleşileri yapmaya da başlamıştım…
“Uğur’un oyununu izle!” notunu akıl defterimin en başına yazarak fırsat kollamaya başladım… Çünkü kesinlikle, değer bir çalışma çıkartmışsa ortaya söz edecek ve hatta kendisini de konuk edecektim bir söyleşime... Telefonla arayıp bir yetkiliden galanın ne zaman yapılacağını sorarak işe ciddiyetle sarıldım…Kendisine sormuyordum çünkü ya gene bir aksilik olursa nasıl açıklardım durumu bu duyarlı öğrencime?
Sonunda CKK’nde bir cumartesi öğleden sonrasında Türkan Şoray’ı dinledikten sonra, bir bayan yaklaştı yanıma ve “Tuncer Bey ben Uğur Uludağ’ın annesiyim..” dedi… “Onu, sizin gibi değerli insanlar kazandırdı tiyatro dünyasına…” diye de ekledi.. “Yeni oyununu görmek ister misiniz?”
“Gala ne zaman?” diye sordum her şeyi göze alarak…
“Bu pazartesi” dedi annesi..
Saatini ve yerini öğrendim… “Kesinlikle geliyorum…” dedim…
Ve o pazartesi Uğur’umu izlemeye gittim…
Ve yolda arabamın lastiğinin bile patlayabileceği olasılığını düşünerek üç saat kadar önce Akatlar Kültür Merkezi’nin yöresinde bir pastanede olmayı başardım…
“Tanrım Beni Baştan Yarat!” ı izlemeye başlarken bir yandan da Uğur’un MSM’deki ilk günlerini, derslerdeki tavırlarını, zekice ama saygıyı elden bırakmadan yaptığı esprileri anımsadım ister istemez…
Ama o da nesi?
İnanılmaz bir zekayla yazıldığı hemen belli oluveren bir oyun metni…
Kuşkusuz en çok da metinler ilgimi çeker bir tiyatro olayında ilkin…
Acaba, takılacak mı? Soluğu sürecek mi?
Oyun bittiğinde derin bir oh çektiğimi söyleyebilirim…
Hem ben hem izleyiciler akıp giden dialogları, durumları büyük bir keyifle izlemiştik… Kahkahalar mı? Son zamanlarda böylesine güldüğümü hatırlamıyorum doğrusu…
Kendi anlatımını bulmuş, neredeyse belli olgunluğu yakalamış bir oyun yazarıydı karşımdaki…
Ve ne şanslıyım ki bu çocuk benim öğrencimdi…
Alkışlarken, gözlerimden yuvarlanıp akan göz yaşlarımı da engellemeye ya da saklamaya çalışmadım ilk kez…
Uğur’un oyunculuğu mu? Tek sözcükle “nevi şahsına münhasır” bir aktör… Üstelik, o yakışıklı suratını çirkinleştirmek için yaptığı çarpıtma da gerçek bir hüner olarak başarılmış ki, zor olanı da bu…
Kadrodaki diğer oyuncuların tümü başarılıydı. Yılların deneyimli oyuncuları Cem Özer ve Yosi Mizrahi ile Şebnem Dönmez, Murat Akkoyunlu, Hakan Bilgin, Celal Belgil, Gülden Avşaroğlu, Renan Bilek, Barış Ataş… Hepsi, hepsi çok başarılı… Ama Ebru Ayyıldız’a özel bir beğenim oluşmadı dersem, yalan olur… Tek sözcükle harika bir kompozisyon çizmeyi başardı Ayyıldız…
(Dilerim bir gün benim bir oyunumda da oynar…)
Kısacası “Tanrım Beni Baştan Yarat!” tek sözcükle görülesi bir oyun…
Gerçekten gülmeyi isteyenler için korkmadan önerebileceğimiz düzeyde bir güldürü…
Belki bu yazıyı okuyanlar “Kendi öğrencisini yerecek hali yok ya! Kuşkusuz övecekti…” diyerek genel yargımı beğenmeyebilirler…
Ama bu benim gerçek düşüncelerimdir oyunla, oyunculukla ilgili…
Üstelik artık “Uğur’u üzmeyelim..” dönemi de geçti… Çünkü o artık toplumla yüz yüze… En azından onu zamanı geldiğinde yermesini de bileceğiz ki daha mükemmele doğru gitsin…
Öyleyse Uğur’a iki eleştirimi de gönül rahatlığıyla yapabilirim artık.
Bunlardan birincisi oyunun adına… Bu arabesk adı nerden buldun Uğur?… Çünkü yazdığın metin kesinlikle üst düzeyde bir çalışma…
Hiç ilgisi yok arabesk bir adla… Bağdaşmıyor zaten… Başka bir ad bulabilirdin…
İkinci eleştirim de yerli yersiz küfürler rahatsız etti beni… Biliyorsun ben yazar olarak yerini, gerçekçilikten yana almış biriyim… Ancak tiyatro gerçeği farklıdır… Gibi yapılır… Gibi küfredilir…Gibi sevişilir… Gibi dövüşülür… vb.
Doğrusunu söylemek gerekirse “Yalarım, yutarım” vb. yadırgattı beni… Hemen çıkartmanı öneririm oyundan… Çünkü bu metnin böyle ucuzluklara gereksinimi yok!
Sevgili Uğur tiyatro dünyasına hoş geldin…
Hem yazar, hem yönetmen ve hem de aktör olarak anlaşılıyor ki özgün yerini şimdiden almışsın bizim dünyamızda….
Seni yüreğimle kutluyorum…
Ve yolun açık, düşüncen hep aydınlık olsun…
Anasayfa
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
www.mevsimsiz.net © 2010











