Hem Dirisine Hem Derisine
Birkaç yıl önce,arkadaşlarla birlikte Kızılcıhamam’ın Çeltikci nahiyesi meralarında keklik avındayız.Büyük umutlarla geldiğimiz avlakta,sabahın erken saatlerinde ava koyulduk.Sıcak bir sonbahar günüydü,öğleye kadar
dolaşmamıza rağmen tek bir kuşa rastlayamadık. Çaresizlik içinde arabayı bıraktığımız söğütlü çeşme başının yolunu tuttuk. Zira yemeyi hayal ettiğimiz av güvecinin ocakta olması gerekirdi.
Nitekim düşündüğümüz gibi de çıktı.Güveç ateşi üzerine konmuştu.Yemek işlerimizden sorumlu avcı arkadaşımız, Çerkeşli Topal Muhittin,nüktedan,hoş sohbet bir arkadaşımızdı.Kaynayan güveçte ne olduğunu sorduğumuzda "tavşan" cevabını alınca şaşırıp kaldım,çünkü henüz söğütlüğe bizden başka bizden dönen avcı yoktu !
"Tavşanı kim vurdu" soruma Topal Muhittin kıs kıs gülerek "Dede Çetin vurmuş,yükünü hafifletmek için arabaya gizleyip tekrar ava dönmüş,ben de tavşanı alıp yüzdüm, etini güvecin içine koydum. Gelince tavşanını arabada bulmazsa epey bozulur gibi geliyor" dedi. Sohbetimize devam ederken,tavşanın derisini tulum çıkarttığını,içini de ot ve samanla doldurup canlı tavşanmış gibi, beş yüz metre mesafedeki bir çalıyı gösterip "Oraya koydum, bakalım bizim avcılar fark edebilecekler mi? " dedi. "Hepsinde köpek var, bekleyelim,görelim" dedim. Diğer barkadaşların bu tuzağa düşmeden toplanmasıyla birlikte sofraya henüz oturmuştuk ki, Dede Çetin de ufukta belirdi. Hiç yorgun değilmiş gibi, dipdiri adımlarla hem etrafı kolaçan ediyor, hem de güveç kokusuna doğru yol alıyordu. Gizlenmiş tavşan postu da, Çetin’le bizim aramızda aynı hat üzerindeydi. Pür dikkat izlemeye koyulduk,kısa bir müddet sonra postu fark eden Çetin tüfeğini omuzladığı gibi iki el ateş etti. Koşarak postu yerden kaldırmasıyla,etrafa bakıp yere atması bir oldu.Bizim kahkahalarımızı duyması da pek güç olmadı.Yanımıza geldiği zaman,bu işi Topal Muhittin’in yaptığını hemen anladı,ancak ateş aldığı postun kendi tavşanı olduğunun henüz farkında değildi.Zira ben de bir tavşan vurdum,arabada dese,derhal el konulup güvece dahil edileceğini biliyordu.
Yaşadığımız bu olay günün keyfini yerine getirdi.Bir müddet sonra rakının tesiriyle olsa gerek Dede Çetin, gevşedi, kendisinin de bir tavşan vurduğunu söyledi.Arkadaşlar da "palavrayı bırak çıkar da görelim" dediler.Hemen arabaya koştu.Çantasının içini karıştırmaya başladı.Tabii ki tavşan yoktu,zira çoktan midemize inmişti.Gerçek anlaşıldı,yediğimiz kendisinin vurduğu,hem dirisine,hem derisine olmak üzere,iki kez ateş edip avladığı tavşanın ta kendisiydi! Böyle avcılık herkese nasip olmaz ama Çetin’e olmuştu.Gülüştük, eğlendik, bu anıyı günlerce konuştuk. Fakat az bir zaman sonra Çetin kardeşimizi vakitsiz ecele teslim ettik.Allah rahmet eylesin,nur içinde yatsın.
dolaşmamıza rağmen tek bir kuşa rastlayamadık. Çaresizlik içinde arabayı bıraktığımız söğütlü çeşme başının yolunu tuttuk. Zira yemeyi hayal ettiğimiz av güvecinin ocakta olması gerekirdi.
Nitekim düşündüğümüz gibi de çıktı.Güveç ateşi üzerine konmuştu.Yemek işlerimizden sorumlu avcı arkadaşımız, Çerkeşli Topal Muhittin,nüktedan,hoş sohbet bir arkadaşımızdı.Kaynayan güveçte ne olduğunu sorduğumuzda "tavşan" cevabını alınca şaşırıp kaldım,çünkü henüz söğütlüğe bizden başka bizden dönen avcı yoktu !
"Tavşanı kim vurdu" soruma Topal Muhittin kıs kıs gülerek "Dede Çetin vurmuş,yükünü hafifletmek için arabaya gizleyip tekrar ava dönmüş,ben de tavşanı alıp yüzdüm, etini güvecin içine koydum. Gelince tavşanını arabada bulmazsa epey bozulur gibi geliyor" dedi. Sohbetimize devam ederken,tavşanın derisini tulum çıkarttığını,içini de ot ve samanla doldurup canlı tavşanmış gibi, beş yüz metre mesafedeki bir çalıyı gösterip "Oraya koydum, bakalım bizim avcılar fark edebilecekler mi? " dedi. "Hepsinde köpek var, bekleyelim,görelim" dedim. Diğer barkadaşların bu tuzağa düşmeden toplanmasıyla birlikte sofraya henüz oturmuştuk ki, Dede Çetin de ufukta belirdi. Hiç yorgun değilmiş gibi, dipdiri adımlarla hem etrafı kolaçan ediyor, hem de güveç kokusuna doğru yol alıyordu. Gizlenmiş tavşan postu da, Çetin’le bizim aramızda aynı hat üzerindeydi. Pür dikkat izlemeye koyulduk,kısa bir müddet sonra postu fark eden Çetin tüfeğini omuzladığı gibi iki el ateş etti. Koşarak postu yerden kaldırmasıyla,etrafa bakıp yere atması bir oldu.Bizim kahkahalarımızı duyması da pek güç olmadı.Yanımıza geldiği zaman,bu işi Topal Muhittin’in yaptığını hemen anladı,ancak ateş aldığı postun kendi tavşanı olduğunun henüz farkında değildi.Zira ben de bir tavşan vurdum,arabada dese,derhal el konulup güvece dahil edileceğini biliyordu.
Yaşadığımız bu olay günün keyfini yerine getirdi.Bir müddet sonra rakının tesiriyle olsa gerek Dede Çetin, gevşedi, kendisinin de bir tavşan vurduğunu söyledi.Arkadaşlar da "palavrayı bırak çıkar da görelim" dediler.Hemen arabaya koştu.Çantasının içini karıştırmaya başladı.Tabii ki tavşan yoktu,zira çoktan midemize inmişti.Gerçek anlaşıldı,yediğimiz kendisinin vurduğu,hem dirisine,hem derisine olmak üzere,iki kez ateş edip avladığı tavşanın ta kendisiydi! Böyle avcılık herkese nasip olmaz ama Çetin’e olmuştu.Gülüştük, eğlendik, bu anıyı günlerce konuştuk. Fakat az bir zaman sonra Çetin kardeşimizi vakitsiz ecele teslim ettik.Allah rahmet eylesin,nur içinde yatsın.
Anasayfa
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
www.mevsimsiz.net © 2010











