Uluslararası Turizmin Yönü
Turizm uzmanları bu azalmanın ekonomik faktörler ve turistlerin değişen zevklerinden kaynaklandığını , asıl sorunun köydeki atıkların gözle görülür hale gelmesi olduğunu belirtiyor.. Gelişmekte olan ülkelerde popüler hale gelen diğer bölgeler gibi Kovalam’da da turistlerin bıraktığı çöpleri arıtıp yok etmek için geliştirilmiş herhangi bir planları yoktu. Otel ve benzeri turistik tesisler ; cam,kağıt ve metal parçaları gibi yerel sanayi tarafından yeniden kullanılabilecek malzemeleri mümkün olduğunca geri dönüştürme amaçlı olarak toplamaktadır. İnsan atıkları , plastik şişeler ve biyo-çözünürlüğü olmayan diğer malzemelerden oluşan istenmeyen atıklar ise üst üste yığılıp terk edilmekte ya da çevrelerdeki derelere atılarak kolera ve diğer hastalıklar için davetiye çıkarmaktadır. Ancak yerel aktivistlerden Jayakumar Chelaton’a göre ‘’ Kimse yerel halkın sağlığını düşünmüyor... Herkes Kovalam Plajı temizlensin de turistler artsın derdinde ...’’
Bu sorunlar yalnızca Kovalam’a özgü değildir.
Gelişmekte olan ülkeler ekonomilerini çeşitlendirmek , yatırımları özendirmek ve döviz kazançlarını arttırmak için turizme yönelmeye başlıyorlar. Oysa turizm, dünyanın en az düzenlemeye tabi tutulan sektörlerinden biridir.Bu açıdan ekosistemler, yerel topluluklar ve kültürler için ciddi sonuçlara yol açabilir. Oteller,turist ulaşım araçları ve bunlarla ilgili etkinlikler, dev miktarda enerji , su ve diğer kaynakları tüketir ve genellikle bütün bunlara hazırlıksız olan bölgelerde kirlilik ve atıklara yol açarlar. Bir çok yerel toplulukta kültürel dengeler bozulur ve ziyaretçi sayısının artmasıyla birlikte diğer bazı tatsız değişiklikler yaşanır.
Bazı hükümetler, endüstri grupları ve diğer bazı kurumlar yerel çevre ve kültürleri korurken gelir ve istihdam artışı sağlayan sorumlu bir turizm türü olan ‘’ eko-turizmi ‘’ özendiriyor. Bazı durumlarda başarılı olsa da eko-turizm geleneksel turizmle aynı çevresel ve toplumsal sorunları doğurmakta, kaynakları sorumsuz biçimde kullanarak atık yaratmakta ve ekosistemleri tehlikeye atmaktadır.Bir çok örnekte eko-turizm, çevre bilincine sahip bir kuruluş imajı yaratmaya çalışan firmaların kullandığı bir ‘’ yeşil ‘’ pazarlama aracından başka bir şey değildir.
Turizmin iyi ve kötü etkileri yayıldıkça turizm faaliyetlerini daha sürdürülebilir bir yola sokmak gerekmektedir. Bunun için eko-turizmin ötesine geçen derin sektörel değişiklikler yapmak gerekecektir. Her düzeyde sürdürülebilirlik çabalarına hükümetleri,turizm endüstrisini ,uluslar arası kuruluşları,sivil toplum örgütleri , ev sahibi toplulukları ve turistlerin kendilerini içeren paydaş grupların katılımını sağlamak şart olacaktır.
1- KÜRESEL FAKTÖR
Dünya Turizm Örgütü WTO , turizmi ; ‘’ Bir yıldan az bir süreyle tatil , iş ya da diğer amaçlarla kendi çevrelerinin dışına ‘’ seyahat eden insanların yaptığı faaliyetler olarak tanımlamaktadır.
1950’den bu yana uluslararası turist sayısı 28 kat artarak 2000 yılında 698 milyona ulaşmıştır.2020 yılında tahmin edilen sayı ; 1.6 milyardır. (Bu tahmin 11 Eylül terörist saldırısından önce yapıldı.)Ayrıca bu sayıya kendi ülkelerinde seyahat eden iç turistler dahil değildir.
2. Dünya Savaşı’nın ardından gelir seviyelerinin artması , büyük ticari jet uçaklarının yapılması , ucuz petrol ve tanıtım amaçlı ucuz uçak biletleri turizmin gelişimini körüklemiştir. Küresel dağıtım sistemleri , bilgisayarlı rezervasyonlar , internet sayesinde seyahat acentaları ve turistler daha hızlı hizmet verip - alabiliyorlar. (1997-2000 arası ,on-line rezervasyon sayısı 25 milyonu aşmıştır.)
Bu rakama karşın turizm , dünya nüfusunun küçük ve talihli bir bölümünün yararlanabildiği hizmet.
Dünyada bir yılda seyahat eden turist sayısı , dünya nüfusunun yalnızca
Yüzde 3.5 ‘unu oluşturuyor. Dünyada refah arttıkça ve seyahat masrafları azaldıkça bu oranın 2020 yılına kadar iki katına çıkarak yüzde 7’ye ulaşması beklenmektedir.
Uluslararası turistik gezilerin ağırlıklı olarak tatil , kültür ve dinlenme amacına yönelmesi 50 yıldır süren paket ve standartlaşmış kitle turizmi yerine daha esnek ve bağımsız bir turist kitlesi ortaya çıkarıyor. Bunlar kültür ya da doğa turizmi gibi farklı deneyimler peşindeler.
2 - TURİZM İHRAÇ ÜRÜNÜDÜR
Turizm dünya ticaretinde gittikçe artan bir paya sahiptir. Ziyaret edilen ülkenin ihracat ürünü sayılan turizm , 1999 ‘da dünya hizmet ihracatının yüzde 40 ‘ından fazlasını, toplam hizmet ve mal ihracatının da yüzde 8’ini ; gıda , tekstil ve kimyasal madde ihracatını geride bırakarak. oluşturuyor.
WHO’ya göre turizm dünya ülkelerinin yüzde 83’ ü için , en yüksek ilk beş ihracat kategorisi içinde yer alırken, yüzde 38’i için en büyük döviz kaynağı.
Turizmin ekonomik etkisini yalnızca turistin doğrudan harcamalarıyla değil ,örneğin çiftçiler yada inşaat sektöründe yarattığı istihdam artışı ile de değerlendirmeliyiz.
Dünya Seyahat ve Turizm Konseyine göre ; seyahat ve turizm 2000 yılında 3.6 milyar dolar değerinde ekonomik faaliyete kaynaklık etti.
Yani dünyadaki toplam Gayri Safi Üretimin yaklaşık yüzde 11 ‘ ini oluşturarak dünyanın en büyük endüstrisi haline geldi.
2000 yılında 200 milyon kişiye iş sağladı. Dünyadaki istihdamın yüzde 8’ini oluşturarak her 12 çalışanda birine iş temin etti.
1998’de dünyanın önde gelen 10 havayolu şirketi , Uluslar arası Hava Ulaşımı Derneği üyesi tüm şirketlerin karlarının üçte ikisini kazandı.
Turizmde tekelleşmenin altında yatan faktör,turizm endüstrisinin diğer hizmet sektörleriyle karşılaştırıldığında daha az yasal düzenlemeye tabi tutulmasıdır.
Gelişmekte olan ülkelerde hükümetler ; turizm pazarlamasına, yol ve otel gibi alt yapı projelerine ve irili ufaklı turizm işletmelerine sürekli para akıtıyor.
Bu ülkeler ‘’turizm dolarlarıyla ‘’ ekonomilerini ve ağır borç yükünü hafifletmek , ithalatı karşılayabilmek, alt yapıyı güçlendirmek ve eğitim- sağlık gibi toplumsal hizmetleri sunabilmek için ihtiyaç duydukları dövizi bulmayı amaçlamaktadır.
İngiltere Uluslar arası Kalkınma Bakanlığı’nın yaptırdığı, (dünyanın en yoksul 100 ülkesini kapsayan ) araştırmada , turizmin en düşük gelir düzeyine sahip ülkelerin yaklaşık yarısında, düşük ila orta gelir düzeyine sahip ülkelerin ise hemen hemen hepsinde
‘’ Önemli ‘’ yer tuttuğu tespit edildi. Bu ülkelerin GSMH ‘ nın en az yüzde 2’sini , toplam ihracatınsa en az yüzde 5’ini oluşturduğu gözlendi. Bu araştırmada ayrıca turizmin, dünyadaki yoksulların yüzde 80’ini barındıran 12 ülkeden biri hariç hepsinde önemli yer tuttuğu ya da büyüyen bir sektör olduğunun ortaya koydu.
Dünyada ‘’ az gelişmiş ülkeler ‘’ denen çoğu Asya ve Afrika’daki 49 ülkede turizm , petrolden sonra ikinci büyük döviz kaynağı haline gelmiş durumda.
3 - TURİZM VE İSTİHDAM
Dünya Ticaret Örgütü, turizmin gelişmekte olan ülkelerin sürekli ticaret fazlası verdiği tek ekonomik alan olduğunu belirtiyor.
WTO tahminlerine göre , gelişmekte olan ülkelere giren turizm gelirlerinin yaklaşık yüzde 50’si yabancılara ait şirketlerin karları, yurtdışında yapılan tanıtım faaliyetleri ya da ithal mal ve iş gücü ödemeleri nedeniyle yurtdışına akmaktadır. 1994’de imzalanan Genel Hizmet Ticareti Anlaşması (GATS), 112 ülkede kendi kuralları ile – ekonomideki diğer kurallara göre - daha fazla turizm piyasalarını açma taahhüdünü vermiştir.Bu da turizm yatırımlarının uluslar arası kuruluşların payını arttıracaktır.İkinci bir ticaret tedbiri olan Ticaretle İlgili Yatırım Tedbirleri (TRIMS) , devletlerin yabancı şirketlerin yerel malzeme ve personel kullanmalarını talep etmelerini zorlaştırıyor.
Turizmin istihdam üzerinde farklı etkileri vardır. Her yıl turizmin restoran,tur şirketleri ve inşaat sektörlerinde yarattığı yeni işlerin yüzde 65’i gelişmekte olan ülkelerdedir.
Bir çokları için turizm sektöründe çalışmak işsizliğe iyi bir alternatiftir.Ancak, genellikle yabancı ya da kent kökenli elemanlar turizmde daha yüksek kazanç getiren yönetici pozisyonunu doldurur.Yerel nüfusa ise bavul taşıma,temizlik ya da amelelik gibi düşük kazançlı hizmet işlerini bırakırlar.Uluslar arası Çalışma Örgütü’ne göre turizm çalışanları ekonominin diğer sektörlerinden çalışanlarla karşılaştırıldığında ortalama yüzde 20 daha az maaş almaktadırlar.Bu işlerin çoğu da uluslar arası çalışma standartlarına ya da diğer standartlara uygun değildir .
Bugün turizm sektöründe çalışmakta olan 18 yaş altında 13 – 19 milyon çocuk vardır. Bunların yaklaşık 2 milyonu da Güney Doğu Asya ve Latin Amerika’daki ‘’ seks turizmi ‘’ dalgasına sürüklenmişlerdir.
Turizm insanlarının tarım ve hayvancılık alanındaki geleneksel işlerden ayrılmaları yüzünden yerel işgücünün azalmasına ve dış tedarikçilere bağımlı hale gelmelerine de neden olabilir.
Turizm yerel kültürleri etkiler. Turizm bir taraftan azınlık guruplara duyulan saygıyı arttır, kullanılmayan dilleri,dinsel törenleri ve kaybolmakta olan diğer gelenekleri yeniden canlandırabilir.Turizm bir çok bölgeye batılı değerlerin girişini hızlandırır ve yemek,giyim ve diğer günlük faaliyetlerle ilgili değişikliklere neden olabilir.
Bazı uç durumlarda yerel topluluklar turistlere yer açmak için yaşadıkları topraklardan göçe zorlanabilirler.
Potansiyel olumsuz etkilerine rağmen birçok yerel topluluk daha fazla ekonomik ve kültürel fırsat yaratacağı inancıyla turizmin artmasını istiyor.
4 - TURİZMİN ÇEVRESEL ETKİLERİ
Turizmin çevre üzerindeki etkileri daha turistler gelmeden önce başlayabilir.
Araştırmalara göre turistlerin enerji tüketiminin yüzde 90’ı bölgeye geliş - gidiş sırasında gerçekleşmekte.Uluslararası turistlerin yüzde 43’ü bugün gidecekleri ülkeye uçakla ulaşıyor,yüzde 42’si kara yolu,yüzde 15’i deniz ya da demir yoluyla gidiyor.Ne yazık ki hava yoluyla ulaşım dünyanın en hızlı büyüyen karbondioksit ve diğer sera gazları emisyonu kaynaklarından biri ve küresel iklim değişikliklerinin nedenlerinden biri.
Turistler tatillerini geçirecekleri bölgeye gittiklerinde kalacakları yerler , yeme ve içme ,alışveriş ve eğlence seçimleri çevre üzerinde bir etkiye neden olacaktır.
Dünyada oteller ve müşterileri her gün dev miktarda kaynak tüketiyor ; odaları ısıtmak – soğutmak,koridorları aydınlatmak, yemekleri pişirmek için enerji tüketiyor, çamaşır yıkamak,golf sahalarını sulamak ve yüzmek havuzlarını doldurmak içinse su kullanılıyor.
Tatlı suyun az olduğu ülkelerde turistlerin ve turizm tesislerinin aşırı su tüketimi , yerel halkın ya da çiftçinin elinden alarak su sıkıntısına ve su fiyatlarının artmasına neden olabilir.
Su , enerji ve diğer kaynakları tüketmenin yanı sıra turizm bol miktarda atık üretir. BM Çevre Programı’na göre bir turist günde 1 kilogram katı atık ve çöp üretmektedir.Bu atıklar gerektiği gibi bertaraf edilmez ise , su kaynaklarını kirleterek ve yaban hayatını tahrip ederek çevredeki ekosistemlere zarar verebilir.
Gelişmekte olan ülkelerdeki birçok turistik tesisisin kanalizasyon arıtma olanakları çok azdır ya da hiç yoktur.Bunun nedeni de çevre yasalarının gevşek olması ya da para, izleme araçları ve personel yokluğudur.
Yolcu gemilerinin neden olduğu atıklar herkes tarafından bilinmektedir.Dünyada deniz seyahatine çıkan turistlerin sayısı 1990 – 1999 yılları arasında iki katına çıkarak yılda yaklaşık 9 milyon yolcuyu buldu.
Bluewater Network, bir haftalık bir gemi turunda tipik bir yolcu gemisinin 3.8 milyon litre gri su (lavabo,duş ve çamaşır suyu),795.000 litre kanalizasyon,95.000 litre mazot sintine suyu, 8 ton çöp, 416 litre fotoğraf banyosunda kullanılan kimyasal sıvı ve 19 litre kuru temizlik atığı üretmekte olduğunu bildiriyor.
Bir tahmine göre dünyadaki yolcu gemileri denizlere her gün 90.000 ton arıtılmamış kanalizasyon ve çöp bırakmaktadır.
‘’ Yüzer kent ‘’ görünümündeki – 2.000 yolcu ve 1.000 kadar personel barındıran – dev gemilere yer açabilmek için limanlar kazılıyor ya da kıyı şeridinde değişiklikler yapılıyor, bu süreçte kıyılardaki ekosistemler tahrip ediliyor.Gemiler limana yanaşırken dev çapaları ve zincirleri mercan kayalarını kırabildiği gibi deniz altındaki habitatları da tahrip edebiliyor.
Otobüsler dolusu yolcu, günübirlik turistler ve diğer ziyaretçiler gittikçe artan turist sayısıyla başa çıkabilecek olanaklara sahip olmayan hassas kültürel ve doğal alanları zor duruma sokuyor.Artık dünyanın birçok parkında plastik su şişeleri , teneke kutular ve jiklet kağıtları manzaranın bir parçası haline geldi.
Turistlerin doğayla içi içe olan alanları ziyaret etmesi yaban hayatındaki hayvan ve bitkiler ve onların davranışlarını etkileyebiliyor.
Küçük adalar gibi özellikle hassas bölgelerde gelen turistlerin sayısı az bile olsa etkileri daha hissedilir.
Dağlık alanlarda tatil köyler ve benzeri alt yapı nedeniyle hayvan göçleri kesintiye uğrayabilir ,akarsulardan gelen suyun yönü değiştirilebilir , yüksek rakımda bertarafı zor olan atıklar ortaya çıkar, yamaçlardaki ağaçlar kesilir ve toprak kaymaları oluşur.
Kıyı alanlardaki skuba dalgıçlığı , şnorkelle dalış ve balıkçılık gibi sporlar mercan kayalarına ve diğer deniz kaynaklarına zarar vermektedir.
Dünyanın dört bir yanındaki hediyelik eşya dükkanları ve restoranlar da turistlerin talebini karşılamak için kayalıkları midye kabuğu,mercan ve deniz ürünleri toplamak amacıyla yağma ediyor ve bu tahribata katkıda bulunuyor.
Eğer çevre tahribatı büyükse gelen turist sayısı da azalacaktır.
Örneğin ; Hindistan’da Kovalam, Almanya’da Kara Orman Bölgesi , İtalya’nın Adriyatik Sahilleri; Kahire’de ki çarpık kentleşme,Bangkok ve Pekin’de artan trafik sorunu ve kirlenme turistlere itici gelmektedir.
5 - EKO-TURİZM - Dost mu , düşman mı ?
Merkezi Vermont’da bulunan Uluslararası Eko-turizm Derneği eko-turizmi ;
‘’ Doğal alanlara, çevreyi koruyacak ve yerel halkın yararını gözetecek şekilde yapılan sorumlu seyahat türü ‘’ olarak tanımlamıştır.
Eko-turizm ,turizm endüstrisinin en hızlı büyüyen sektörlerinden biridir.
Uluslararası Eko-turizm Derneğinin tahminlerine göre ; yılda yüzde 20 büyüme göstermekte ve 2000 yılında yaklaşık 154 milyar dolarlık gelir sağlamıştır.
Dünyanın eko-turistlerinin çoğu Kuzey Amerikalı ve Avrupalı olsa da gidilen yerlerin çoğu gelişmekte olan ülkelerdir. Popüler etkinlikler arasında ; Afrika’da safari ,Himalayalar’da trekking , Orta ve Güney Amerika ormanlarında yürüyüş ve Güneydoğu Asya ve Karayipler’de skuba dalışı yer almaktadır.
WTO ‘nun tahminlerine göre geleceğin en gözde turizm merkezleri ,’’ en yüksek dağların zirveleri , okyanusların derinlikleri ve yeryüzünün en uç noktaları ‘’ olacaktır.
Eko-turizmdeki en önemli artışlar , koruma alanlarının en fazla olduğu yerlerde gerçekleşmiştir.Ancak, doğal park ya da rezerv kuran hükümetlerin bazıları bunların bakımını sağlama konusunda gönülsüz yada yetersiz olabilir.
Bazı eko-tatil köyleri çevreye karşı önemli taahhütlerde bulunmakta , turistlerin yarattığı etkiyi ve kendi ekolojik ve toplumsal izlerini ayrıntılı bir şekilde izlemektedirler.Lüksten uzak kulübelerde enerji kaynağı olarak elektrik ya da odun değil , propan – gazyağı - güneş ya da rüzgar enerjisi kullanmakta ; ev içi su tesisatı bulunmamakta ve mümkün olduğu kadar az atık üretilmektedir.
Eko-turizm yatırımlarının hepsi korumaya yönelik değildir.Park sınırlarına yakın ya da parkların içindeki büyük oteller , restoranlar ya da benzeri turistik tesisler birçok alandaki doğal ortamı tahrip etmek üzeredir.
Gerçekten de eko-turizm yaygınlaştıkça geleneksel turizmin karşılaştığı sorunlarla karşılaşmaya başlayacaktır.İlk eko-turistler yoğun bir çevre ve politika bilinciyle yola çıkıyor, başka seçenek olmadığından yerel ulaşım araçlarıyla seyahat ediyor,yerel otellerde kalıyor, yerel gıdalarla besleniyorlardı.Yazar Martha Honey’e göre ise bugünün eko-turistleri ilk eko-turistlerle karşılaştırıldığında , ‘’ fazla düşünsel merak, toplumsal sorumluluk, çevre endişesi ve siyasi bilinç taşımamaktadır. ‘’
Yine de ; daha az arazi ve kaynak gerektiren, daha az atık ve kirlenmeye neden olan ve hem yerel topluluklara, hem çevreye yarar sağlayan ‘’ gerçek ‘’ eko-turizmi yaratmak için gösterilen çabalar da var.Yerel toplulukların idare ettiği ya da önemli karlarının önemli bir bölümünü yerel halkla paylaşan girişimler bu hedeflere ulaşmakta özellikle başarılı olabilir.
Yüksek düzeyde katılım, yalnızca gelirlerin dışarı sızmasını engellemekle değil, yaban hayatı ve diğer doğal kaynaklar konusunda halkın bilincini arttırmakta yararlı olabilir.
Bunun tam tersine, eğer yerel halk tarım yaptıkları, hayvan yetiştirip yakıt topladıkları alanları turizm girişimlerinin yönetimi ve kaynak kullanımının dışında bırakırsa bu girişimlere karşı çıkacak, onları yok sayacak ve sonunda koruma amaçlarına uymayan faaliyetlere girişeceklerdir.
Yerel halkın katılımını dışlayan turizm merkezlerinde yasadışı avcılık ,vandalizm ve hatta silahlı çatışmaların görülme oranı artmaktadır.Galapagos’da yaşayan
‘’ bir balıkçı ‘’ hükümetin, yerli halkın parkın doğal kaynaklarından yararlanmasını kısıtlama çabaları için şöyle diyor : ”Eğer hükümet balıkçılık yasağına kaldırmazsa bu turizm çılgınlığına son vermek için bütün parkı yakmaya hazırız”
Birçok yerel eko-turizm girişimi, hükümet kurumları ,özel sektör ve sivil toplum kuruluşları gibi dış aktörlerle ortaklık kurmanın büyük yararını görmüştür.
Nepal’de World Wide Fund for Nature (Dünya Doğa Fonu) desteği ile 1986’ da Nepal’de açılan Annapurna Koruma Alanı projesi (ACAP) başarılı eko-turizm çalışmalarına bir diğer örnek. Bu proje tarım, hayvancılık ve ticaretle geçinen yerel halkı,aşçılık, menü hazırlama , trekkingciler için sağlık ve güvenlik ve halı dokuma gibi konularda eğitmiş ve bunun sonucunda da turizmi çiftçilik ve el sanatları gibi uğraşlarla entegre etmelerini sağlamışlardır.ACAP, akarsulara mikro hidroelektrik santralleri kurarak ve kulübelere güneş enerjisiyle çalışan ısıtıcılar takarak orman ve diğer kaynakların korunmasına katkıda bulundu, yerel halk ise kanalizasyon ve çöp çukurlarının maliyetini karşılayacak bir döner sermaye fonu oluşturdu.
Uluslar arası platformdaki başlıca aktörler de yerli ya da yabancı işadamları ve STK’lar ile birlikte eko-turizm projelerine destek vermekte.1991’den bu yana Dünya Bankası ve BM sponsorluğunda kurulan Global Environment Faciliy adlı kuruluş gelişmekte olan ülkelerde 400 kadar biyoçeşitlilik projesine 1 milyar dolar aktardı.
Eko-turizm yavaş yavaş kendini bulurken önümüzdeki en zor hedef,
eko-turizmin yararlarını ve zararlarını dengeleyebilmektir.
6 - SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR TURİZM ENDÜSTRİSİNE DOĞRUWHO’ya göre sürdürülebilir turizm ; ‘’ kaynakların ,ekonomik,toplumsal ve estetik ihtiyaçlar giderilirken kültürel bütünlük, temel ekolojik süreçler ve biyolojik çeşitlilik ve yaşam destek sistemlerinin korunduğu bir düzende yönetilmesidir. ‘’
Turizmi daha sürdürülebilir kılma çabaları son on yılda artmış, özellikle 1992 Rio Konferansından sonra yoğunlaşmıştır.
WTO , Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi ve Earth Council bir araya gelerek 1996 ‘da önemli bir adım atmış ve Seyahat ve Turizm Endüstrisi İçin –Gündem 21 Belgesini hazırlamıştır.Bu belgede endüstri,hükümetler ve diğer kuruluşların izlemesi gereken yol genel hatlarıyla açıklanmıştır.
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim











