Cumhuriyetimizin 80inci Yılında Oyun Yazarlığımız
Bir ülkede gerçek anlamda ve yeterli sayıda oyun yazarı yoksa, o ülkenin ulusal tiyatrosunun varlığından söz edilemez. Çünkü her ülkenin ulusal tiyatrosu, o ülkenin kültürünün bir ürünü olarak ortaya çıkan oyun yazarlarınca oluşturulur. Bu Rusya’da da böyle olmuştur, İngiltere, Fransa ve Almanya’da da....Eğer Gogol, Ostrovski, Çehov olmasaydı ulusal bir Rus Tiyatrosu, Shakeaspeare, Pinter, Wesker olmasaydı ulusal bir İngiliz Tiyatrosu ya da Lorca olmasaydı ulusal bir İspanyol Tiyatrosu’ndan söz etmek olası mıydı?
Türklerin Anadolu’ya gelip yerleşmeleri hepinizin bildiği gibi l07l yılında gerçekleşmiştir. Anadolu topraklarına gelen atalarımızı tiyatro bağlamında; hem kendi ataları, hem Anadolu uygarlığını oluşturan çeşitli halklar ve hem de İslam dünyası etkilemiştir.İşte bugünlerde varolan ve gelişimini sürdürmekte olan tiyatromuz, hem doğu, hem de batı etkilerini içeren ve bunun sentezini de sağlam örneklerle vermeyi başarabilen bir tiyatrodur.
Türklerin atalarının Şaman törenleri’nden seyirlik köy oyunlar’na, köy kuklası’ndan taziye’ye, kentsel kesimde ise bir çeşit halk tiyatrosu diyebileceğimiz ortaoyunu, meddah, kukla ve karagöz’e uzanan bir çizgi izlenmektedir tiyatromuzun gelişiminde. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun temel özelliklerini; yazılı bir metne değil, doğaçlamaya dayanması, sahne gerektirmemesi, şarkı, dans, söz ve taklit unsurlarının vazgeçilmez öğeler olarak belirmesi, batılı “kapalı biçim” yerine “açık biçim” i seçmesi,“güldürü”nün esas alınması, kişilerin “karakter”düzeyinde değil“tip” düzeyinde işlenmesi, sergilemelerin sürekli değil, bayram, düğün, sünnet gibi toplumsal olaylarda gerçekleştirilmesi olarak belirleyebiliriz.
Yukarda sıralamaya çalıştığımız temel özelliklerin tam tersini uygulamakta olan Batı Tiyatrosu, Tanzimat’ın ilanıyla birlikte ülkemizde geçerli olmaya başlamıştır. Bize göre en önemli katkı yazılı metne geçilmekle olmuş, yabancı yazarların çeviri ve uyarlamalarının etkisiyle Türk yazarları da oyun yazmaya başlamışlardır. Böylece Dünya tiyatrosu açısından çok geç de olsa, dram geleneği ülkemizde de başlatılmıştır.
1923 Yılında Cumhuriyet ilan edilinceye kadar bu bağlamda önemli adımlar atılmıştır. Şöyle ki İstanbul’da l860 yılında Gedikpaşa Tiyatro binası kurulmuş, l868 yılında Güllü Agop’un önderliğinde Osmanlı Tiyatrosu bu yapıda etkinliklerine başlamış ve Türk yazarlarının oyunlarının Türkçe olarak sergilenmesine başlanmıştır. Yazılan ilk Türk oyunu olan Şinasi’nin Şair Evlenmesi ise Türk oyun yazarlığının başlangıcı kabul edilir...Özellikle Namık Kemal ve uyarlamalarıyla Ahmet Vefik Paşa yazar olarak öne fırlamayı başarmışlardır bu dönemde..Topluluğu oluşturan Ermeni oyuncular yanında Müslüman Türk oyuncularının yetişmesi de gene bu aşamada gerçekleşmiştir.
1923 Yılında Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk beş yılda Türk Tiyatrosu : “Batılı yazarların oyunlarından yapılan uyarlamaların, tiyatro tekniğinin uzağında ve altında “telif” oyunların, bilinçle seçilmemiş çevirilerin işgaline uğramış bir tiyatro yapma çabası...” olarak özetlenebilir.Her konudaki gelişimin başlangıcının ise Türk Tiyatrosu’nun kurucusu Muhsin Ertuğrul’un 1927 yılında İstanbul’da bugünkü Şehir Tiyatroları’nın (Darülbedayi) başına getirilmesiyle olduğu bir gerçektir. Muhsin Ertuğrul döneminde yapılan en önemli iş Türk yazarlarının özendirilmesiyle Türk Tiyatro repertuarının oluşturulmaya başlanılmasıdır. İ.Galip Arcan, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halit Fahri Ozansoy, Ömer Seyfettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar,Nazım Hikmet ve Reşat Nuri Güntekin bir yan yazınsal uğraş olarak Türk Tiyatrosu için oyunlar yazmışlardır. (Sayın Ertuğrul ömrünün sonuna kadar bütün yazarlarımızın yepyeni ve özgün oyunlar yazması için çabasını hep sürdürmüş ve tiyatro edebiyatımızın zenginleşmesi için sürekli emek harcamıştır. Rahmetle anıyoruz.)
Ancak bu adlara, yalnızca tiyatro oyunu yazan Musahipzade Celal’i özenle eklemek gerekir. Kaldı ki Dünya Tiyatro Edebiyatı’nın en önemli oyunları da başarılı çevirilerle izleyiciyle buluşturulmuş ve böylece de insanımızın tiyatroyu sevmesi sağlanmıştır. Shakespeare, Strinberg, Pirandello, İbsen, O’Neill, Hauptmann ve Geothe İstanbul izleyicisinin karşısına ilk kez doğru çevirilerle çıkmışlardır.
Gene Cumhuriyet döneminde Ankara Devlet Konservatuvarı açılmıştır.1949 Yılında Devlet Tiyatroları’nın kurulması ise başlıbaşına bir devrim yaratmıştır tiyatro yaşamımızda. Bugün Devlet Tiyatroları; Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya,Diyarbakır, Trabzon, Van, Sivas ve Erzurum’da her gece perdelerini açmakta, turnelerle yakın çevresine hizmet vermektedir. Bu en önemli Cumhuriyet kurumumuzun Ulusal Tiyatromuzun vazgeçilmez unsurları olan Türk Tiyatro yazarlarının çoğalıp gelişmesinde, dolayısıyla tiyatromuzun bugünkü boyutlara ulaşmasında katkısı büyük olmuştur.
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları ile Devlet Tiyatroları’nın dışında başta Ankara Sanat Tiyatrosu olmak üzere bazı özel tiyatrolar da oyun yazarlığımızın gelişmesinde ve sayısal anlamda çoğalmasında önemli katkılar sağlamışlardır.
Cumhuriyet’in kazandırdığı oyun yazarlarımızı (alfabetik olarak) sıralayacak olursak; Adalet Ağaoğlu, Behiç Ak, Mehmet Akan, Sabahattin Kudret Aksal,Çetin Altan, Melih Cevdet Anday, Oktay Arayıcı, Aydın Arıt, Orhan Asena, Cahit Atay, Ülkü Ayvaz, Cevat Fehmi Başkut, Memet Baydur, Kemal Bekir, Recep Bilginer, Coşkun Büktel, Erman Canatan, Civan Canova, Necati Cumalı, Tuncer Cücenoğlu, Sermet Çağan, Güngör Dilmen,Savaş Dinçel, Bilgesu Erenus, Refik Erduran, Müjdat Gezen, Erhan Gökgücü, Oben Güney, Reşat Nuri Güntekin, Nazım Hikmet, Coşkun Irmak, Haluk Işık, Y.Kenan Işık, Orhan Kemal, Ülker Köksal, İsmet Küntay, Ferdi Merter, Murathan Mungan, Turgay Nar, Aziz Nesin, Turan Oflazoğlu, Yılmaz Onay, Vasıf Öngören, Turgut Özakman, Oktay Rıfat, Başar Sabuncu, Dinçer Sümer,Güner Sümer,Sadık Şendil,Ferhan Şensoy, Haldun Taner, Ahmet Kutsi Tecer, Vasfi Uçkan, Haşmet Zeybek’in ulusal tiyatro repertuarımızın oluşmasında en az birer, az sayıda da olsa bir iki yazarımızın da çok sayıda özgün yapıtıyla önemli katkılar sağladıkları hiç unutulmamalıdır. Kaldı ki, yitirdiklerimizin dışında, bu yazarlarımızın az sayıda da olsa bazıları, özellikle televizyona bulaşmadan ve edebiyatın diğer dallarına uzanmadan, yalnızca bu alanda yeni ürünler vererek, tiyatromuza olan katkılarını sürdürmektedirler. Gene bu oyun yazarlarımızın bazıları sınırlarımızı da aşmaya, farklı ülkelerde/farklı dillerde sahnelenmeye başlamışlardır. Bize düşen, bu başarıları küçümsememek, tam tersine önemsemek ve gerçekten hak edenin önünü açmaya çaba göstermek olmalıdır..
Hele hele çok önemli birer oyunu repertuarımıza kazandıran Ali Berktay ve Gülşah Banda dışında Hasan Erkek, Ahmet Önel, Elif Şeref Artun, Özen Yula, Aslı Öngören ve benzeri genç yazarların da önü açılırsa, gelecek açısından karamsar olmak için hiçbir neden kalmaz ortada...
Not: Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi’nin 11-12 Kasım 2003 tarihli sayılarında yayımlanmıştır.
Türklerin Anadolu’ya gelip yerleşmeleri hepinizin bildiği gibi l07l yılında gerçekleşmiştir. Anadolu topraklarına gelen atalarımızı tiyatro bağlamında; hem kendi ataları, hem Anadolu uygarlığını oluşturan çeşitli halklar ve hem de İslam dünyası etkilemiştir.İşte bugünlerde varolan ve gelişimini sürdürmekte olan tiyatromuz, hem doğu, hem de batı etkilerini içeren ve bunun sentezini de sağlam örneklerle vermeyi başarabilen bir tiyatrodur.
Türklerin atalarının Şaman törenleri’nden seyirlik köy oyunlar’na, köy kuklası’ndan taziye’ye, kentsel kesimde ise bir çeşit halk tiyatrosu diyebileceğimiz ortaoyunu, meddah, kukla ve karagöz’e uzanan bir çizgi izlenmektedir tiyatromuzun gelişiminde. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun temel özelliklerini; yazılı bir metne değil, doğaçlamaya dayanması, sahne gerektirmemesi, şarkı, dans, söz ve taklit unsurlarının vazgeçilmez öğeler olarak belirmesi, batılı “kapalı biçim” yerine “açık biçim” i seçmesi,“güldürü”nün esas alınması, kişilerin “karakter”düzeyinde değil“tip” düzeyinde işlenmesi, sergilemelerin sürekli değil, bayram, düğün, sünnet gibi toplumsal olaylarda gerçekleştirilmesi olarak belirleyebiliriz.
Yukarda sıralamaya çalıştığımız temel özelliklerin tam tersini uygulamakta olan Batı Tiyatrosu, Tanzimat’ın ilanıyla birlikte ülkemizde geçerli olmaya başlamıştır. Bize göre en önemli katkı yazılı metne geçilmekle olmuş, yabancı yazarların çeviri ve uyarlamalarının etkisiyle Türk yazarları da oyun yazmaya başlamışlardır. Böylece Dünya tiyatrosu açısından çok geç de olsa, dram geleneği ülkemizde de başlatılmıştır.
1923 Yılında Cumhuriyet ilan edilinceye kadar bu bağlamda önemli adımlar atılmıştır. Şöyle ki İstanbul’da l860 yılında Gedikpaşa Tiyatro binası kurulmuş, l868 yılında Güllü Agop’un önderliğinde Osmanlı Tiyatrosu bu yapıda etkinliklerine başlamış ve Türk yazarlarının oyunlarının Türkçe olarak sergilenmesine başlanmıştır. Yazılan ilk Türk oyunu olan Şinasi’nin Şair Evlenmesi ise Türk oyun yazarlığının başlangıcı kabul edilir...Özellikle Namık Kemal ve uyarlamalarıyla Ahmet Vefik Paşa yazar olarak öne fırlamayı başarmışlardır bu dönemde..Topluluğu oluşturan Ermeni oyuncular yanında Müslüman Türk oyuncularının yetişmesi de gene bu aşamada gerçekleşmiştir.
1923 Yılında Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk beş yılda Türk Tiyatrosu : “Batılı yazarların oyunlarından yapılan uyarlamaların, tiyatro tekniğinin uzağında ve altında “telif” oyunların, bilinçle seçilmemiş çevirilerin işgaline uğramış bir tiyatro yapma çabası...” olarak özetlenebilir.Her konudaki gelişimin başlangıcının ise Türk Tiyatrosu’nun kurucusu Muhsin Ertuğrul’un 1927 yılında İstanbul’da bugünkü Şehir Tiyatroları’nın (Darülbedayi) başına getirilmesiyle olduğu bir gerçektir. Muhsin Ertuğrul döneminde yapılan en önemli iş Türk yazarlarının özendirilmesiyle Türk Tiyatro repertuarının oluşturulmaya başlanılmasıdır. İ.Galip Arcan, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halit Fahri Ozansoy, Ömer Seyfettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar,Nazım Hikmet ve Reşat Nuri Güntekin bir yan yazınsal uğraş olarak Türk Tiyatrosu için oyunlar yazmışlardır. (Sayın Ertuğrul ömrünün sonuna kadar bütün yazarlarımızın yepyeni ve özgün oyunlar yazması için çabasını hep sürdürmüş ve tiyatro edebiyatımızın zenginleşmesi için sürekli emek harcamıştır. Rahmetle anıyoruz.)
Ancak bu adlara, yalnızca tiyatro oyunu yazan Musahipzade Celal’i özenle eklemek gerekir. Kaldı ki Dünya Tiyatro Edebiyatı’nın en önemli oyunları da başarılı çevirilerle izleyiciyle buluşturulmuş ve böylece de insanımızın tiyatroyu sevmesi sağlanmıştır. Shakespeare, Strinberg, Pirandello, İbsen, O’Neill, Hauptmann ve Geothe İstanbul izleyicisinin karşısına ilk kez doğru çevirilerle çıkmışlardır.
Gene Cumhuriyet döneminde Ankara Devlet Konservatuvarı açılmıştır.1949 Yılında Devlet Tiyatroları’nın kurulması ise başlıbaşına bir devrim yaratmıştır tiyatro yaşamımızda. Bugün Devlet Tiyatroları; Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya,Diyarbakır, Trabzon, Van, Sivas ve Erzurum’da her gece perdelerini açmakta, turnelerle yakın çevresine hizmet vermektedir. Bu en önemli Cumhuriyet kurumumuzun Ulusal Tiyatromuzun vazgeçilmez unsurları olan Türk Tiyatro yazarlarının çoğalıp gelişmesinde, dolayısıyla tiyatromuzun bugünkü boyutlara ulaşmasında katkısı büyük olmuştur.
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları ile Devlet Tiyatroları’nın dışında başta Ankara Sanat Tiyatrosu olmak üzere bazı özel tiyatrolar da oyun yazarlığımızın gelişmesinde ve sayısal anlamda çoğalmasında önemli katkılar sağlamışlardır.
Cumhuriyet’in kazandırdığı oyun yazarlarımızı (alfabetik olarak) sıralayacak olursak; Adalet Ağaoğlu, Behiç Ak, Mehmet Akan, Sabahattin Kudret Aksal,Çetin Altan, Melih Cevdet Anday, Oktay Arayıcı, Aydın Arıt, Orhan Asena, Cahit Atay, Ülkü Ayvaz, Cevat Fehmi Başkut, Memet Baydur, Kemal Bekir, Recep Bilginer, Coşkun Büktel, Erman Canatan, Civan Canova, Necati Cumalı, Tuncer Cücenoğlu, Sermet Çağan, Güngör Dilmen,Savaş Dinçel, Bilgesu Erenus, Refik Erduran, Müjdat Gezen, Erhan Gökgücü, Oben Güney, Reşat Nuri Güntekin, Nazım Hikmet, Coşkun Irmak, Haluk Işık, Y.Kenan Işık, Orhan Kemal, Ülker Köksal, İsmet Küntay, Ferdi Merter, Murathan Mungan, Turgay Nar, Aziz Nesin, Turan Oflazoğlu, Yılmaz Onay, Vasıf Öngören, Turgut Özakman, Oktay Rıfat, Başar Sabuncu, Dinçer Sümer,Güner Sümer,Sadık Şendil,Ferhan Şensoy, Haldun Taner, Ahmet Kutsi Tecer, Vasfi Uçkan, Haşmet Zeybek’in ulusal tiyatro repertuarımızın oluşmasında en az birer, az sayıda da olsa bir iki yazarımızın da çok sayıda özgün yapıtıyla önemli katkılar sağladıkları hiç unutulmamalıdır. Kaldı ki, yitirdiklerimizin dışında, bu yazarlarımızın az sayıda da olsa bazıları, özellikle televizyona bulaşmadan ve edebiyatın diğer dallarına uzanmadan, yalnızca bu alanda yeni ürünler vererek, tiyatromuza olan katkılarını sürdürmektedirler. Gene bu oyun yazarlarımızın bazıları sınırlarımızı da aşmaya, farklı ülkelerde/farklı dillerde sahnelenmeye başlamışlardır. Bize düşen, bu başarıları küçümsememek, tam tersine önemsemek ve gerçekten hak edenin önünü açmaya çaba göstermek olmalıdır..
Hele hele çok önemli birer oyunu repertuarımıza kazandıran Ali Berktay ve Gülşah Banda dışında Hasan Erkek, Ahmet Önel, Elif Şeref Artun, Özen Yula, Aslı Öngören ve benzeri genç yazarların da önü açılırsa, gelecek açısından karamsar olmak için hiçbir neden kalmaz ortada...
Not: Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi’nin 11-12 Kasım 2003 tarihli sayılarında yayımlanmıştır.
Anasayfa
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim
www.mevsimsiz.net © 2010











