Mevsimsiz
Benceajans
Teoman Arkas - Transaşk

Kültür Kuramı’nda Çokkültürcülük

          

 

         “Kültür Kuramı”1, 2005 Şubat’ının son günlerinde yitirdiğimiz ve bir “kültür filozofu” olarak nitelenen, Nermi Uygur’un kitabının adı.

Bu kitabından üç yıl önce Çağdaş Yayınları’nın yayınladığı, bugün “Yaşama Felsefesi” adıyla bilinen, “Yaşama Uğraşı”nda “Kültür Taşrası”ndan söz eden Uygur, varolan gerçekliği anlamlandırmaya, nitelemeye ilişkin arayışının ipuçlarını verir gibidir. “Kültür taşrası”, “kültür başkenti”, “kültür ülkeleri”, “kültür köyü” nitelemelerine birbiri ardısıra makalesinde yer veren Uygur, “Avrupa’nın büyücek bir bölümü,  Asya’nın bir kısmı, Amerika’nın yarısı bir yana, koskoca bir kültür taşrası yeryüzü” der.

Bugünkü adıyla “Yaşama Felsefesi”de, “çokkültürlülük” kavramından da, “çokültürcü” bir anlayış ve tavır alıştan da belirgin bir eser yoktur daha. Uygur’da, hem “çokkültürlülük” kavramıyla hem de “çokkültürcü” bir tutumla karşılaşmak için “Kültür Kuramı”nı beklemek gerekmektedir.

İlk kez 1984 yılında yayınlanan “Kültür Kuramı”nda Uygur, yeni bir kavramdan söz eder. Bu kavram “çokkültürlülük”tür. Delalet ettiği gerçeklik, tarihsel ve toplumsal olarak eski olsa da, o yıllarda kendisi yenidir, çokkültürlülük kavramının. Ki bu kavram, yalnızca tarihsel olarak dünde varolana işaret etmez. Aynı zamanda güncelde varolan ve süregiden toplumsal gerçekliğe  de delalet eder.

        

       “Kültüre adadım yaşamımı” diyen Uygur’un, tarihsel ve güncel anlamda varolan bu toplumsal gerçekliği, yani çokkültürlülük gerçekliğini görmezden gelmesi mümkün değildir. Ki Uygur da, “”Çokkültürlülük” deyimi yeni bir deyimse de çokkültürlülük olayı pek eski bir gerçekliktir” der. O, görmezden gelmediği bu, kendi deyimiyle, “olay”ın, bilinç kıldığı bilgisiyle, daha 1983 yılında düşünüşüne ve söyleyişine yön verir. “Kültür Kuramı”nın ilk makalesi olan ve 1983’te yazdığı “Dil, Kültür ve Eğitim” başlıklı makalesinde bilinir kılar, bu konudaki düşüncelerini. Bildirime dönüştürür:

        

      “Çokkültürlülük: Hep bir ve aynı kültürde içerik bakımından çeşit çeşit kültür dallanıp budaklanmalarını olduğu gibi, çeşit çeşit kültürlerin aynı zamanda yanyana birlikte varolduklarını da göstermeye yarar. Çokkültürlülüğe ilişkin ilk anlam, daha önce değinildiği üzere, her kültür kavramında sözkonusudur. Bu anlamın, her kültüre ilişkin bütünlüğün çoğu kez iyice belirginlik kazanmasa da öyle uzunboylu sorun yapılmaması, kuşku yok ki, kendiliğinden apaçık bir gerçeklik olmasından ötürüdür. Oysa pekçok kültürün aynı zamanda ve yanyana bulunduğu gerçeği” ise  Uygur’a göre, aslında “önemli bir sorun olarak önplana çıkmaktadır.”

Hem de aşılması ve bu doğrultuda gereklerinin hızla yapılması gereken  bir sorundur bu.  Çünkü, o zamana kadar toplumsal yaşamda gerekleri yapılmayan, fakat “tüm yeryüzünü kuşatan çokkültürlülük”le beraber ortaya çıkan sorunlarla başaçıkmak çok önemlidir. Abartılı bulunabilecek olsa da, bunun nedenini, “İnsan yaşamının sürüp gitmesi, büyük ölçüde bu sorunlara verilecek yanıtlara bağlıdır da ondan” diyerek belirtir Uygur.

 

Uygur’dan Eğitimcilere Uyarı ve Çağrı

 

Sorunlarla başaçıkmada da  eğitimcilere “büyük görevler düşer” diyen Uygur’a göre, “Biricik geçerli bir tekkültürün işgüderi olmadığını açık-seçik bilmek zorundadır eğitimci.”  Çünkü Uygur’un kavrayışı açısından sorun yaşamsal önemdedir ve bu noktada eğitimcinin “İşi, görevi, sözümona resmen kendisine buyurulanları yerine getirmek değildir.” Onun, “bir kültür eleştirmeni, toplum onarıcısı, toplum düzelticisi, çağdaş bir toplum değiştiricisi olması gerekir.”

Eğitimcilere ilişkin sergilenen bu yaklaşım, üzerinde düşünülmesi gereken, oldukça önemli ve dikkate değer bir yaklaşımdır. Bunun birinci nedeni, eğitimin asıl olarak siyasal-ideolojik bir etkinlik oluşunda gizlidir. Ki eğitimin, üç temel işlevi vardır : Kültürel, siyasal-ideolojik ve ekonomik. Bunlar içerisinde de belirleyici, kuşatıcı öneme sahip olan, diğerlerini koşullayan, siyasal-ideolojik işlevdir.

        

        İşte bu işlev, eğitimcinin “ne olduğu”na, “kim olduğu”na işaret eden ikinci nedenle birlikte, eğitimcinin işinin, görevinin, kimin “işgüderi”, kimin hizmetkârı olduğunun açık seçik bilinmesini sağlar. Eğitimcinin asıl “işi, görevi”, “resmen kendisine buyurulanları yerine getirmek”, karşısına geçtiği çocukları, egemen olana tabi kılacak tarzda, “ideolojik esir”lere dönüştürmektir. Eğitimci, ister kendi kendine; isterse birileri ona; hangi sıfatı yakıştırırsa yakıştırsın, her halükârda, egemen olanın siyasal-ideolojik hizmetkârıdır.

        

      Uygur’un, eğitim ve eğitimci gerçekliğinin bu hakikatini bilmiyor olduğunu düşünmek ya da varsaymak doğru değildir. Aksine O, bu gerçekliği ve bunun hakikatini bilmekte, ancak, varolan gerçekliğin değişmesi ve değiştirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Bundan dolayıdır ki, eğitimcinin görevlerini dile getirirkenki  uyarısı ve çağrısı neredeyse militancadır. Uygur’un sözlerini formelliğin dışına çıkarak okuduğumuzda daha apaçık görür ve kavrarız bu tutumu. O, eğitimci, “Biricik geçerli bir tekkültürün işgüderi olmadığını açık-seçik bilmek zorundadır” derken; O, eğitimcinin bir “kültür eleştirmeni”; eğitimcinin bir “toplum onarıcısı”; eğitimcinin bir “toplum düzelticisi”; eğitimcinin “çağdaş bir toplum değiştiricisi olması gerekir” derken, varolanın değiştirilmesi doğrultusunda öncelikle eğitimciyi eyleme, militanca bir tutum almaya çağıran bir öncü gibidir. Çünkü, tekkültürlülük cenderesine sıkıştırılmaya çalışılan ve gereği yapılmayan çokkültürlülük gerçekliği, tabiri caizse, bilincini, yüreğini acıtmaktadır Uygur’un.

         Peki ne yapılmalıdır? İşte bu soruya Uygur’un yanıtı.

 

Tekkültürlü Tekdilli Eğitimden,

Çokkültürlü Çokdilli Eğitime

 

         “Kültür Kuramı”nda ve Nermi Uygur’da çokkültürcü tutum ve anlayışın billurlaştığı alan eğitimdir. Ve O’nun “ne yapılmalıdır” sorusuna yanıtı da bu alana dönüktür zaten.

        

         İşte Uygur’un yanıtı ve önerisi : Çokkültürlü eğitimbilim o saygıdeğer, geleneksel tekkültürlü eğitimbilimin yerini almalıdır.

        

         O’na göre, “tüm yeryüzünü saran çokkültürlülük” gerçekliği dikkate alındığında, “günümüz eğitimbiliminin çokkültürlülüğe de çokdilliliğe de ikinci dereceden önem vermesi doğru olmaz.” Çünkü bu gerçeklik, günümüzde eğitimin, artık “o saygıdeğer, geleneksel tekkültürlü” ve “tekdilli” eğitimin yerini almasını gerektirmektedir.

        

       Bu nokta Uygur’a göre, “Çokkültürlü eğitimbilimin en önemli kesiti dildir, herşeyden önce anadil ile yabancıdil.” Çünkü, “hiçbir tek dil, birçok kültürün, bir kültürler çeşitliliğinin tümünü kapsayıp kuşatma”ya yetenekli değildir. Uygur’un yazılarında anadil ve anadilde eğitim üzerinde ısrarla durmasının nedenlerinden belki de en önemlisi bu olsa gerek.

“Anadil sorunu yeni eğitimbilimde ilk yeri işgal eder” diyen Uygur için, “Hiçbir kültür gücü, önemce, insanın anadilini öğrenmesiyle, anadilde gelişip serpilmesiyle, anadilde gelişmesiyle aynı düzeye konamaz.” Dolayısıyla Uygur’a göre, günümüzde eğitimin çokkültürlü, çokdilli olması gereklilikten öte bir anlama sahiptir. Ki “çokültürlülük bilinci, eğitimin en sağlam temelidir” der Uygur.

Baştan beri yazılanlar ve “Kültür Kuramı”ndan aktardıklarım, çok açık bir biçimde Uygur’un çokkültürcü bir anlayışa sahip olduğuna işaret etmektedir. Özellikle de bir felsefeci, bir “kültür filozofu” olarak.

Ne var ki, günümüz Türkiye’sinin son yıllarında, yeni yeni sözkonusu edilmeye, üzerine konuşulmaya, yazılmaya, tartışılmaya başlanan çokkültürlülük ve çokkültürcülük konularında adı bile anılmaz Nermi Uygur’un. Oysa O, dünyanın belli başlı sözlüklerinde, ansiklopedilerinde bile rastlanmazken daha bu sözcüklere, bunlardan birincisine, yani çokkültürlülüğe söyleminde yer verenlerin belki de ilkidir Türkiye’de. Ki zaten ikincisiyle, yani çokkültürcülük kavramıyla tanışmak için 1990’lı yılları beklemek gerekmektedir.

        

       Çokkültürcülük, toplumun çokkültürlü oluşu gerçekliğinden hareketle, bunun gereklerinin eğitim ve hukuk başta olmak üzere, toplumsal yaşamda yerine getirilmesini isteyen, öneren bir tavrın, yaklaşımın, tutumun adıdır. 

Nermi Uygur da, 22 yıl öncesinden bunu, özellikle eğitim alanında öneren ve bu doğrultuda tavır alan, açıkça yazan, belki de,  çokkültürcü ilk “Türk Felsefe”cidir. “Kültür Kuramı” adlı eseri ve onun içinde yer alan ve yukarıdaki alıntıların, neredeyse tamamına kaynak oluşturan “Dil, Kültür ve Eğitim” başlıklı makale bunun kanıtıdır.

Bundan dolayıdır ki, çokkültürlülük ve çokkültürcülük konularında, görmezlikten, bilmezlikten gelinmemeli ve gereken önemi ve değeri teslim edilmelidir Uygur’a. Elbette “Kültür Kuramı”na da... Ve derim ki, önünüze çıkan ilk fırsatta, okuyun ya da birkez daha okuyun “Kültür Kuramı”nı, ama bu sefer çokkültürlülük ve çokkültürcülük açısından düşünün yazılanları.


1 Nermi Uygur, Yapı Kredi Yayınları, 1996.