"Erguvan Güzeli"(*) ya da Şansa Ne Kadar Yakınız?
(Ben şansa çok inanırım. Ne kadar sıkı çalışırsam, şansımın o kadar arttığını görüyorum. T.Jefferson)
Ömer AKŞAHAN
Muhafız Leo’ya, "İmparator seni yanına emrediyor."dedi.
Genç çoban biraz şaşkın, ama yine de kendinden emin adımlarla imparatorun atının yanına doğru ilerledi. İmparator ürkütücü bakışlarını ona çevirmişti.
"Söyle bakalım, sen neden diğerleri gibi diz çöküp yalvarmadın, benden merhamet dilenmedin, haydi cevap ver."
"Ben bir gün asker olacağım Kutsal Merhamet. Askerler efendilerinin karşısında dizlerinin üstüne çökmezler. Onlar komutanlarını selamlar; bu, onun uğrunda ölümü göze alacaklarının işaretidir."
....
"...Demek bir asker olmak istiyorsun, bunun için hiç mi fırsatın olmadı? Adamlarım gençleri askere almak için dolaşıp duruyorlar her yerde."
"Onları ben de gördüm Kutsal Merhamet hem de pek çok kez. Ama ne var ki annem benim sıradan bir asker olmamı yasakladı. Buna tek bir koşulla izin verebileceğini söyler durur o."
"Annen mi? Kulaklarıma inanamıyorum. Yüce İsa aşkına, annesine böyle bağlı biri, hem de bugünlerde... Bu iş giderek daha ilginç olmaya başladı Demetrius. Söyle bakalım çoban, annenin koşulu da neymiş, öğrenelim."
"Kutsal Merhamet, eğer bunu söylersem, korkarım bana kızarsınız."
"Haydi, haydi söyle. Sen Leontios ya da Tiberius değilsin ki kafanı uçurayım. Korkma konuş."
"Annem, efendimiz, benim asker olmama sadece ve sadece Özel Muhafız, yani Protektor olmam koşuluyla izin vereceğini söylüyor."
...
"Cesur çoban söyle bakalım senin adın nedir?"
"Leo, Kutsal Merhamet."
"Leo, yani aslan... Ama sen silahlardan anlar mısın? Eline bir değnekten daha fazlasını hiç aldın mı?"
"Pek çok silah konusunda cahilim efendimiz, ama arkadaşlarım keskin gözlü ve atik olduğumu söylerlerler. Arada bir cirit attığım olmuştur."
Justinian ikinci yaverine döndü. "Genesios ona mızrağını ver. Bu çok ağır bir silahtır, ama dene bakalım. Şu arkandaki meşedeki büyük iz var ya, mızrağı oraya doğru atmanı istiyorum, bakalım ne kadar yaklaşabileceksin hedefe."
"Sadece deneyebilirim Kutsal Merhamet." Leo’nun kalbi başlangıçta hızlı hızlı atmışsa da artık sakinleşmişti. İçinden bir ses karşısındaki adamın onun gerçek efendisi olduğunu söylüyordu. Mızrağı alıp savurdu. Mızrak havada ıslık çalarak ilerledi ve meşedeki izin tam ortasına tok bir sesle saplandı. İmparator "Oooo!" diye bağırdı. Muhafızlar da birbirlerine hayret ve hayranlık dolu bakışlarla baktılar.
"Başka ne yapabilirsin? Örneğin güreşebilir misin?" derken Leo siyah saçlarını geriye doğru attı.
"İyi o zaman, şimdi onu da deneyelim. Eustasios!"
Üçüncü Muhafız bir adım öne çıktı hemen. "Onunla sen güreşeceksin. Üzerindekileri çıkar ve bu güçlü çobanı yık yere, haydi!"
Eustasios yüzünde buruk bir gülümsemeyle Leo’ya yaklaştı. "Şimdi fazla böbürlenmemen gerektiğini öğreteceğim sana çoban." Birbirlerine sarıldılar ve Protektor ne olduğunu tam olarak anlayamadan kendini sırtüstü yerde buldu. Kemiklerinin çıtırtısını herkes duymuştu.
...
Leo kollarına, bacaklarına bulaşmış toprağı temizliyordu elleriyle, rakibinin yerden kalkmasına yardım ettikten sonra saygıyla imparatora bakmaya başladı. Justinian arkasına dönüp seslendi: "Makrinos..." "Özel Muhafız kıtasında kaç kişilik boş yer var?"
"On, Kutsal Merhamet."
"Zannederim dokuz, şanlı Strategos...."
Zaten kim ne diyebilirdi? İmparator tozun arasından birini tutup kaldırırsa ve onu Protektor yaparsa kim ne diyebilirdi? Leo birden kendini soyluların arasında buldu. Herkes onu kutluyor, güzel sözler söylüyordu.
Bugün okumayı bitirdiğim bir romanın girişindeki konuşmalardan kısa alıntılarla girdim söze. Uzun zamandır şans konusunda bir yazı yazmayı düşünmekteydim. Roman bu konudaki düşüncelerime yeni bir açılım sağladı. Gerçekten keyif alarak okudum.
Bizans tahtına III. Leon olarak 717 yılında çıkan köylü çoban Leo ve onun unutulmaz aşkı Antuza’nın çevresinde yaşanan saray entrikalarını ustalıkla kaleme alan Minnesota Üniversitesi tarih profesörü William Stearns Davis’i bize tanıtan İnkilap Yayınevine ve çeviriyi gerçekleştiren Solmaz Kamuran’a da teşekkür borçluyum.
Şans üzerine kişisel gelişim alanındaki bir çok eserde yazılmış çeşitli öykülere rastlamışsınızdır. Benim hiç unutamadığım ve bu romandaki kahramanın annesine benzer bir konu da Amerikan cumhurbaşkanlarından sanırım Kennedy’nin annesine aitti. Kennedy bir gün kendisine nasıl cumhurbaşkanı olduğunu soran gazeteciye:
"Annem, küçüklüğümde bize hep güneşe zıplamamızı öğütlerdi. Biz ona erişemezdik, ama gördüğün gibi şimdi Amerikan başkanıyım."diye, kısaca yanıt verir.
Yine son dönemlerde okuduğum "Mor İnek" adlı kitabın yazarı Prof. Dr. Arman Kırım’a ait şu söz hiç aklımdan çıkmıyor: "ŞANS, HAZIRLIKLI ZEKAYI TERCİH EDER."
Bu sözü kanıtlayan bir olayı da yıllarca önce yaşadım. Ortaokul Müdürü olduğum bir kasabada Belediyeye iki memur alınacaktı. Başkan da benim sevip saydığım, köy enstitülü bir büyüğümdü. Beni komisyona alacağını söylediğinde de: "Eğer seçeceğin kişiler belliyse lütfen beni komisyondan muaf tutun."dedim. O da:
"Hayır, ciddi bir sınav olacak. Hiç meraklanma."diyerek güvence verdi.
Uzatmayayım, bu sınavda kazananlardan biri de, o kasabaya tavan alçı işleri yapmak üzere yakındaki bir ilden gelme ticaret lisesi mezunu bir gençti. Belediyenin hopörloründen sınavla memur alınacağını duyunca:
"Ben de şansımı bir deneyeyim bari."dediğinde, arkadaşı "Boşver, vazgeç, o sınavı kazananlar bellidir."diyerek caydırmaya çalışmışsa da, müraacat ettiğini, sınavı kazandıktan sonraki görüşmelerimizden birinde anlatmıştı.
Sonuçta yaptığımız sınavda hem yazılı hem de mülakat sorularına en iyi yanıt veren ikinci kişi o olmuştu. Alçı ustası genç şansını deneyerek, beklemediği bir anda devlet memurluğuna atanmıştı. Rüyasında görse inanamayacağı bir işi başarmıştı.
O gün bu sınavı geçen bu iki genç, zamanla mesleklerinde ilerlemiş ve çeşitli sınavları geçerek, bugün iki ayrı ilçede Özel İdare Müdürü olmuşlar ve görevlerini başarıyla sürdürmektedirler.
Onların şansı neydi diye sorarsanız, bence; Bizans İmparatorluğuna kadar yükselmiş köylü Leo gibi, ülkemizin en büyük ihtiyacı olan "İŞE ADAM ALMA" ilkesinin uygulandığı nadir sınavlardan birisine katılmış olmalarıydı derim!
Not: (*) Erguvan Güzeli Antuza, William Stearns Davis, Çeviren: Solmaz Kamuran, İnkilap Kitabevi, 2001, 464 sayfa, İstanbul.
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim











