Mevsimsiz
Benceajans
Selah Özakın - Dalya Göçebe Yıldız

İncelikli Edebiyat Edimleri

Söyleşi: Bay Z ve Serseriler

“dineliyorum hayata/ siyah sözcükler biriktirerek/ kendime benziyorum, yanı başımda hiç/ ay siniyor yavaşça, saf imgelerle/ kesiyorum yeryüzünün tülünü ikiye…”

(Serseriler. Hiç Yayınları 2011, s 2)  

Sevgili Keyifler Okuyucusu, geçen ay raflara tırmanan ‘Serseriler’ isimli şiir kitabını esas alarak şair Bay Z ile söyleştik. Söyleştik, çünkü bilgi toplumuna geçiş ve küreselleşme sürecinde yaşanan gelişmeler, özellikle teknoloji temelli değişimler ve insanı allak bullak eden o korkunç hız, artık şairin dünyaya farklı bir dokunuşunu zorunlu kılıyor. Bay Z de, algısı yüksek, duyarlı o dokunuşun örnek ve ödüllü bir temsilcisi.

Değişim kaçınılmaz ise şaire düşen, şiir yolculuğunda bir manipülatör olmaktır. İşte Bay Z, ‘Serseriler’ de bıçağını kara senfoninin kalbine sokuyor. Cellâdı, acımasız olanı sorguluyor. Gelin, söyleşiye başlayalım ve sözünü esirgemeyen kıymetli şaire kulak verelim.

 “Sizi reddediyorum, haylazca…” Bay Z

OR: “Göz odur ki, dağın arkasını göre; akıl odur ki, başa geleceği bile.” Sevgili şair, söyleşimizin başına bu özlü sözü aldım. Sebebi şudur: Şu an gözlerimin önünde, dağın arkasını gören ve algı antenleriyle kahredici küreselleşmenin sinyallerini alan, zamanı dizelerinde yakalayan bir şair duruyor. Bütüncül, köklü ve kalıcı bir değişimin şiire dokunduğu yıkıcı çağ aralığına ağır ağır işlenen anlamsızlığa katacağınız çok şey olduğuna inanıyorum ve aynı zamanda siz alışkanlıkları terk etmenin de şiirini yazıyorsunuz. Görüşlerinizi merak ediyorum.

Bay Z: Şüphesiz değişim kolay değildir. Direnç yaratır. Stresi, sıkıntısı da cabası. Ama kararlılık ister.  Burada Dostoyevski’nin bir sözünü anmak isterim: “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.” der, büyük yazar. Ben yaşamı içinden çıkılmaz bir cendereye çeviren büyük kaosa, küreselleşmeye karşı direnişin yalın sözcüklerini biriktirerek, gerçeği getirip okuyucunun önüne çıkarmayı çok önemsiyorum. Bir köşeye italik harflerle yazalım: “Gelecek tehlikelere gebedir.”

 

OR: Bu bağlamda, sizce modern zamanlar şairinin görevi nedir?

Bay Z: Açılımı tartışmalar yaratan bir soru. Ama öncelikle belirtmekte fayda görüyorum: Şair özgün olmalı. Bu “var olmanın” birinci ve vazgeçilmez şartıdır. Bir gruba, bir tarafa bağlanmadan ahlaklı ve nitelikli duruşunun dilini okuyucuya ulaştırmalıdır. Her şey değişiyor ve hırçın. Oturup düşünmeliyiz, değil mi? Bakın, şiirin örgüler betimlemesi artık içkin hüzünler haline deviniyorsa; şairler, ne yazdıklarını iyi tartmalılar. Bahusus her ayrıntıya ehemmiyet vermek gerekiyor. Yoksa o vampirin karşısına nasıl çıkabiliriz?

 

OR: Önceki üç kitabınızda aşk, ölüm ve yalnızlık temaları ön plana çıkıyordu. Bu kez farklı bir kapıdan içeri giriyorsunuz. ‘Serseriler’ karşı saldırıya geçmiş derin bir uykunun düğünü gibi.

Bay Z: Haklısın. Bugün, 10 yıl öncesine göre birçok yeni şey keşfetmiş, kirlerinden arınmış ve bunları şiirine nakışlayan bir şair olarak buradayım. Yeni bir kapıyı açıp içeri girdim. Seslenişimin ipuçları son dönem poetik yazılarımda bulunulabilir.

 

OR: “Yeni bir kapıyı açtım” dediniz. Peki, orada ne gördünüz?

Bay Z: Dış dünyanın rüzgârlarını, fırtınalarını, kasırgalarını… Cinnetine süt içeren ölüleri… Bakın dünya ile aramda bir savaş var. Bu savaş için kelimelerin ötesine yürüyüp orada anlamın çıplak ve yaralı yüzünü onarmaya çalışıyorum. Dikkat ederseniz küçük ama derin çözümlemeler yapıyorum. Ah, insan da bir taslaktır ve zaman içinde kendini geliştirir. Bir biçim, biçem ve imge ışımasından söz ediyorum. Evet, 10 yıl önce lepiska saçlı şiirler yazıyordum, dikkati çekmeyen. Esrik bir yansımaydı tabii. Şimdi ise saflığa ermek için direnç şiirleriyle uyanmaya çalışıyorum. Ama kaderi de yanıma alarak… Sanıyorum felsefe ağırlıklı konuştum. Bu cevabı küçük bir prelüt olarak kabul edelim.

 

OR: Peki, neden ‘Serseriler’?

Bay Z: Bunu bana hep soruyorlar. Onlara diyorum ki: Hepimiz birer serseri değil miyiz? Yine de ışığı kendimize tutmak için diyeceğim. İlk başlarda kitabın ismini “Teneke” koymayı düşündüm. Kısa bir süre seyrettikten sonra ‘Serseriler’ isminin manayı daha iyi açığa çıkaracağına karar verdim. Bu kitabı 1 yıl sonra paylaşsaydım belki ismi daha farklı olabilirdi.

 

OR: Ufkunuzun çok geniş olduğunu biliyoruz. Bunun sırrı nedir?

Bay Z:Yaşama ait olan her alanda epeyce olay ve olguların tozunu yuttum ve şiire yakın ilgi gösterdim. Sonra benliğini kaybetmiş bir münzevi olarak farklı konu okumaları yaptım. Sıkıldım, okudum. Neşelendim, okudum. Uyudum, okudum. Bu, ehlileştirilmemiş okumalar ırmağında balık olmak gibi bir şey. Durumun giriş güzergâhını böyle betimleyebiliriz.

 

OR: Yanlış bir değerlendirme yaparsam lütfen düzeltin. Değişimin büyük yaralar açtığı avluda hep ‘yeni gerçeği’ arıyorsunuz. Zamanın ötesine ilgiler gönderen veya denk düşen yaklaşımdan söz ediyorum.  ‘Yeni gerçeği’ aramanın zorluğuna, o bulmalar çabasına yönelen kör baskı, o dayanılmaz ağırlık hakkında neler söylemek istersiniz?

Bay Z: Hemen cevap vereyim: Dış etkilere, o acımasız saldırıya aldırmıyorum. Zaman zaman bunaldığım anlar olmuyor değil. Ama böyle anlarda öğrencilerimle sohbet ediyorum veya uzun yürüyüşler yapıyorum. İnanmayacaksın ama uzun yürüyüş şiirleri bile yazıyorum. Bu benim panzehirim. Karşı duruş, kendiliğini yenilemek ve yalın imgeleri edebiyatın kundağına sürmekle başlıyor.

 

OR: Şiirlerinizi okuyunca, bir anlamlar labirentinde kayboluyoruz ve o labirentten çıkışta eski okuyucu olmadığımızın farkına varıyoruz. Soruyu şiirlerinizdeki anlamları hafife alanlara gönderme yaparak soruyorum. Bu durumu nasıl açıklamak istersiniz?

Bay Z: (Bir dakika düşündükten sonra) İyi bir gözlemcisin. Sorunun cevabı temelde iki anahtar kelimeyle açığa çıkabilir: Gönül gözü ve tutku. Hadi, şairle okuyucunun manalı buluşması diyelim. Kelimelerin doğumunu ve sonra tamamıyla bütüne denk düşen yorumu eleştirmenler yapsın. Kendimi övmeyi sevmiyorum ama şiir sanatına çok emek verdim, bunu açıkça söylemekte bir sakınca görmüyorum.

 

OR: Mütevazı bir şairsiniz. Ama yine de soracağım. Şiirinize ilmek ilmek örgülenen ve geçmişin üzerinden geleceğe bakan arı ve inayetli duruşun hikmetini, kendileşmiş o biçimli tutumu paylaşır mısınız, dersem cevabı nasıl oluşturursunuz?

Bay Z: Teşekkür ederim, bunu iltifat olarak kabul ediyorum. Sempati ve duygudaşlığı bir yaratı boşluğunda birleştirmek ve sonuçları asil ve ciddi bir şekilde şiire aktarmak diyorum, ben buna. Byron, “Bilgi ağacı, hayat ağacı değildir” der. Bu arada “kuşku”yu çok önemsediğimi bilmeni isterim.

 

OR: Peki, ya yaratı dünyanız?

Bay Z: Bir kayboluş bu… Bakın şimdi bu konu çok ayrıcalıklı ve rakik bir durumu imler. Bir yanım Doğu’ya, bir yanım Batı’ya uzanır, benim. Ama kendimi bilerek… Ve bütün modaların dışında ve üstünde, onlardan uzak durarak…

 

OR: Bir söyleşinizde, “Sinema ve resim, beni besleyen diğer yaşam alanlarım,” demiştiniz. Biraz açabilir misiniz? Bu noktada hangi deneyimlerinizle karşılaşacağız.

Bay Z: Toy bir delikanlı iken evimizin alt sokağında bir açık hava sineması vardı. Üniversitede okurken de bir arkadaşımın babasının resim galerisi… Sık sık giderdim buralara. Sıcak sohbetlerin eşliğinde ‘Pekiştirme Gezintileri’ diyelim. Artık zaman, yapacaklarımız için kendini bizden esirgese de hâlâ önemli filmler ve sergiler için özel boşluklar ayırırım. Farklı renklerin ve mananın dansıdır, görsel. Ve orada bir şey hep diğeri içindir. Belki sorabilirsiniz: Bu zenginlikten pay almadan ve ürpermeden yapamaz mıydınız? diye. Hayır, yapamazdım. Ancak küçük bir ilavem olacak. Özetlediğim çok yönlü sosyalleşmeye musikiyi de ilave etmem gerekecek. Ben fasıllarla benliğini arayan yalnız evlerin akşamlarını yaşarak; kutsanmış tutkuları ile yaşama sarılan bir kuşağın ortasında büyüdüm. Batı müziğine de hayranlık duydum. Gerçi şimdi sadece batı müziği dinliyorum. Örneklemeye kalkmayayım liste uzar gider.

OR: Anlıyorum.

 

OR: Şimdi, isterseniz ‘Serseriler’e geri dönelim. ‘Serseriler’de yer alan şiirlerde deyim yerindeyse koşarak açığa çıkan ve yer yer oldukça sert olan bir tepki var. Buna ‘sert tepkisel büyük yalnızlık’ da diyebiliriz. Bu tepkisel yalnızlık, küreselleşen dünyada “birey”e sahip çıkıp, onu ön plana alıyor. Kendinizi ve şiirinizi kuşatılmış bireyin neresinde görüyorsunuz?

Bay Z: Güzel bir soru. Tam ortasında dersem abartmış olmam. Ben üç kıtanın tam birleşme noktası olan coğrafyada yaşayan bir şairim. Yeryüzü paylaşılıyor, bu paylaşım ise yalnızca acı veriyor. Bu acıyı duyumsamamak; acıya, senin akıllıca yakaladığın o sert söylemlerle karşı çıkmamak elde değil. Özgürlerimiz kısıtlanıyor. Neredeyse her gün yanımıza bir “Little Boy” düşüyor. Birey eriyor. İşte şiirin neon ışıkları bunları yansıtmalı. Özgün bir şekilde seslenmeye çalışıyorum. Çünkü hepimiz varız.

 

OR: Birbirinden farklı alan konularını dizelere taşıyan ‘Serseriler’in bir bölümü de iç dünyanızın çığlıkları ile kaplanmış. Ama renk çarkı münezzeh bir durum oluşturmuyor,  aksine bir tür armoni oluşturmuş. Bunun sırrı nedir?

Bay Z: Bir sırrı yok. Şair olan anlayacaktır. Bir sır arıyorsan, hiç tereddüt etmeden ve açık yüreklilikle şunu söyleyebilirim: Kan nehirleri akarken, içime dönüyorum: Acılarıma, inançlarıma, aşklarıma ve yalnızlığıma. Onlarla konuşuyorum, onları konuşturuyorum. Toplumsalı ve bireyseli bir potada eritmeye çalışıyorum. Sanıyorum ki sonuçta o armoni kendiliğinden açığa çıkıyor. Bu arada iç dünyanın çığlıklarını da şairin kendine ayırdığı bir tür ‘Dar Zamanlar Askısı’ olarak değerlendirelim.

 

OR: Sizi kıskananlar var. Bunları biliyoruz. (Gülüşmeler.) Karşı cevabınız olacak mı? Ödüllerinizi de araya sıkıştırmak istiyorum ama doğrusu çekiniyorum.

Bay Z: Evet, ödüllerden bahsetmesek memnun olurum. Sevmiyorum ödüllerimden konuşmayı. Diğer hususa gelirsek, meyveli ağaç örneği, derim. Kıskananlar var ve ileride de olacak.  Adı sanı duyulmamış, kendini ön plana çıkarmaya çalışan kötü insanlar bunlar. Kaba ve cahiller. Kendi hallerine bıraktım bunları. Fazla da bir şey söylemek istemem. Çünkü ben konuşunca, bunlar adam oluyor.

 

OR: Sizi takip eden gençlerin sormamı istedikleri bir soru var: Şiirin bir yazma zamanı var mıdır?

Bay Z: Elbette, olmaz mı? Öncelikle şunu söylemek isterim ki ben gençlerle sohbetlerimde bunun ipuçlarını veriyorum. Şiir yazma zamanını ayarlamak başlı başına bir iştir. Nasıl mı? Sevişmek gibidir, şiir yazmak. Yanlış anlaşılmasını istemem. Bunu cinsel anlamda söylemiyorum. Estetik anlamda söylüyorum. Sessizce okurum yazdıklarımı ben ve sonra seyrederim. Nihayetinde yazmalar bozmalar hesaplaşmasıyla şiiri ortaya dökerim. Unutmadan söyleyeyim: Eylemin zamanı, gece yarısı sonrasıdır, el ayak çekilecek yani. Bir bardak soğuk limonata, belki alkolsüz bir bardak şarap ama mutlaka müzik, melankolik parçalar, yaz şarkıları ve klasik müzik. Finali ise bir Türk kahvesi. Hulasası: Ruh ve ten mekânına sarılıp “akıllı deliliği” çağıracak.

 

OR: Konu açılmışken genç şairlere neler söylemek istersiniz.

Bay Z: Kendilerine bireysel bir gelişim planı yapsınlar. Türk yazınındaki belli başlı akımların kapağını bir açsınlar bakalım. (Tebessümler.) Gözlemci ve araştırmacı yanlarını besleyecek fırsatları arasınlar. Günümüz şairlerini takip etsinler. Bulundukları yerlerde, yeteneklerine hitap eden dergileri ziyaret etsinler. Şiirsel bir anlatımın ve geleneğin izinden yürümeye çalışsınlar. Verili olana fazla abartmadan kuşku ile baksınlar. Şiir, bir cevheri işlemeye benzer ama önce pişmek gerekir. Gençlerin işi kolay değil. Onlara yoğun okumalar diliyorum.

 

OR: Sizin çeşitli ortamlarda dersler verdiğinizi de biliyoruz. Şiir öğretilebilir bir şey midir?

Bay Z: Bence her şey öğretilebilir. Aksi takdirde deneyimlerimizi kime aktaracağız. Ayrıntıları ise özel durumlardır.

 

OR: Son olarak şunu sormak istiyorum: Ülkemizde herkes şiir yazabiliyor veya yazabileceğini söylüyor.

Bay Z: (Araya girerek) Fiktif bir durum, Siyaz bir dokunuş.  Başlı başına bir yara. Şiirle beraber doğmuştur.  Sanıyorum ki benzer şeyler söyleyeceğiz…

OR: Bakıyorum sinirlenmeye başladınız. En iyisi ben susayım, siz konuşun.

Bay Z: Bizler farkındalığın dil insanlarıyız. İyi ve kötünün bir arada olması seni tedirgin etmiyor mu?  Yalnız bir şeyden çok eminim, şiirin yazgısı bunlara müsaade etmez. Sonuçta şiir avlusunda kalanlar gerçeği ispat edeceklerdir. Sabırla bekleyeceğiz. Ama lütfen, herkes şiir yazmasın. Gitsinler, baraj yapsınlar, santral kursunlar, yol yapsınlar, simit satsınlar.

 

OR: Bu arada “Siyaz” nedir?

Bay Z: (Tebessümler) “Dil ve Yaratı” tabanlı küçük denemelerim sonucu ortaya çıkan bir sözcük. Siyah ve beyaz bir manasızlığı tanımlar.

 

OR: Bu doyurucu sohbet için çok teşekkür ediyorum. Biliniz ki işiniz oldukça zor. Çünkü sizi takip edeceğiz. (Gülüşmeler.)

Bay Z: Ben teşekkür ederim. Sevgili kardeşim, aslolan hayattır. Çağdaşa uyarlanan hissiyatlı yaklaşım, estetik bir itilimle soluk alıp verdikçe; yapısal bütünlük, üslubu açığa çıkarır ve geçmiş geleceğe taşınır.

OR: Tekrar teşekkürler.

 

(Akatalpa 143, Kasım 2011)