Mevsimsiz
Benceajans
Melih Coşkun - Tek Başına Bahar

Yağmur Toprağı Terk Ettiğinde

Yağmur Toprağı Terk Ettiğinde

 

Duygularım yer yüzünden taşıyor bugün, yağmur toprağı terk ettiğinde.

Siyah ceketimi üzerime alıp çıkıyorum evden, poyraz dolaşırken usulca saçlarımda.

Kelimelere sığdıramadığım hislerim bedenimin her bir zerresinde lime lime parçalanırken,

ben kız kulesi oluyorum birden, dört yanı mavi sulara bürünmüş.

Etrafımda gördüğüm diğer kaleleri,surları,yalıları kıskanıyorum. Yalnız olmadıkları için, onlarında benim heybetimi ve yalnızlığımı kıskandıklarını hiç bilmeden. Ben onların yerinde olmayı düşlerken, onlarda benim yerimde olmayı arzu ediyorlardı. Bunun tek sebebi, uzak olanın, uzakta olanın daha çekici olmasıydı. Aslında yanındakini fark etmek, olduğun yeri sevmektir bizleri olağan üstü kılabilecek formül…

 

Bir vapura biniyorum, İzmir limanına sabah güneşi düşmüşken. Vapur iskeleye geldiğinde iki genç bana merdivenden inebilmem için yardım ediyor. Gözlerimi kaybediyorum, hayata karanlık bakmayı anlamaya çalışıyorum. Bugün saçların ne kadar da güzel olmuş, kırmızı sana çok yakışmış gibi cümlelere hiçbir zaman bir anlam yüklemeyecek olmayı öğreniyorum sonra. Görmeden sevebilmeyi, görmeden mutlu olabilmeyi, görmeden yaşamdan zevk alabilmeyi öğrenmeye çalışıyorum…

 

Damaklarımda beton ve çimento tadını hissediyorum, otuz yedi saat sonra yarı baygın bir biçimde enkaz altından çıkıyorum. Evsiz, yersiz, işsiz, parasız ve yaralı bir biçimde hayata sıfırdan başlamaya alışıyorum. Yıllardır emek verdiğim tüm her şeyi 8,4 sallantıya teslim ettiğimi gördüğümde hiçbir mal varlığına güvenmemeyi, sadece hislerin bu Dünya’da ki gerçekler olduğunu anlıyorum…

 

Çanakkale’de bir Anzak askeri oluyorum. Ne için savaştığımı bilmeden, kendi halinde yaşayan bir milletin üzerine taarruz ediyorum. Karşı siperdeki tanımadığım askerlere geceler boyu mermi yağdırıyorum. Yıllar sonra öğreniyorum, onların gururlu bir milletin halkını savunmak için canlarını verdikleri Türk askerleri olduklarını. Şimdi biliyorum ; bir daha halkımı savunmak dışında bir savaşa girmeyeceğimi ve kendimi büyük devletlere köle etmeyeceğimi..

 

Okyanusun ortasında bir yunus oluyorum. Denizi dinliyorum, altında ki yaşamı keşfediyorum. Tanrı’yı anımsıyorum sonra, bir kez daha, bin kez daha. İnancımı yineliyor gördüğüm tüm balıklar, tekrar karaya çıktığımda – İNANCIMIN BENİM İÇİN NEFES ALMAK KADAR PAHA BİÇİLMEZ OLDUĞUNU- anlıyorum.

 

Akasya ağacı altında gitar çalan bir aşık oluyorum sonra, sana şiirler yazıyorum kopardığım tüm yapraklara. Aşık olmayı öğreniyorum martılardan,benimle çaylak aşık diye alay etmelerine aldırmadan. Aşkı tanımaya çalışıyorum, bu girdabın içinde kendime sağlam bir ediniyorum sonra, dudakların usulca dokunduğunda yanağıma. Sonu sana varan yolculuklara çıkıyorum. Bilmediğim şarkılar söylüyorum, görmediğim nehirlerden geçiyorum yeşilin her tonu sardığında gökyüzünü…

 

Rüzgar oluyorum, buğday rengi tenini sarmalayan.

Tüm acılarını alıp savuran ve seni gitmek istediğin Dünya’lara götüren…

 

Yağmur toprağı yeniden özlediğinde eve dönüyorum, hislerimi kelimelere sığdırmış olarak.

Artık hayata daha anlamlı bakabiliyorum,

Tanrı’nın bana sunduğu yaşamdan vazgeçip –uzak- yaşamları düşlemiyorum.

Artık depremlere dayanıp yıkılmıyorum, yıkılsam da enkazımdan yeniden doğuyorum, her doğuşumda daha da güçleniyorum.

Artık yormuyor beni hayat, suyu akışına bırakabilmeyi öğrendim.

 

Ve artık sevebilmeyi biliyorum… Sevebiliyorum… Seviyorum…

 

Firkan Gülaydın

Antalya  

2012-26

Yağmur Toprağı Terk Ettiğinde