Sen - İçimde ki- Yeniden Doğuşum'sun
Az sonra öleceğim,
Bedenim ruhsuz bir et parçası halinde uzanmış yatarken, sen bana bunu yakıştırmayacaksın. Henüz yirmi beş yaşında olduğum için. Ancak yaşama doymuş olmak için yetmiş yıl soluk alıp vermek gerekli değil. Ruhumun, derinliğinin ve doymuşluğunun farkında ol..
Hafızalarınızda kötü hiçbir anım canlanmayacak, her zaman olduğu gibi –gidenin- kıymeti gittikten sonra anlaşılacak.Yaşarken bana kızanlar bundan derin bir pişmanlık duyacak. Hatta kötü bir insan bile olsam, tüm herkes hep bir ağızdan –iyi bilirdik- diyecek. Sana hakkımı helal etmem diyenler, herkesten çok helal edecek o an.
Giderken ben – Kavuştuğum da Tanrı’ya – ceplerimde sadece hislerimi götürüyor olacağım, omuzlarımda tüm sevap ve günahlarımla. Ardıma dönüp baktığımda çok sevdiğim göz rengimi, bakmaya doyamadığım saçlarımı sürüngenleri beslemesi için toprağa bıraktığımı fark edince, aslında gerçek değer verilecek şeyin Dünya mavalları olmadığını anlayacağım; yine klasik bir cümle ile : iş işten geçince …
Sevdiklerime mirasım sadece –yokluğum- olacak. Birde yağmuru izlerken pencere kenarında içtiğim adaçayının kokusu. Yaşamım boyunca bana yön veren, karanlıklarımı aydınlatan küçük sokak lambama minnettarım. Bana savaşçı bir ruhla yaşama gücü vermeseydi, şuan belki de ölümü bu denli metanetle karşılayamazdım. Yıllardır özlemini çektiğim -Huzurum’u- kısa bir süre önce bulmam ve buna doyamadan gidecek olmam yazgımın küçük bir şanssızlığı sadece…
Yaşam insanlara yeniden doğma şansı vermez ya da pişmanlıkları yüzünden geçmişlerini tekrar geri getirmez. Herkesin keşkeleri vardır. Benim keşkelerim yok, bir daha gelsem Dünya’ya yine aynı şeyleri yapardım diyen zavallıların içinde oldukları durumu kendilerine bile itiraf etmeye cesaretleri yok, onlar derin bir yalanı sığınak haline getirmişler. Benim keşkelerim var, vebalsiz bir kul olmaz değil mi. Ancak benim bu keşkelerden doğan pişmanlıklarım yok. Çünkü; Tanrı’dan gelen her şeyi koşulsuz kabul etmeli insan…
Hayat bana yeniden doğma şansı vermeyecek. Giden hiç kimse de gerçekleri anlatmak için geri gelmeyecek. Bakabilmeyi bilen, hayatın tüm çıplaklığını ve yalanlarını net görebilir. Ben yaşarken görüyorum zannederdim. Oysa asıl görülmesi gereken yer dağın arka yüzüymüş.
Az sonra öleceğim,
Ardımdan ağıtlar yakıp, göz yaşı dökmeyin. Yüreğinizin sol yanı sızlamasın. Mutlu olun, kendimi öldürecek cesareti bulabildiğim için…
Hayat sana ikinci bir şans vermeyecek!
Bu şansı sana ben veriyorum, Şimdi dediklerimi yap ve için de ki yeniden doğuşunu keşfet!
Otur bir akşam vakti, rüzgarların ters yönden esmesini, dağların dümdüz olmasını beklemeden, öldür bedenini. Bedenin çaresiz bir şekildeyken ruhunu meleklere teslim et, gökyüzüne doğru yol aldığında Dünya’ya birde oradan bak, tüm acılarına, günahlarına, öfkelendiğin saçma şeylere, uğruna canımı veririm dediğin gereksiz değerlerine, sevdiklerine, hayallerine, çocukluğuna. Bakabildiğin kadar uzun ve tarafsız bak. Küçük sorunları ne kadar da büyüttüğün günlerini düşün, tek taraflı olduğun için kırdığın sevdiklerini. Ruhun Dünya’nın aslında ne kadar yaşanılabilir bir yer olduğunu, gereksiz sıkıntıları sadece insanların oluşturduğunu gördüğünde, bu olgunluğa eriştiğinde, tekrar dirilt bedenini. Şimdi – farkında- bir yaşam sürmenin tam sırası işte…
İnsan ruhunu teslim etmeden, iş işten geçmeden, farkında olabilmeli.
Hayat hiçbir zaman size bu şansı vermeyecek, Bunu siz yaratmadığınız sürece…
Sen içimde ki – YENİDEN DOĞUŞUM’sun –
Bir ölüye, tekrar dirime şansı verilmişçesine değerini bilerek yaşa hayatı ve sana değer veren sevdiklerini görmezden gelme.
Pişman olmadan, önüne geçebilmek ;
Yaşamadan – yaşayabilmek, Ölmeden- ölebilmek ; işte tüm mesele bu…
Firkan GÜLAYDIN
2012-18
Antalya

Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim












