HİRA (dünyanın en güçlü insanı)
HİRA
OKU ….
Yüzyıllar önce okumayı bilmeyen yüce bir insan HİRA’da okumadı mı?
Oku, oku ki yeryüzünün en güçlü insanı olasın.
Yavaşça oku yazdıklarımı, iliklerine kadar işlesin tüm hatları.
Tüm kelimeleri lime lime sök al içinden, tüm küfürleri topla ve soğuk bir gecede yanan kamp ateşi içine at.
Koyduğum soru işaretleri için cevaplar arama, ben onları Dünya’ya savurdum cevapsız kalacaklarını bile bile.
Sonuna vardığın da – okumaya devam edebilecek cesaretin tükenmemiş olursa eğer- üç nokta göreceksin. O üç noktaya varabilirsen, Dünya’nın en güçlü insanı olacaksın.
Okudukça, her noktamdan sonra güçleneceksin, sen güçlendikçe Dünya küçülecek. İnancın büyüdükçe acıların mum alevi gibi usulca eriyip akacak Mezopotamya’ya giden bir nehre. Üstüne sandallar inşa edeceğiz sonra, acılarının yıllardır omuzlarına binmesinin intikamı olarak.
Boş bir otel sessizliğinde, çiğ taneleri henüz yitirmemişken yaprakların üzerinde ki benliğini, koyul yola. Gece karanlığını terk etmedi diye korkma, Küçük Sokak Lambası aydınlatacak yolunu ve sen güneşe uzanacaksın.
Fırtınalar kopuyor ZAMAN’sız gecelerde içinde, biliyorum. İçin içine sığmıyor. Duyguların taşıyor yer yüzünden. Ama sen olduğun yerde, yatağının içinde, bir sağa bir sola dönmekten başka bir yol kat edemiyorsun. Tavsiyem, yüreğinin fırtınalı olduğu rapor edildiğinde haber bültenlerinde, bin yelkenliye. Göreceksin kürek bile çekmene gerek kalmadan, rüzgar seni olmak istediğin yere götürecek.
Televizyon kumandanı al eline, at gitsin… Ekran başında, dizilerde ki hayatları o kadar çok izler oldun ki, kendi yaşamını –yaşamayı- unuttun. Onların yaşamını izlerken. Sende ver kendine bir başrol, Dünya’nın en güçlü insanını oyna sonra, en güzel yaşamı yaşayan, her şeyin ardında bir mutluluk görebilen, yaşamına ve insanlığa saygılı bir kralı oyna yada bir kraliçeyi. Kendi mutlu Dünya’nda tüm acıların ve kötülüklerin hakimi ol.
Dertler hiç bitmiyor değil mi?
Ah şu çocuklar bir büyüse, aldığın evin taksitleri bitse, yağmur yağmasa da romatizma sancısı çekmesen, oğlun sağa salim dönse askerden, kızın hayırlı bir kısmet bulsa, evin çatısı akmasa artık, patron maaşa zam yapsa da şu arabayı bir yenilesen… ve daha bir çoğu… şuan aklından geçenler mesela. İşte hep bundan mutsuz olmadın mı? Tüm bunları dert diye nitelendirdiğin için, seni üzebilen, ciğerini acıtabilen dertler olmayı başardılar. Onlara bu gücü sen verdin ve hep yendiler seni. Bense yukarıda yazılanları – Ekmeğimin Tuzu – diye adlandırdım. Tuzsuz ekmek yemek ne kadar keyifsiz olur değil mi? Ben ekmeğimi tuzlu seviyorum. Bu yüzden de Dünya’nın en mutlu insanı benim. Sense – şu ana kadar en azından – her duyduğun efkarlı bir türküde derin bir iç geçiren ve yüzü yere düşen bir insandın. Artık vazgeç. Getir – dert – diye nitelediğin ne varsa masama. Hepsini ne kadar da kolay yok edebileceğimi izle.
Binlerce yıl önce Kabil öldürdüğün de kardeşi Habil’i başladı cinayetler. Sonra işlenen cinayetler büyüdü, savaşlar yapılır oldu ve hala yapılmakta. Onlar inandıkları dinler için savaştılar, inandıklarını yaymak için sapladılar mızrakları kardeşlerinin sırtlarına. Din ayrımından sonra ırk ayrımı yapılmaya başlandı, önceden iki ayrı dine inanan insan ayrı safta savaşırlarken şimdi yine ayrı dinlere inanıp aynı safta yer aldılar . Bu kez de sen Romalısın, sen Mısırlı diye sapladılar hançerleri. Akabinde bu savaşlar toprak savaşına dönüştü. Ayrı dinden, ayrı ırktan da olsalar bu kez yaşadıkları toprakları savunmak için dedelerinin birbirlerinin düşmanı olduğu torunlar, yan yana savaşıyorlardı. Savaşlar son bulmadı hiç, günümüz çağında çıkan savaşlara bir bak. Para ve petrol için yaşanıyor ölümler. Dünya’nın bir yanı açlıktan ölürken, diğer bir yanı ülkelerinde ki petrol bitecek ve lüks yaşamları son bulacak korkusuyla gözleri dönmüş bir şekilde saldırıyorlar altlarında petrol kaynakları olan ama bunu çıkarmaya güçleri olamayan ülkelere. Bir yanı lüks arabasına mazot koyabilsin diye diğer bir yanı bombalayan bir Dünya’nın adalet neresinde? Sana diyeceğim savaşlar hep devam edecek, başka bir zamanda, başka bir isimde, ama hiç son bulmayacak. Aldırma gazetelerin orta sayfasında yazılıp çizilen savaş haberlerine. Hele ki Avrupa insan hakları mahkemesinin hakkını savunduğu zenginlerin haberlerini hiç okuma!
Sen kitap oku, oku ki güçlenesin.
Muhammed’i oku, Davut’u, İsa’yı …
Sokrates’i, Thomas More’u, Mustafa Kemal’i …
Dünya’yı güzelleştirmek uğruna mücadele verenleri oku.
Kitaplığında kayda değer olmayan ne varsa yakalım beraber.
Korkma !
Petrol biterse, ekonomik kriz gelirse, aç kalırsak diye…
Tanrı sana ve yeryüzüne yaşayabileceğin nimetler hep sunacak.
Dön bir baksana, biri ampulü buldu, biri tekerleği icat etti, diğeri buğdayı öğütüp ekmek yaptı ve bu zincir böyle devam etti. Uzaya gidiyor şimdi insanlar, evlerinde ampul kullanıyorlar, ekmek yiyorlar, yüzyıllar önce bir tanesinin bulduğu tekerleği şimdi bütün Dünya kullanıyor. Sen sanıyor musun ki tüm bunlar tesadüf.
İnsanlık tıkanma noktasına geldiğinde – evren – onlara hep mucizeler gönderdi.
Bu gün de beni sana gönderdi. Benden büyük mucizeler bekleme, küçük cümlelerimle yüzüne bir tebessüm indirebilirim sadece. Fazlasına gücüm yetmez. Dünya’yı daha güzel bir hale getirebilir miyim, bilmiyorum. Ama bunun için sonuna kadar mücadele edeceğimi biliyorum. Erişebildiğim kadar ışık saçacağım yeryüzüne, ben Küçük Bir Sokak Lambasıyım. Şimdi sende yanımdasın. Beraberce, inandığımızın peşine düşeceğiz ve Dünya saçma sapan şeyler yüzünden bizi üzemeyecek.
Unutma, Tanrı insanlara öyle bir değer biçti ki, bir pislik olarak yaşayıp, hiçbir işe yaramayan birisi bile olsan öldüğünde bedeninde ki et parçaların sürüngenleri ve toprağı besleyecek ve dönüp dolaşıp sen bir işe yaramış olacaksın. Önünde iki seçenek var. Ya hep işe yarayacaksın, ya da bir kez…
Büyük işler beklemiyorum senden. Küçük mutluluklar saç etrafa, beyninde olumsuz düşünceye yer bırakma, saygını yitirme, Dünya mavalları içine dalıp da unutma sakın ne için yeryüzüne gönderildin ve neden sana bir beden bahşedildi?
Bırak – onlar – ne hali varsa görsün. Sen elinden tut insanların, çünkü bu, güven verecektir onlara ve sen daha da güçleneceksin. Senin adına dualar göğe fısıldandıkça sen ölümsüz olacaksın. Bedenin çürüyüp gidecek. Ama sen ölümsüz kalacaksın. Etrafına bir bak şimdi ne kadar çok ölümsüzün odanın içinde dolaştığını izle. Ya farkında ol, ya da çekil kenara !
Bugün, yapraklarını henüz dökmeden ağaçlar, senden ilk ve son kez bir cinayet işlemeni istiyorum. Kapat gözlerini, eline evdeki en keskin bıçağı al, en büyük düşmanın olan NEFSİN’i acımasızca bıçakla, yavaşça soluğu usul usul tükenip buz kesinceye dek. Nefsini öldürebilmeyi başarabilirsen eğer, Dünya’nın en güçlü insanı sen olacaksın. Sonra, sonsuza dek cinayet işleme. Çünkü başka bir düşmanın kalmayacak.
Yaşamın boynunu bükmesine asla izin verme!
Ben Dünya’nın en güçlü insanıyım,
Ben Dünya’nın en mutlu insanıyım…
Çünkü; ben farkındayım.
Ben yaşamı yaşıyorum, onlar ise hep yaşamayı bekliyorlar. Bekledikleri yaşam sonuna dek hiç gelmeyecek ve onların -yaşamı- yaşamayı beklerken geçirdikleri süre olacak. Hiç yaşayamadan sadece beklerken, yitip gidecekler.
Şimdi sende Dünya’nın en güçlü insanısın işte, nefsin tekrar dirilecek olursa yine gel bana, yine beraberce kazanalım savaşımızı.
Beni nerede bulabileceğini biliyorsun, yüreğinin içindeyim ben, Dünya’ya göstermeye ürktüğün kalbinin sol yanında ki özenle yapılmış ahşap sandık içindeyim.
İhtiyacın olduğun da, yine geleceğim. Bıkmadan, yorulmadan…
Güneş pencereme eriştiğinde, sen de Dünya’nın en güçlü insanı oldun işte…
Hep öyle kal…
Peri masallarında ki kahramanlar gibi yaşa hayatı.
Ve işte hiç son bulasın diye : ÜÇ NOKTA koyuyorum. Zaman’sız satırlarıma…
‘ Firkan Gülaydın
2011 – 318.gün
İçimde ki – ötekine.

Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim












