ZAMAN'SIZ
...
Ortada sesten ve sessizlikten eser yok.
Yarısı içilmemiş kahvemi, hayatımda yarım kalan tek şey olmasını temenni ederek masanın üzerine, kağıt ve kalemimin yanına bıraktım. Duvarda duran saati elime aldıktan sonra, arkasında ki pili çıkardım ve zaman durdu. Evet ilk kez akrep ve yelkovan hareketsizdi. Zamanı durdurmanın bu denli kolay olduğunu daha önce bilseydim, yeryüzünde ki bütün pilleri yok ederdim. Ki o zaman da – onlar – yine zamanı harekete geçirmek için bir büyük çivi ve biraz çimentodan güneş saatleri yaparlardı. Yüzyıllardır zamanın geçtiğini burnunuza kadar dürtmediler mi? Saat kuleleri inşa ettiler büyük şehirlerin meydanlarına. Kollarında bile taşır oldular zamanı…
Oysa şimdi, küçük evimin Büyük Dünyası’nda zaman durmuştu. Zamanı tek hamlede ve yüzsüzce durdurmuştum. An durmuştu artık bütün rüzgarlar hareketsizken…
Üzerime siyah ceketimi aldım ve attım kendimi evden. Bu anın keyfini sürmeliydim. Zaman durmuşken Bizans’tan kalma dar sokaklarda bir saniye ötesini bile düşünmeden, bencilce yürümeliydim. Nasılsa patavatsızın biri çıkacak ve saat kaç oldu hemşerim gece vakti buralar pek tekin değil, diyerek bir çırpıda durduğumum zamanı bir cümle ile başlatacaktı.
Yaşamım, düşlerim ve anım zamansızken sahil boyu yürüdüm.
Tüm tarihleri sildim günlüklerinizden ve kimliklerinizin doğum tarihi haznesine - zamansız – yazdım. Yarım kalmış öykülerinizi çaldım ceplerinizden, tamamlamak için değil, sahile vardığımda yanan ateşe atacak şeylerim olsun diye…
Duyguların iki kat daha fazla hissedildiği bu gece, ay ışığı bana küsmüştü. Çünkü; hep olduğu yerde kalacak ve gün ışığı ile yer değiştiremeyecekti. Deniz, dingin ben yorgundum, falezlere vardığımda. Binlerce yıldır yürümüştüm. Bu son yürüyüş iyice yaşlandırmıştı beni. Ama zaman hareketsizce sahildeki ateşin yanına kıvrılmış yatıyordu, gölgesi iki bin on bir yılının on birinci ayının beşinci gününde donmuşken.
Zaman dursa da yaşlanırmış meğer insanlar. Bunu anladım. Ateşin az ötesinde terk edilmiş bir gitar duruyordu. O da benim gibi zamansızdı.
Acıların iki kat daha derinden hissedildiği bu gece, notlar yazdım hayat bilgisi defterinizin son sayfasına. Hep bir sonra ki zamanda olmayı arzulayan ama bir önce ki zamandan hiç çıkamayan sizler için. Hep – geleceği – beklersin. Gelecek geldiğinde, sen yeni bir geleceği düşlüyor olacaksın. Sonuna dek gelecek sana hiç gelmeyecek…
İşlenen tüm günahların affedildiği bu gece, ateş usulca uykuya dalarken ben eve geri dönüş yoluna koyulmuştum bile, zamansız gitarı da onu çalmayı hak eden biri gelene dek kimsesiz bir biçimde kumların altına gömdüm. Dağlar, çayırlar üzerinden geçtim. Ne hissettiğimi bilmeden sadece son gücümle yürüyordum. Sadece merakımdandı zamanı durduruşum, ancak şimdi ölemezdim. Zamanı tekrar başlatmak için eve gitmeliydim. Gitmeliydim; çünkü zamanla yaşamaya o kadar alışmışsınız ki benim küçük saatimin gücü yetmez bunu değiştirmeye. Ben sadece denedim, mutlu oldum. Sizde denemelisiniz. Yaşamda ki tek gerçek olan anınızın tadını çıkarmayı ve salise ötesini bile düşünmeden aval aval gezebilmeyi boş sokaklarda. Yerlere atılan izmaritlere aldırmaksızın.
Eve vardığım da artık ölmek üzere olduğumu biliyordum. Aynaya baktım, yirmi beş yaşında dimdik bir genç gördüm. Bıraktığım pilleri, duvar saatimin arkasına taktım. Zaman yeniden başladı. Aynaya baktım, seksen beş yaşında az sonra ölecek bir adam gördüm.
Ortada sesten ve sessizlikten eser yok.
Ve zaman yeniden başladı,
Bir kurşun geldi karanlığın tam ortasından, öldü tüm düşlerim…
Öylece, hareketsizce kaldı içimde ki adam.
Hayatımda ki bütün suretleri unuttum…
Firkan GÜLAYDIN
Zamansız bir takvimin
Çalınmış bir yılının
Olmayan bir günü…

Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim












