Mevsimsiz
Benceajans
Melih Coşkun - Tek Başına Bahar

Ben Yalnızca Bir Aşçıyım ve Hiç Bir Zaman İyi Bir Cani Olamayacağım...

Yaprak dökmeden kavak ağaçları,
Kar düşmeden Ankara sokaklarına,
Beyoğlu’nda bıçaklanmadan bir fahişe,
Floransa da notaları unutmadan, sokak müzisyenleri…
Çok geç olmadan, hala nefes alabiliyorken kelebekler,
Gel. Tüm caniliğini takın üstüne.
Gel ve çek al ruhumu benden bugün,
Bedenim ruhsuz bir et parçasıyken seviş benimle,
Sıcak tenini bırak yatağıma, tüm battaniyeleri al ve git.

Aklımı al benden bugün,
Afganistan’da sivil bir kadını öldürüp, meme uçlarını keserek bir kavanozda saklayan Amerikan askerine ver sonra.

Aklımı al benden bugün,
Filistin’de on dört yaşında ki bir çocuğun önünde, annesine tecavüz eden İsrailliye ver sonra, hatta tüm bakanlar kuruluna dağıt aklımı. Eminim hepsine yeter. Geri kalanı da bir ceset torbasına koy ve Washington da ki dış işleri bakanlığına gönder beyaz bir güvercinle.

Benliğimi al benden bugün,
Karakterim yeni bir bedene hapsolmadan seviş benimle. Kandil dağının eteklerinde. Sikorsky ve kobra helikopterleri  lime lime parçalarken terörist cesetlerini, barut ve hainlik kokusu sarmışken etrafı hiçbir şeye aldırmadan saatlerce öpüş benimle.

Yüreğimi al benden bugün,
Milyonlarca parçaya böl, her bir parçasını ayrı bir kıtaya gönder. Biletsiz bir şekilde Eskişehir trenine bin benimle, yakalanıp  suratımıza küfredilene kadar sevişelim.  O anki hislerimi al ve bir futbol maçında hakeme söven  adamlara fısılda sonra, en cüretkar çığlığınla.

Gözlerimi al benden,
Avrupa birliği konseyine gönder gözlerimi. Dünya’ya benim gibi bakabilsinler diye. Gözlerim yokken seviş benimle, kürsüde çıkar uğruna savaş tartışmaları bitinceye dek. En şiddetli halinle, tırnakların sırtıma kalıcı izler bırakana dek.

Hislerimi al benden bugün,
Orta doğuya kalkan bir uçağın, iniş takımları arasına gizle. Kardeşin kardeşi kalleşçe Fransız ve Amerikan yapımı silahlara vurması sona erene dek seviş benimle. İran’da nükleer bir santralin ortasında, idam suçu işlediğimizi bile bile, ıslak dudaklarını gezdir bedenimde. Onlar bizi şeriat usulü  ibret olsun diye şehrin meydanında asarken, hala dokunuyor ol tenime. Kardeşe kurşun sıkmanın mı, yoksa masum bir sevişmenin mi daha günah olduğunu anlayana dek çekme tenini tenimden. Libya da alçak bir binanın çatısında, evdeki eski kumaşlardan dikilmiş yeni Libya’nın yeni  bayrağı altında seviş benimle. Gençliğin ellerinde ki bombalar kitaplara dönüşünceye dek. Suskun gözlerini ayırma gözlerimden.

Karakterimi al benden bugün,
Yağmurlu bir günde Çankaya da seviş benimle. Bomba imha ekipleri üzerimizde ki bombayı imha etmeye çalışırken, polis araçlarının mavi kırmızı ışıkları altında seviş benimle. Sonra bomba patlasın, her yer kıpkırmızı aşka bürünsün.

Beni benden al bugün,
Tüm cesaretimi, tüm yaşamışlığımı, inancımı, hayalimi al benden. Umutlarımı koy bir bavula, ellerimi zincirle sonra. Ruhumu çek al benden. Yarın geri vermek üzere. Bugün bir caniyim ben.
Büyük – aslında büyütülmüş – bir devletin çıkarcı bir devlet başkanıyım ben. Emrini verdiğim bir operasyon yüzünden, minik çocuklar babalarının kellelerinin kesilmesine şahit olurlarken. Beyaz büyük bir binanın arka bahçesinde golf oynayacak kadar umursamazım.

Sırf, özgürce, kendi bayrakları altında namaz kılabilecekleri bir devlet istediler diye hastanelerin  okulların üstüne bile  bomba yağdıran, uçağın pilotuyum. Her bombadan sonra ayrı bir haz duyan ve telsize – benim biraları söyleyin beyler on dakika sonra  evdeyim – diyecek kadar aşağılık bir askerim.
Bugün bir caniyim ben. Otopsiye gelen cesetlerin ayak parmaklarını buz dolabımda saklayacak kadar.
Merak ediyorum sevgilim,
Bedenin de ki kutsallığı reddedip, şeytanilik takınan – diğerleri – gibi olmak, hissetmek nasıl bir şey.
Olmuyor değil mi?
Hiç bir şey ılgın bir yağmurun tenime dokunması tadında kalmıyor.
Masum bir sevişmenin günahı kadar çekilmiyor diğerleri.
Bugün, bir günlüğüne cani bile olamadım.
Bari sevgilim, sen bir günlüğüne cani ol ve öldür beni,
Dünya’nın her bir yerine kutuplardan, Apenin dağlarına kadar eşit miktarda dağıt damarlarımı.

Sonra sonsuza dek sevişmeyelim…Ne bu düzen sona erecek, ne savaşlar bitecek, her gün bir başkası bir başka sebep yüzünden yine başlayacak. Dinmeyecek masumların gözyaşları. Adına – Dünya – deniyor işte bu devranın.

 Ben kazanında hayatı pişiren, içine acı tatlı baharatlar katan, üzerini gerçekler ile süslemekten hiçbir zaman çekinmeyen  bir aşçıyım… hepsi bu…
Ben yalnızca bir aşçıyım ve hiçbir zaman iyi bir mutfak şefi olduğum kadar iyi bir cani olamayacağım…

Firkan GÜLAYDIN

eylül.2011