Mevsimsiz
Benceajans
Atalay Girgin - Mehdi ve Mesih

SEN HEPİMİZİN ÖLÜSÜYDÜN SÜVEYDA

SEN HEPİMİZİN ÖLÜSÜYDÜN SÜVEYDA

 

Düştüm. Beni ancak fotoğrafımdan öpebilirsin artık. Çünkü ben en çok dilsizken yazabiliyordum. Hayal gücüm; onarılamayan bir şehir şimdi. Dostsuz dolaşanlar kliniği. Su içmeye inmiş bir düş. Yıkıkları toplama merkezinde karanlıktan korkan bir çocuğun bağırarak şarkı söylemesi.




Buraya, içi hayal kokan hastane odasına, şiir yazarken tabancayı elimden alan bir sözcük getirdi beni. Seni unutmaya çalışırken düşüp ruhumu kırmıştım. İşte o gün yazı denen karanlık kuyuyla tanıştırdılar külümü. Adım çarmıhını kaybetmiş İsa’ya çıktığında etrafımda içi fesat dolu bir sürü havari birikti, yüzüme bakıp gülümsüyorlardı. Yapılan her kötülüğe saf bir sevgiyle cevap verdikçe, rüyalarımda, acının yararsızlığını anlatan biriyle durmadan kavga ediyordum, bu hiç geçmiyordu.




Gerçek anlamını bilmediğim kelimeler apış aramdan yasak bir nehir gibi geçiyor ve meydan okuyordu gücü yalnız bana yeten hiçliğin ev sahibi mavi dumanlar. Her sabah söküğünü diktiğim onurumu bir düelloda yeniden kaybediyordum. Aşk ve balçık karışımı bir şey kalmıştı geriye kemiklerimden. Herkesin bir gerisi vardır diye düşünüyordum, herkesin bir gerisi vardır. Bunu tam otuz üç defa tekrarlıyordum, bir keresinde bile tanrı dönüp bakmıyordu ayakkabılarıma. Tedirginlik ve iblis hiç kullanmadığım arka kapıdan el ele tutuşup kaçıyorlardı. Seni başkalarının ağzıyla ezberlediğim için bana hep hayatın dibi kalıyordu. Dip nedir Süveyda?




Hoş geldin Süveyda. Ziyaretime mi geldin? Öyleyse neden geldin? Susma Süveyda. Oda arkadaşlarım her şeyi biliyor, çekinme onlardan. Senin gerçek olduğuna inanmadıkları için çağırdım. Aslında ben de zaman zaman inanmıyorum gerçek olduğuna. Yine de beni kırmayıp geldin. Sağ ol. Ama susma, lütfen. Susma derken gayet sakinim, görüyorsun değil mi? Bu oldukça şaşırtıcı sıra dışı bir hasta için.


Süveyda. En düzenli yaptığım iki şey oldu hayatımda. Biri seni sevmekten vücudumda oluşan mezar kırıntılarını açlıktan gözü dönmüş kedilere atmak, diğeri wellbutrin kokulu çekmecemde cesedinle konuşarak delirmek. Üzerinde durma bunun. Hayata az önce değer vermiştim. O yüzden bağırmıyorum sana. Hatırlıyor musun, sessizliğin heykeliyle uğraşan gözyaşı işçileri seni alıp o boşluğa attıklarında herkesin arkası dönüktü ve bir tek ben diyordum şiir; sözcüklerin dinidir. Sen son anda öğrenmiştin dua etmeyi ve kurtulmuştun kırmızı ışıkta geçerken bir ara banın altında kalmaktan.




Çiçeksiz kalbin bir sesi yanına alıp dalları çaput ve günah dolu bir ağaca tırmanmıştı. Hatırlıyor musun? Tanrı dönüp bakmadı önce. Parmak uçlarında yürüyen kuşlar doğdukları kente dönmeye korkan insanların arkasından konuşuyorlardı. Herkes ne kadar da fesattı. Ben üstüme almıştım suçunu. Suçlarının deposuydum. Olsun. Seni seviyordum çünkü. Üstüne basılmış bir hayat gülerek çığlık atıyordu meleklerin ağzından. Sen hepimizin ölüsüydün Süveyda; haz ve günaha inanan.






İtiraf et sen de hiç beklemiyordun bir piçin kenara atılmış kahpe rengi boşluktan sana düş getireceğini. İtiraf et bu şiiri olduğu yere bırakıp kaçmayı düşünüyordun önce. Sonra içindeki pasaklı imparatorluğa çeşmeler içtin. Yosunları ben temizliyordum, sen durmadan içiyordun insanlığımı. Şimdi yangınlarını say kendini unutmak için. Say Süveyda, yakarak say. Yok ederek say. Üzerinde durmam. Az sonra babalarını öldüren çocuklar serpilecek kitapların tarlasına. Tarla ne Süveyda. Tarla ne? En çok gömülmesine yarar ömrüne veda eden birinin. Tamam, yüzün asıldı yine. Ben böyle demek istememiştim. Bu anlamı buraya koyanın…



Belki bilmek istersin diye söylüyorum, istemezsen çıkarken en yakın kaldırıma at ve üstüne basarak söndür; seni sonsuzluğa örmeye başladığımdan beri düşmekteyim. O yüzden seninle ilgisi olmayan bir sürü kitap okuyorum. Gölgemin üstüne oturuyor Ginsberg; Kutsal ibne, dünyanın zoruna giden yıkıt. Bir daha “Howl” okumayacağım, ayarım bozuluyor. Gecenin makineleri arızalı bir dil gibi gövdeme yapışıyor. Ve kitap isimlerinden cennet yaparak çıkıyorum suyun yüzüne. Sen hep orda oluyorsun saatini sektirmeden, boğmak için kurtuluşumu.


Ve yine dünyanın damında bir cinnet koyuyorlar soframa her zamanki gibi.
Sonra rüzgâr kısa bir süreliğine susuyor her akşam; küçük cümleler için.
Şimdi git Süveyda, git başkasını sev, sana yeterince küfrettim.

 

 

Metin Akdeniz
23 Ağustos 2011

SEN HEPİMİZİN ÖLÜSÜYDÜN SÜVEYDA
  • Son Eklenen Yorumlar
  • küllerim savrulurken günlerim tutuşuyordu.dedim ki " dağılsın gölgelerim, göremiyorum içimi"... dağıldılar oğlum... yalnızlığın soluk kesen ayazında karların üstüne yazılmış isimlerle şafağı çağırdın ya bir kere...bir daha. donamazsın sen... senin kanın donamaz artık oğlum... korkma, cücelerin nefretinden... onlar kaybolmuş bir prensesi bulabilenlerdir ancak. sen kuzeyin atlıları... öpeceksin ağzından bir zalimin. hepsi bu...
    kayla demir tarafından , 10.10.2011, 09:58 tarihinde yazılmış.