Mevsimsiz
Benceajans
Beyaz Uzay - Nurgül Odabaş

Issızlığın Yıldönümü

 

 

Kendine dönen insanlar

Görünmez mi olurlar?

 

 

Issızlık ürün vermeye başladı içsel açlığın bereketli tarlasında

Sonbahar yolunda bir başyapıt, yankı kayası; çarpıp gelme yüzyılı.

 

Topladığı seslerle boy veriyor pamuk yüzün

Bu kez dublör yok, herkes kendi acısını kendi çekiyor filme

Geçmişin gömüldüğü arazi yeni düğünlere hazırlıyor soyunuk gövdesini cömertçe

Havai fişeklerle takdim ediliyor üzülmenin ustası kalbim

Elinde çekiciyle puslu bakışlarım; düğün takısı ömrün yakasına

Ağ atıp topluyorum seni sonsuz maviden, boş çekiyorum

Hep boş çekiyorum, gittiğin yeri bilmek ah ne kötü bir sanat

Ayak izlerini saklasa da benden özgeçmişim, biliyorum

Sen içimdeki savaşlardan kalma bir kentin soğuk meydanına bırakılan

Tek şarkısı hüzün olan çellonun gözyaşlarısın artık.

 

 

 

 

 

Akşamın öldürücü görevleriyle tahta kaplamalı ruh gece olunca kül(t) adama dönüşür

Bataklığımızın tarihçesi bizi içine alır bütün günahkârların pisliği adına

İnsan cücesi minik bir dev gölgesi; ağlayan uykumuzdan rüya çalma yüzyılı.

 

Diken sözünü keser yaprağın, gülün ömrü sorgulanır evrenin bahçesinde

İşlenmemiş papatyaların üzerine kurulan silah fabrikalarısın artık; içimdeki esir halka

Gökyüzü renk talebinde bulunur tanrıdan, kahverenginin ele geçirdiği bilinçaltı için

Ve gerçeğin yalnızlığı; bakire sularda yıkanan ölümlü sözcüklerle sevişmek

Unutmak; bir avuç gösteriş eski danslar kasabasında

Gölgelerden oluşan bir ormanda günde iki kez üst üste ölüyorum

Hep üst üste ölüyorum, gittiğin yeri bilmek ah ne kötü bir yıldönümü

Günde en az iki kez kutlanan, hiç kıpırdamadan dağlara bakan insanlar köyünde

Ayaklarıma kadar sokulan ay ışığından anlıyorum, ıssızlık ürün vermeye başladı

Ama bu kez, sadece bu kez perdelerini kapatma penceremin, geceyi görmek istiyorum.

Lütfen.

 

 

 

 

Metin Akdeniz

05 Ağustos 2010