Mevsimsiz
Benceajans
Fragile - Ozan Uğraş

ÇÖKÜŞ

ÇÖKÜŞ

 

 

Dizlerine bak, görmüyor musun ne çok kanıyor çökerek yaşamaktan. İftihar ettiğin şu yüzyıl anlatılabilir bir hikâye bile bırakmadan kapının önüne çağın organları tarafından sokakta, evinde, ekranda, işyerinde, nefes aldığın her yerde her gün tecavüz edilirken ruhun, farkında bile olmazsın. Çünkü alışmışsındır. Sonra biri önüne unutulmuş bir ayna koyar, anlarsın. O biri hep özeldir ulaşamazsın, peşinden koşar, dokunamazsın, çünkü kalbindeki kurumuş bahçeyi sulamazsan hiçkimse olarak kalırsın. Anlarsın giderek ne çok içi boşalmış bir ağacın gövdesine benzediğini. Sonra yüzsüzce ve inatla sana benzemeyenlerin hayallerine burnunu sokup, kendini ararsın orda. Şimdi al bu yumruğu götür lazım olduğunda kullanırsın.




Kız durmadan ağlıyordu, belli ki biri üzmüştü onu. Taksi şoförü arka koltukta ağlayan kıza bir ağıt bir mendil uzattı. Kız teşekkür etti. Şoför dikiz aynasından şefkat marketi gibi baktı. Sormadı kıza ne derdin var diye. Şoför umursamıyordu zaten. Şoför taksimetre ve aynalar arasında bir dünyanın imparatoruydu. Kız ağlamaya devam ediyordu, şoför yolu uzattıkça yüzü gülüyordu, gece akıyordu, trafik ışıkları yanıp sönüyordu, kız hala ağlıyordu, kız camı açıyor, camdan içeri gürültü, hiçlik ve tanrı giriyordu. Şoför gaz ve debriyaj arası bir boyutta yüzüyordu, kız yüzme bilmiyordu. Kız sigara içiyor, şoför “yasak ama iç hadi bakalım bu sefer” bile demiyordu. Burada inebilir miyim uykudan?




Kız iner taksiden. Şoför önemsiz bir ayrıntı olarak devam eder yoluna. Şoförün karısı ve 5 çocuğu vardır. Ama şimdi bunun ne alakası var diyenler de çıkacak. Şoförün öyküsü kendine ancak, şoför olmasaydı, yani hem olmasa hem de kıza ağıt mendil uzatmasaydı kız debriyaj ve gaz pedalında sıkışmış ruhunun farkına varır mıydı? Kız hala ağlıyor. Kaldırımlara bıraktığı parfüm kokusu, kerhane pembesi ışıklar, neonlar, caddeler, insanlar, maymunlar, ibneler, travestiler, transseksüeller, sarhoşlar, çöplük, çöplük edebiyatı, alışveriş yapanlar, alıp da vermeyenler... (Uzadıkça uzayan bu kapkara sözcükleri sıraladıkça Mr.Word yazdığım her kelimenin altını ya kırmızı veya yeşil renkle işaretleyip bana öpücükler yolluyor. Biz onunla hep sevişiriz) Kimse kimseye bakmıyor, herkes bu sonsuz akışın işçileri gibi görevlerini yapmak üzere programlanmış minimalist topluluk ve ensemizdeki minyatür canavar. Bu esnada ücret karşılığı tutulmuş olan anlatıcı araya girer ve oldukça kaba bir şekilde; hayat, beni dansa kaldırır mısın lan?





Derdin ne olabilir ki, sevgilin seni en yakın arkadaşınla mı aldatmış? Veya bu sene Paris’e gidemeyecek misiniz? Yoksa önce ruhunu sonra bedenini sunduğun insanlar tarafından kullanıldığını mı anladın? En ağırı da bu olsa gerek. Anlamak, en ağır yıkım. Zira böcek olduğunu anlamadığı sürece bir böcek gibi yaşayabilir insan. Küçük oyunlar ve oyunun kuralları. Devasa ihanetler. Ah bu çağ yanlışları, bu içi doldurulamayan ağlamalar, bu insanoğlunun geldiği nokta… Bak orda kısa bir öykü var masanın üstünde, al hadi;



Bir burjuva sınıfında burslu okuyan bir öğrenci şımarık zengin çocukları tarafından sürekli alay edilir giyimi ve yaşam tarzıyla. Ama burslu öğrenci dudağında hep zenci bir gülümsemeyle karşılar onları. Bir gün sınıfın ortasında hayatın dersini verir ve onları yerin dibine sokar, der ki, siz sistemin zenginleri babalarınız, arabalarınız, boşluklarınız ve saplantılarınızla bu çağın asıl mağluplarısınız. Bir süre kimseden çıt dahi çıkmaz. Sonra, içlerinden biri cevap verir;
“Sizin evinizde havuzunuz var mı lan sefil”





O gözyaşlarıyla ne vadiler sulanabilirdi ne kuraklıklar… Kime ağlıyorsun? Dünyaya mı kendine mi? Elle tutulabilir bir hikâyenin olmadığına mı?

Kız koşmaya başladı. Kendini önemsiz hissediyordu. Ağlamaya devam ediyordu. Şoför hayatın başka semtlerinde hala çalışıyordu. Kız terliyordu, ama yine de koşuyordu. Şoför son müşterisini de bırakmak üzereydi İstanbul’un rahmine. Şoför eve geldi nihayet. Çocuklar uyumuştu. Karısı uyumuştu. Büyük oğlan balkondan hayallerini kuşlara atıyordu. Baba sordu; neyin var oğlum? Anlatacak öykülerim var baba. Kime? Herkese. Sorun ne? Bugün okulda üstüme çok geldiler baba. Ben çıkıp biraz hava alacağım, eksik bir şeyler var. Tamam, oğlum çok gecikme, İstanbul bu saatlerde rahmini açık tutar, çukurlarını gizler.





Büyük oğlan sokakta yürüyordu. Kız koşuyordu. Şoför uyumuştu. Kız koştukça izbe sokaklara dalıyordu. Büyük oğlan sigara kullanmıyordu, sadece yürüyordu. Kız yorulmuştu, biraz da üşüyordu. Sokak izbeydi, karanlıktı, kız korkuyordu. Üç beş hapçı it oradan geçiyordu. Kızı görünce ağızlarından dikildikleri yüzyılın salyaları akıyordu. Büyük oğlan sigara içmiyordu, sadece kuşlara kalbini atıyordu. Şoför ve ailesi büyük oğlan hariç uyuyordu. Ülke uyuyordu, toplum uyuyordu, yazar uyuyordu, şair uyuyordu, pazarcılar uyuyordu, yedi uyuyanlar bile hala uyuyordu.




Büyük oğlan çığlığı duydu. Çığlığa doğru koştu. Çığlık yakındaydı. Onları gördü. Çığlık da ordaydı. Korkudan kızın dudakları titriyordu. Kurtar beni nolur diye bakıyordu. Anlamlı bir bakıştı. Büyük oğlan “bırakın kızı” dedi, “bırakın.” Hapçı itler dönüp baktılar “git lan işine sen de kim oluyorsun” diye efelendiler. Kafaları güzeldi. Kız çığlığını yavaşça çantasına koydu, ruhunu toplamaya başladı yerden. “Sen kimsin” dedi tekrar hapçı itler. “Ben öykü topluyorum” dedi büyük oğlan. O sırada kız ruhunu toplamaya devam ediyordu yerden, hapçı itler ağızlarını topluyordu çamurdan, büyük oğlan öykü topluyordu hayattan, “pardon abi tanıyamadık” dediler. Uzaklaşıp gittiler oradan. Toplama işi bitmişti. Kız artık ağlamıyordu, çığlık da atmıyordu. Teşekkür etti. Kız hayatı fark etti. Anlamı fark etti. Bunca zaman kahramansız yaşadığını fark etti. Kız mutluydu. Şoför mutluydu. Ailesi mutluydu. Büyük oğlan mutluydu. Eve doğru gittiler. Sabaha kadar konuştular. Şoför baba uyanınca kızı gördü. Tanımıştı. Bu kez taksimetre yoktu. Epey yol aldılar. Bu öykü de burada bitmek zorundaydı. İstanbul’un tahammülü yoktu.




(Anlatıcı: Aramızda kalsın o hapçı itleri ben tuttum, parayla. Yoksa kız durmadan koşacaktı, hem koşup hem ağlayacaktı, büyük oğlan da yürüyecekti yıllarca, üstelik sigara kullanmıyordu.)





Metin Akdeniz
22 Temmuz 2011

ÇÖKÜŞ