Mevsimsiz
Benceajans
Cüneyt Ayral - Gümüş Gölge

Çağdaş Subaşı/ Doğa Sunağı

Titreyen elleriyle yazıyordu uyuşmuş zihnindeki bütün doğrularını...
Tersine dönen her şeydi hayatı...
Düzüne olsa ne değişirdi ki zaten?
Hayatın son sigarasında aradı umudunu.
Gördüğü tek şey, kendi gözyaşıydı...
İnançlar, düşünceler akıp geçti gönlünden.
Kavramadan reddediyordu artık bütün doğayı...
Bitmişliğin şarkısını söylüyordu; başlangıcı hiç bilmediği hâlde...
Hep yanıldığından uzak olmak isterken;
İlk defa yanılmış olmak için dualar ediyordu...
Mutsuzluğunun sebebi kendisiydi.
O, öyle diyordu...
Yok olmak ne demek bilmiyordu.
Arzu ettiği; titreyen ellerinin tekrar hayatını yazmak için durulmasıydı...
Işığın acıttığı gözleriyle baktı o titreyen ellerine.
Damarlarında akan kanı hissediyordu...
Kanının gittiği yolu izliyordu; kalbine doğru yaklaştı.
Ve sonunda başardı...
Kanını, tam kalbinin üstünde durdurdu.
Fakat çalışan kalbi hala kanını pompalıyordu.
Ne ileri ne de geri gidebildi kan....
Sonunda gözlerinden, kulaklarından, burnundan, ağzından, kalbinin gücüyle kan dışarı aktı.
Toprağın üzerine bir ceset gibi düştü.
Damarlarında bir damla kan kalmadı...
Aylar sonra ölü bedeni bir rüzgar esintisiyle yığılı olduğu yerden sürüklendi...
Cansız bedeninin bulunduğu noktada
Kanıyla, hayatını toprağa işlediğini gördük...
Toprakta derin bir çukur açıldı.
Cansız bedeni yuttu.
Kan ile işlenen yazı yok oldu.
Ve bir kasırga her şeyi uçurdu.
Öldüğünü sanıyorlar.
Ama o ölmedi...
O artık toprakta; o, bastığımız her yer...
Ağacın bittiği ve suyun çıktığı toprakta...
Bu, ölüm değil...
O yaşıyor...
Belki bir gün bize ölümü anlatmak için geri döner...