Mevsimsiz
Benceajans
Gültekin Emre - Göçük

Çalıkuşum Çalçene

Çalıkuşum Çalçene



Bu sabah, Urla- İskele gezegeninde Su Ürünleri Fakültesi’nin karşısındaki, limana çıkan dar sokağın hemen girişinde bir çalıkuşunun ( Berber Kemal’in dediğince ormancık kuşunun ) avucuma konacağını nerden bilebilirdim!

Oldu işte. Hem de ne olma! Ayaklarımın uzak simit kokulu bir güzergahtaki mümkün olduğunca usul seyrinin, çalıkuşunun kalender seyirliğince kesilmesi ne denli rastlantıysa da uçma taklidi yapan sevimli küçüğün, araba camlarında anca 50-60 santim rakımlı slalom denemesinin hiç de öyle bir havası yoktu doğrusu.Bu; hesaplı, sinüs ve kosinüsüne dek özenle hazırlanmış bir, camdan avuca ters taklaydı sanki! Başarısı, tekniğinin özgünlüğündendi tabii ki.

Avucunuza çakılıveren o “güçlü pençelere” yenilmeyecek simit yolu, börek- poğaça kolu olabilir miydi! Hangi savunma bu çalıma stoper gönderebilir, hangi racon bu façayı bozabilirdi! Hepi topu 8-9 santimlik, ben diyeyim 50, siz deyin 60 gramlık bir devasa ! düşüşten Tanrı sizi korusundu! Belki bir santim’in bile acıcık uçlarından aldıran o sipsivri ve kunduz karası gaga da yok mu! Hele hele bir tükenmez kalemin boş vakitlerinde öylemesine dokunup döşediği, o, pehlivan boyunlu! kafanın her iki yanına yapıştırıverdiği iki karamuk göz, hançeri keskin nazar mı takardı.

N’olmuştu, hangi dağda yabanlık ölmüştü de oracıkta şıppadanak bu tanışlık peydahlanmıştı. Konuk, öyle de kurulmuştu ki konağına ne pey, ne avans, ne teminat, ne kira …Keyfekeder bir kuyruk selamı, bir- iki kanat eskizi peyderpey… Ne el, ne de avuç sahibi bu keyfi bozabilir miydi! Hadi bakalım İskele Taksi’nin bütün şoförleri gelsindi, bakalım bizimkinin asırlık pozunu bir milim oynatabilir miydi!

O ne kanat sıvazlamalar, ne gaga tutmalar, ne pençe dürtmelerdi o. Hepisine karşılık sunturlu bir yan dönüştü ki bizimkinde, demeyin gitsin. O kadar insan ağzı bir oldu da gizli saklı bir gülüşe bile kulak uzatamadı. Hayranlık mı desem, dağın öte yüzündeki flu bir görüntü’yü çok boyutlu ve dük açılı seyretme önceliği mi, ortalıkta bir, soluğu kesme ritüeli ön almıştı ya, demeyin gitsin.

Bir avuç içi bir bedene ne denli denk gelebilirdi ki! Hemen daha garanti ve daha yaprak işlemeli bir bina bulunmalıydı değil mi? Eyvah, o da ne! Bir serin pisicik, hem de ön liberoda , hem de patileri iyice öne döşeli! Olmazdı, olamazdı. Bir dostluk sabah selamı bir kedinin kendi dişlerine emanet edilemezdi.

Berber Kemal kaç yıldır ustura biler! Yalnız sakal mıdır ömür boyu kestiği! Şu yavrucağızı da makus talihinden sinek kaydı yapsa kıyamet mi kopardı! Anladınız herhal; niyet, berber dükkanına güney yamaçlarından baştankara!

Olmazsa olmuyor: Berber Kemal yavrucağın kısmetine çıkmıyor, çıkamıyor. Ne kafes var halihazırda, ne uzgidimli, uzak iklim kursak-katar küheylan. Çare… çare tükenmez.

Bu gibi işlerde ilk heves önemlidir. Karpuzcu Osman’ın şu güzelim sırt estetiğine, şu bilimli oynak basenlere bakışından belli: Olacak bu iş…

O da ne! Bizimkinin dostluğu, anca, seçilmiş bir avuç içinde bir ötüşlük çalıkuşu zamanı kadarmış. Bir çift kanat açıklığı ve arkasından komşu ağacın dallarına yaka- paça tutunan yedi- sekiz çift bakış… Şu kısacık günde az şey mi!

Ali Tekmil / 05.07.2009 – Urla.

 





Regulus calendula ( çalıkuşu )



Kuzey yarıküredeki iğneyapraklı ormanlarda yaşayan dört tür ötücü kuşa çalıkuşu denir. Küçük ve yuvarlak gövdeli, kısa gagalı olan çalıkuşları Regulus cinsini oluşturur. Boyları 9 santimetreyi geçmez; tüy renkleri genellikle yeşilimsi gridir. Çalıkuşlarının en belirgin özellikleri tepelerindeki parlak renkli şeritlerdir.

Türkiye’de de bulunan iki türden biri olan bayağı çalıkuşu (Regulus regulus) bir Avrasya kuşudur. Türkiye’de başta Karadeniz yöresi olmak üzere kıyı bölgelerindeki iğneyapraklı ormanlarda yaşayan bu kuşun gövdesinin üst bölümleri yeşilimsi, alt bölümleri ise beyaza yakın bir renktedir. Başının tepesinde çevresi ince siyah şeritle çevrili san bir leke bulunur. Erkekte sarı lekenin üzerinde kırmızı bir çizgi vardır. Bayağı çalıkuşu çam ve ladin gibi sürekli yeşil kalan ağaçların bulunduğu ormanlık yerlerde yaşar. "Ziit ziit" sesi çıkararak tiz bir şakımayla öter.

Bütün çalıkuşları gibi bayağı çalıkuşu da yuvasını örümcek ağlarıyla birbirine bağladığı yosunlardan yapıp bir ağaç dalına asar. Yuvanın içini de tüylerle döşer. Dişi genellikle nisanda yuvaya, soluk renkli ve kahverengi benekli 5-10 yumurta bırakır; mayıs ya da haziranda bir kez daha yumurtlar.

Türkiye’de kıyı bölgelerindeki ormanlarda bulunan sürmeli çalıkuşu (Regulus ignicapillus) Avrupa’da ve Batı Asya’da yaşar. Bayağı çalıkuşuna çok benzemekle birlikte gözlerinin hizasında uzanan sürme gibi ince ve kara çizgiyle ondan ayırt edilir. Sürmeli çalıkuşu Türkiye’nin en küçük ve en güzel kuşları arasındadır.

Çalıkuşlarının Kuzey Amerika’da yaşayan iki türü üremek için Alaska’ya göçer, kışı ise güneydeki Guatemala’da geçirirler. Altın te¬peli çalıkuşu (Regulus satrapa) bayağı çalıkuşuna çok benzer; bu yüzden bazı uzmanlarca bu iki kuş aynı türden kabul edilir. Yakut tepeli çalıkuşu (Regulus calendula) ise öteki türlerden biraz daha iricedir. Bu türün erkeğinin başında küçük ve parlak kırmızı bir benek bulunur. Bu beneğin üstü genellikle öteki tüylerle örtülüdür.

Çalıkuşları çiftleşme dönemi dışında, çoğunlukla baştankara ve tırmaşık kuşlarıyla karışarak gruplar oluştururlar. Örümcek, yaprak biti, sinek ve başka böceklerin yanı sıra böceklerin yumurta ve larvalarını da yerler. Av peşinde daldan dala uçarken kolibriler gibi havada asılı kalabilir ya da bir dala tutunup yarasalar gibi baş aşağı sarkabilirler.

( Kaynak: Temel Britannica )

 

 

Çalıkuşum Çalçene