Mevsimsiz
Benceajans
Gültekin Emre - Kardeş Günlükler

V.S. Naipaul Olayı ve Aydınlarımız

            Siyaset de sanırım matematik gibi bişey, hangi konuya el atarsanız atın içinde matematik gibi siyasi bir olay buluyorsunuz. Kimileri AKP hükümetiyle Türkiye’nin hemen hemen her alanda ilerlediğini söylese de bana göre son hızla geriliyor. Geriliyor derken sadece gerilemiyor, 21. Yüzyılda dünyaya rezil oluyoruz. Son zamanlarda yaşanan sanat ve edebiyat olaylarına bir göz atalım:

1: Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk can güvenliğinden dolayı Türkiye’de yaşamıyor.

 2: Dünyanın sayılı piyanist ve bestecilerinden Fazıl Say Türkiye’de yaşamak istemiyor.

 3: Antalya Film Festivali’ne davet edilen Boşnak aslıllı Sırp yönetmen Emir Kustirica MHP’li bir belediye meclis üyesinin kışkırtmaları sonucu can güvenliğinden dolayı Türkiye’yi terk etti.

 4: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Paris’te Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarlarını ziyaret etti diye hemen hemen herkes lehyte ve alehyte yazılar yazdılar.

5: Son olarak da Avrupalı Yazarlar Parlemantosu toplantısına onur konuğu olarak çağrılan Nobel ödüllü yazar V. S. Naipaul can güvenliğinden dolayı gelmekten vazgeçti yada vazgeçirildi.

 

            Bu son olayı başlatanların başında Zaman Gazetesi yazarı Hilmi Yavuz geliyor. Aklıma hemen Ronald Reagan gibi bir adamın ABD’ye neden başkan olduğu geldi. Reagan’ın ne kadar kötü oyuncu olduğunu sanırım tartışmaya gerek yok ama bir yeteneği var. Mc Carthy’nin senatörlüğü döneminde bitakım solcu yönetmen ve oyuncuları ihber etmek. Bunların arasında aklımda kalan Antony Quinn ve Elia Kazan var. Daha bisürü isim var ve bu sanatçılar yaşamlarını Avrupa’da sürdürdüler. Truman’ın başkanlığında Marshall yardımlarının yapıldığı dönem bu dönem. Reagan bunun ödülünü ABD Başkanı olarak aldı. Hilmi Yavuz’un bu çirkin ispiyonajdan amacı ne olabilir diye düşündüm, bundan sonraki seçimlerde Cumhurbaşkanı olursa hiç şaşırmam, ne kadar kızsak da Reagan’dan daha zeki olduğu kesin.

 Bu sabah Haber Türk kanalında bu konuyla ilgili bir program vardı. Ahmet Tezcan’la Doğan Satmış’ın sunduğu program çok ilginçti. Ahmet Tezcan Nobel ödüllü yazar V. S. Naipaul’ün ne kadar aydın sayılabileceğini sordu. Düşünebiliyor musunuz adamın gafını. Hatta Nobel alan yazarların illa da aydın sayılması gerekmediğini de söyledi ve Nobel Edebiyat ödülünü kazanıp da almayan Jean Paul Sartre’ı örnek vererek kendince Sartre’ı yanına alarak Nobel’in pek de önemli olmadığını bile söyledi.

  Gazetecilik zor iştir, öyle AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın dediği gibi yarım saatte yazılmıyor bu yazılar, ciddi bir birikim gerekiyor. Sartre’ın reddediş nedenlerinden en önemlisi yazılarına sadece Jean Paul Sartre olarak imza atmak istemesidir, Nobel ödüllü yazar olarak anılmak istemez. Bunun dışında da nedenleri vardır ama en önemlisi budur, bağımsız kalmak ister.

 

            V. S. Naipaul’ün aydın olup olmadığının tartışıldığı ülkemizde, buna neden olan Hilmi Yavuz ne kadar aydındır, ben de bunu merak ediyorum. İstediği kadar yazar olsun, ihbarcı bir insan hem de yazının çevirisini tam olarak yapmadan yada anlamadan nasıl aydın olabilir. İşte kimilerine göre Türkiye ilerliyor, ilerliyor da biz göremiyoruz yada anlayamıyoruz.