Mehmet Akif'in Oğlu M. Emin Ersoy'un Sefaleti ve Ölümü
Şairlerin çocuklarının yaşam çizgisi nedense olumlu biçimde gelişemiyor... Böyle bir olgu var. Hepsinin değil tabii... Tevfik Fikret’in Halûk’u, Mehmet Akif Ersoy’un oğlu Emin Ersoy’un trajik yaşamı ve ölümü, Cemal Süreya’nın Memo Emrah’ı... Çok sayıda olumsuz örnek bulunabilir kuşkusuz. Olumlu örneklerse az... Bilinçli ilgisizlik mi, siyasi baskılar ve maddi olanaksızlıklar mı bu sonucu hazırlıyor bilemiyoruz. Şairler oğullarını neden yaşamın akıntılarına bırakıyorlar? Koşulları mı zorluyor onları? Beğenmediklerinden, kendilerine ayak bağı olur diye mi terk ediyorlar oğullarını? Belki de aile yaşamını sıkıcı buluyor şairler. Ne de olsa aile yaşamı bağdaşmayabilir sürekli kamu oyunun önünde olan ünlü bir kişiyle... Şairler bir zamanlar daha fazla kamu oyunun gündemindeydi... Yahya Kemal, Ahmet Haşim bunun tadını çıkarmıştır denilebilir. Her neyse, ilginç bir olgu şairlerin oğullarıyla, çocuklarıyla ilişkileri. Şairlerde baba şefkati şairliklerinin önüne geçemiyor bir türlü, bir yerde aksayabiliyor. Bu da çelişik bir acı yaşatıyor olabilir şaire. Mehmet Akif Ersoy’un oğlu Mehmet Emin Ersoy ile ilişkisi de çok ilginç. Emin Ersoy’un olumsuz biçimde gelişen ve sonuçlanan yaşam sürecinde karşılaştığı maddi sorunlar, yoksulluk ve yoksunluklarda, babası Mehmet Akif’in ortodoks İslamcı, ümmetçi dünya görüşünün o dönemde Kemalist devletin ideolojisiyle çatışmasının payı olmalıdır kuşkusuz. Çünkü, Kemalist devlet makam mevki ve maaş vererek yandaş bir bürokrat-seçkinler sınıfı oluşturuyordu. Şairleri, yazarları kendi çizgisine çekerek laik-Cumhuriyet’in resmi propagandasında kullanıyordu. Bu çerçevede muhalif ya da farklı düşünen aydınlara yaşama hakkı tanınmamıştır. Emin Ersoy’da payına düşeni almış olmalı bundan. Ne dersiniz?..
Teşkilat-ı Mahsusa üyesi Mehmet Akif, siyasi yönelim belirsizliğinin olduğu Ulusal Savaşım sırasında umutla beklerken Millet Meclisi üyesi olup maişet temin ettiyse de daha sonra bu olanaklardan yararlanmak istememiş, yeni kurulan Kemalist Cumhuriyet İslâmcı-ümmetçi çıkmayınca da dinci görüşleri doğrultusunda onunla uzlaşmaz biçimde gittikçe zıtlaşmıştır. Meclis’in kendisine verdiği Kur’an Meali çalışmasını, Cumhuriyet’in laik propagandası için kullanılacak diye bağnazlıkla Mısır / Kahire’de Yozgatlı Müderris İhsan Efendi’ye teslim edip vasiyet ederek yaktırmıştır. Mehmet Akif’in kişiliği de İslam ideolojisinin totaliterliği bağlamında katı ve hoşgörüsüzdü. Dervişmeşrep birisi değildi Mehmet Akif... Tipik totaliter resmi İslâmcı bir militandı. Nâzım Hikmet’in deyişiyle “inanmış adam”... Onun büyük oğlu Mehmet Emin Ersoy’un işten çıkartılarak yoksulluğa düşmesi, üç kızkardeşin, üç damadın, bir erkek kardeşin, Mehmet Akif’in dostlarının ve yöneticilerin bu konuyla hiç ilgilenmemesi ilginç ve düşündürücüdür. Neden ilgilenilmemiştir onunla? Emin Ersoy’un sefaleti ve ölümünün ardında tıpkı fillerin güçsüz doğan yavrularını acımasız doğa koşullarına, aslanlara, sırtlanlara terk etmesi gibi bir durum var. Bu açıdan gerçek neden ne olabilir tam olarak anlaşılabilmiş değil açıkçası. Şairle devlet arasındaki gereksiz ve anti-demokratik özellikli çatışmanın ne çok örneği var ülkemizde: Namık Kemal, Nâzım Hikmet, Ahmet Arif, Yaşar Nezihe Bükülmez, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin... Aileleri de bundan şu ya da bu biçimde etkileniyor... Düşünceye, aydına, şaire, yazara sistematik biçimde uygulanmış yıllardır süren resmi devlet baskısı çok şaşırtıcı, benzersiz, ürkünç bir olgu Türkiye’de. Önce Kemalist-militarist, sonra anti-komünist Leviathan devlet ne istemiştir sanatçı özneden de ezip durmuştur?.. Özünde “absürdlüğü” yeni yeni anlaşılmakta olan, ısrarla sürdürülmüş katı ve acımasız bir politikadır bu.
Mehmet Akif Ersoy’un iki oğlu ve üç kızı olmuştur. Mehmet Emin Ersoy, Akif’in büyük oğludur. 1908 yılında İstanbul’da doğmuştur. Mehmet Akif 1920 yılında Ulusal Savaşım’a katılmak üzere gizlice Ankara’ya geçerken henüz on iki yaşında olan oğlu M.Emin Ersoy’u da yanına almıştır. Baba oğul 24 Nisan 1920’de Meclis’in açılışından sonra Ankara’ya varmışlardır. Mehmet Akif, Burdur temsilcisi olarak Meclis’te yaptığı çalışmalar ve gezilerinde oğlu Emin Ersoy’u yanından ayırmamıştır. Bir ara ailesini Kastamonu’da ev kiralayarak bu kente yerleştirdikten sonra Emin Ersoy’u da okula yazdırmış, ancak, Emin Ersoy kaçarak yeniden Ankara’ya babasının yanına gelmiştir. Akif, oğluyla birlikte tacettin dergahında kalmış; bir süre sonra tüm ailesini Ankara’ya getirterek dergahın yakınında ev kiralayarak birlikte orada oturmaya başlamışlardır. Yunanlıların Ankara’ya yaklaşması üzerine bu kentteki resmi daireler ve halk Kayseri’ye nakledilirken Akif’de, ailesini Kayseriye göndermiş, kendisi oğluyla birlikte Ankara’da kalmıştır.
Mehmet Akif, zaferden sonra Ankara Hükümetiyle siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle koruyucusu Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak 1923 ve 1924 yılı Kış aylarını geçirmek üzere Mısır/Kahire’ye gitmiş; 1924 ve 1925 yılı bahar aylarında İstanbul’a dönmüştür. Emin Ersoy, babasının bulunmadığı dönemlerde serseriliğe başlamıştır. Mehmet Akif, bu konuda 1925 yılının ilk aylarında mektup yazarak Fuad Şemsi beyden yardım istemiştir. Şair,1925 yılı sonunda tekrar Kahire’ye dönerken Emin Ersoy’u da ilgilenmek için yanında götürmüştür. Mısır’da Emin Ersoy’un eğitimiyle ilgilenmiş, ona Arapça öğretmiş ve bir özel okula yazdırmıştır. Bu gidişinden sonra bir daha Türkiye’ye dönmeyen Mehmet Akif, eşi ile ikinci oğlu Tahir’i de yanına aldırmıştır. Akif’in evlenmiş olan üç kızı Türkiye’de kalmışlardır.
Emin Ersoy, 1934 yılında askerliğini yapmak üzere Türkiye’ye dönmüştür. Kırklareli’nde askerliğini yaparken arkadaşlarına Kur’anı Kerim okuyarak anlamını açıklaması nedeniyle bu davranışı irtica olarak görülmüş Divan-ı Harbe(Askeri Mahkeme) verilerek tutuklanmıştır. Mehmet Emin Ersoy daha sonra birlikte tutuklu bulunduğu çavuşu ile beraber cezaevinden firar ederek İstanbul’a, oradan da gemiyle Mersine’e gelmişler, Mersin’den yaya olarak Antakya’ya giderken yolda, pasaportsuz olmaları ve davranışlarından kuşkulanan jandarmalar tarafından yakalanarak Kırıkhan’a gönderilmişlerdir. Mehmet Emin Ersoy’un bu başına gelenleri, 150’likler listesine konulup sınırdışı edilen Ali İlmi Fani beyin bir mektubundan öğreniyoruz. Ali İlmi bey o sırada Fransız yönetiminde bulunan kendi memleketi Antakya’da öğretmenlik yapmaktadır. Bu sırada Lübnan’da 150’liklerden olan Junieh’de yaşayan Rıza Tevfik ile mektuplaşmaktadır. Ali İlmi bey, Rıza Tevfik’e yazdığı 14 Ekim 1935 tarihli mektubunun bir bölümünde Mehmet Emin Ersoy’un başına gelenleri anlatmış ve “Çocuğunki divanece bir harekettir. Asker koğuşunda Kur’an tefsir olunur mu? Bugünkü inkılab rejiminden bu derece gafletin manası ne?...” yorumunu yapmıştır.
Mehmet Akif’in büyük oğlu Emin Ersoy hakkında, Reşat Ekrem Koçu’nun yayımladığı, ancak tamamlanamadan kalan İstanbul Ansiklopedisi( C.10, s.5220, İstanbul 1971)’nin ilgili maddesinde ve Emin Ersoy’un 1948 yılında Millet Mecmuasına verdiği, babasıyla Ulusal savaşımda Ankara’da geçirdiği günleri ve çocukluğunu anlattığı mülakatından bazı bilgiler ediniyoruz. Bunun dışında Emin ersoy’un yaşamının nasıl geliştiği tam olarak bilinmemektedir. Emin Ersoy’un askerlik yaparken Mehmet Akif’in oğlu olduğunu sakladığı söylenmektedir. Askerlikten sonra iş bulamamış, İstanbul’da sabahçı kahvelerinde ve hamamlarında yatmıştır. Yalın ayak dolaşarak şarap, ispirto ve esrar parası için hamallık yapmıştır. 1939 yılında İstanbul polisi tarafından esrarkeşlik nedeniyle yakalanmıştır. Bir süre akıl hastanesinde, bir başka suçtan da cezaevinde yatmıştır. Kendisini bulan bir baba dostu tarafından Bursa’da Atatürk Çiftliği harasına kahya olarak yerleştirilmiş, evlenmiş ve düzgün bir yaşam sürdürmeye başlamıştır. Fakat bir süre sonra 1963-64 yılları arasında işten çıkartılmış, İstanbul’a döner dönmez yeniden esrarkeşliğe başlamıştır. 1966 yılında eşi ölünce kimsesiz kalmıştır. Gizli intiharı düşündürür biçimde daha fazla içki ve esrar içmeye yönelmiştir. 1966 yılı sonlarında birkaç ay akıl hastanesinde kaldıktan sonra Kasım-1966 ayında oradan çıkmış İstanbul Tophane’de terk edilmiş bir kamyonetin karoserinde yatmaya başlamıştır. 24 Ocak 1967 günü bu kamyonun karoserinin altında, yerde ölü bulunmuştur.
Ansiklopedi maddesinde Emin Ersoy’un doğumu 1904 olarak yazılmıştır. Ansiklopedinin bu maddesinin yazımında yanlışlıklar vardır. Emin ersoy’un sonradan anlattıklarıyla çelişen. Örneğin: Mehmet Akif’in oğlu olduğunu askerliği sırasında saklaması anlamsızdır. Çünkü babasının adı tüm resmi kayıtlarda yer almaktadır. Emin Ersoy’un çektiği sefalete ilişkin bilgilerin çoğu doğrudur. Emin Ersoy, işsiz ve parasız kaldığı günlerde babasını tanıyan edebiyat çevrelerinden yardım talep etmiş; para istemiştir. Emin Ersoy, 1947’de Memleket gazetesinde çıkan bir yazısından öğrenildiğine göre Nusret Safa Coşkun’dan iş istemiştir. Çetin Altan’dan da para almıştır. (Düzdağ, M.Ertuğrul(2003), Mehmet Akif Ersoy, Kültür Bak. Yayını, 3. Baskı, Ankara.). Emin Ersoy, Kemalist rejimin baskısının yanısıra, ortodoks İslami hoşgörüsüz baba eğitiminin olumsuz psikolojik sonucu olarak da düşünülebilir.
Şubat-2010, Ankara Abdullah Şevki

Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim












