Ezan Üzerine Aykırı Düşünceler
Günde beş kez duymamıza karşın ezanın toplumumuzdaki kültürel, felsefi işlevi, bireyin psikolojisine ve batılı anlamda rasyonalist düşünceye olan olumsuz etkileri üzerinde yeterince düşünüldüğünü sanmıyorum. Bu konuda, dinci- tutucu kesimde de ezanın batı benzeri toplumsal yaşantımızdaki toplumbilimsel, ruhbilimsel etkileri üzerine yeterince düşünce üretilmiş değildir. Ezanı düşünmeli ve toplumsal işlevini, etkilerini çok yönlü olarak ve özellikle dinsel dogmaları dikkate almadan tartışabilmeliyiz. Tanım olarak ezan: Bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilan etmek anlamlarına gelen Arapça bir sözcüktür. Kur’an’daki bazı ayetlerde de ezandan ve ezan okuyandan söz edilmiştir. Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı kitabında ezanı, kulak verdirme, “kulak verin” deme, kulak verme ve işitme olarak açıklamıştır(Nişanyan, 2002, s.137, Adam). Ezanı, öyle tanımlarındaki gibi salt dinsel uygulama/tapınma(namaz) zamanının geldiğini bildirmeyle sınırlandırılacak basit bir duyurma olarak düşünmemek gerekir. Bence güncel yaşamımızın bir ritüeli olarak kanıksanmış da olmasına karşın toplumda dini pekiştiren, dini propagandanın “yinelemeye” dayanan şiirsel-sözel özelliğini en iyi biçimde yansıtan, sürekli dinsel bir beyin yıkama olgusudur ezan. Ezanın sözsel yinelemeleri din adına yaşamımız boyunca koşullandırıyor bizi. Bu nedenle sivil ve demokratik toplumsal yaşamımızı ezanın bitmek tükenmek bilmeyen yabancılaştırmasından özgürleştirmemiz, kurtarmamız gerekiyor.
Ben bu yazımda ezanın dinsel bağlamdaki sloganımsı yapısıyla düşünce, akıl yürütme karşıtı etkileri, toplumda batılı anlamdaki felsefi düşünmeyi olumsuz etkileme işlevi üzerinde durmak istiyorum. Ezan tüm özellikleriyle batılı sivil ve demokratik bir topluma uygun olmayan, teolojik düşünme karşıtı felsefi düşünceyi engelleyen, baskılayan ve dışlayan bir dini etkinliktir. İslamiyet özünde ümmetçi yapısıyla totaliter bir dindir ve bu yapısıyla diğer dinlerden farklı görülmemelidir. Ancak, şurası da dürüstçe belirtilmelidir ki yedinci yüzyılda(İ.S. 622-623) çöl ortasındaki bir kabilede doğan İslam dini ve onun Peygamberi açısından önemli bir propaganda buluşu niteliğindedir ezan. Bu anlamda modern propagandanın pek çok teknik unsurunu da bulunuşundan itibaren hayret yaratacak biçimde bünyesinde barındırmaktadır.
Ezan’ı dinsel anlamda ortaya çıkaran koşullar daha ziyade “Hicret” sonrasında gelişmiştir. Buna göre ezan’ın, bir vahiy sonucu din ileri gelenlerine rüyalarında öğretildiğine inanılmaktadır. Bu mistik öykü(mitik öğe) üretilmese ezanın dinsel kutsallığının pekiştirilemeyeceği de açıktır. Medine’ye göçten sonra Peygamberin camiinin(Mescid-i Nebevi) inşasından sonra düzenli namaz kılınmasını kurumlaştırmak amacıyla ezandan yararlanılmıştır. Ezan ilk kez İslam dininin öncülerinden Bilal tarafından sabah namazında Neccaroğullarından bir kadına ait yüksekçe bir evin damında okunarak uygulamaya konulmuştur. Suriye’li yönetmen Mustafa Akkad’ın “The Message” filmindeki ezan sahnesine göre Bilal’in okuduğu ezan ile bugün propaganda yönünü vurgulayan madeni hoparlörlerle adeta “şarkı” gibi bangır bangır bağıra bağıra okunan, daha doğrusu müslümanı ağlatacağım diye adeta başa kakılan ve böylelikle mistik yönü yok edilen ezan arasında çok fark vardır.
Ezan aracılığıyla topluma namaz vaktinin girdiği ilan edilmekle birlikte, asıl, Allah’ın büyüklüğü, Peygamberin O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu anlamında öte dünyayı işaret ettiği ve sabaha karşı bir dünyevi rahatlık olarak görülmesi gereken uykudan hayırlı olduğu iletileri verilmektedir. Günümüzde saatin varlığı nedeniyle ezanın duyurma yönü değil ama İslam dinini özetleyen simgesel/düşünsel, progandaya yönelik yönü öne çıkmış durumdadır. Kimileri günümüzde ezanın altında okunduğu gökleri Müslümanlaştırdığına inanmaktadır. Ezanın propaganda amacıyla kullanımı Avrupa’da İslamın yayılması için sürekli cami yapılmasının da temel nedenidir. Çünkü ezan, Arapça dilinde İslam dininin özetidir.
Ezan, İslam dininin totaliter yapısının da kanıtıdır. Başlangıçta sadece insan sesiyle söylenen ezanın günümüzde medya teknolojisinden yararlanılarak okunması, sesin yükselteçler kullanılarak artırılması onun propaganda ve beyin yıkama işlevini olabildiğince öne çıkartmıştır. Mesela ezanın çok yüksek sesle, özel hayatı delici biçimde okunması başlı başına totaliter amaçla kullanıldığının kanıtıdır. Zaten propaganda da kökeninde Papalık tarafından Katolik dininin yayılması için kullanılan bir terimdir. Propagandanın din dışı konuma taşınması ve din dışı alanlarda kullanılması Fransız devrimini izleyen yıllarda on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru başlamıştır. Ezan, tıpkı propaganda da yapıldığı gibi, insanların düşüncelerini, davranışlarını, inançlarını İslam dini ilkeleri bağlamında etkilemek amacına hizmet etmektedir. Günümüzün modern insanı, daha çabuk etki altında kalmakta, etki altında kalmak, yönlendirilmek istemektedir. Dinler de bundan yararlanmaktadır. Ezan, toplumumuzdaki bireyin yaşam anlayışını etkilemekte, sonsuz yinelemeleriyle İslami düşünceleri onun beyninde kendi öz düşünceleri haline getirmesine yardımcı olarak otomatik tapınma davranışlarına yol açmaktadır. Nitekim, beş vakit namaz kılmak sıradan bireyde böyle bir davranışsal otomatizmin sonucudur çoğunlukla. Ayrıca koşullandırılmış olan başka birinin koşullanmasına hizmet etmektedir zincirleme ve otomatik olarak.
Propaganda bir bilim değil, bir yöntem, bir sanattır. Ancak, onun insanları manüpüle eden, psikoloji, psikiyatri ve fizyoloji ile ilişkili teknik özellikleri bulunmaktadır. İşin ilginç yanı, yukarıda da değindiğim üzere, İslamiyetin ezanı gündelik hayata sokarak insanları güdüleyecek bir propaganda aracının hiç eskimeyecek biçimde modern zamanlarda da kullanılmasını sağlayabilmesidir. Örneğin: Pavlov’un Şartlı Refleks kuramı çerçevesinde ezan, yineleme ve tahrik bakımından bireyde refleksler yaratarak onu namaz kılmaya yönlendirmekte, böylelikle koşullu tepkiler yaratmaktadır(Pavlov, İ.(1967), Şartlı Refleks ve Sinir Bozuklukları,çev:nezahat Arkun, İ.Ü.Edb.Fak. yayını, İstanbul.). Dini psikopatolojide böyle ruh hastaları da vardır. Ezan, kurtuluşa(felaha) çağırmakla propagandanın tatlı-sert, yani kırbaç-şeker gibi totaliter yöntemlerini de düşündürmektedir. Fakat burada asıl düşündürücü olan kuşun yılanın önünde kıpırdayamaz duruma gelmesi gibi toplumun ezanın propagandasından, yani içeriğindekilerin her gün beş kez yinelenmesinden asla rahatsızlık duymamasıdır. Oysa, batılı sivil toplum kökenli bir kişi din dışı yaklaşımla ezana şaşırmakta, işlevini anlayamamaktadır. Neden bilinen ya da inanılan dinsel ilkeler günde beş kez insanlara bağırılarak yinelenmektedir? Ezan, günümüzde yeni medya araçlarıyla sözelliği bakımından daha büyük bir propaganda gücü kazanmıştır. Ezanın tekrar yönü, seçilmiş ve İslam dinini özetleyen sözcüklerden oluşması kitleleri yönlendirmeye ve etkilemeye, robot gibi davranmaya sevk etmektedir. Bu bakımdan hedef kitle olan “ümmet”, bir din toplumu olarak aynılaştırıcı, türdeş faşizan bir toplum olma özelliğindedir. İslam yapılanma biçimi ve dünyaya önem vermeyen ilkeleriyle özünde totaliter bir dindir(Domenach, J.Claude(1961), Siyasi Propaganda, çev:C.Perin, Remzi Kitabevi, İstanbul).
Ezan, topluma sürekli olarak bir tek tanrı olduğunu, bu tanrının büyük olduğunu, ölümden sonrasının, ahıretin önemliliğini, bu dünyanın geçiciliğini günde beş vakit yinelemektedir. Yani düşünmenize gerek yok tanrı vardır demektedir. Bu durumda ezanın hedefi olan kitlede dinden bağımsız düşüncenin, soru sorma ve akıl yürütmenin gelişmesi, yaşama sevinci ve dünyadaki yaşamın değer kazanması, tanrının var olup olmadığının felsefi tartışması, ezan okunduğunda günde beş kez resmi biçimde yadsındığından mümkün olamamaktadır. Bu olgu batılı olmak isteyen toplumumuzun en önemli çelişkisidir. Dilsel ve düşünsel olarak… Zaten toplumumuzdaki laik ulusçu aynılaştırma politikası da ezanla, İslamiyetin ümmet yaklaşımıyla derinlemesine çelişkilidir. Ezan bu yönden de, içeriğinin boşaltılması ve sırf duyuru olmaya indirgenmesi bakımından da tartışılabilir.
Toplumun inancı ezan bağlamında her defasında dinden bağımsız, koşullandırılmamış düşüncesinin önüne geçmekte, basitçe felsefe yapmayı engellemektedir. Mesela Türkiye toplumunda gerçek sivil ve demokratik bir siyasal dizge olacaksa, özgür birey ve onun din dogmalarından bağımsız felsefi düşüncesi gelişecekse ezanın içeriği bakımından her gün hoparlörlerden okunmaması, namaz kılanların bu beş vakit tapınma konusunu kendilerinin sessizce ve bireysel olarak çözümlemeleri gerekmektedir. Çünkü ezanın özetlediği dinsel düşünceye inanan birisi bu dünyaya ve yaşama ilişkin hemen hiçbir şeyi batılı yaşam felsefesi anlamında yapamayacaktır. Ezanın din adına totaliter ve koşullandırıcı yapısı bakımından sivil ve gerçek bir demokratik toplumla bağdaşmadığı, bireyin özgürlüğünü kısıtladığı, sınırlandırdığı düşüncesindeyim. Ezanın toplumumuz üzerindeki -kanıksadığımızdan farkında olamadığımız- olumsuz etkileri üzerinde düşünmeli, bu totaliter özellikli güncel sözelliği pratikte etkisiz kılmanın bağnazlığı kışkırtmayacak sivil ve demokratik yollarını bulabilmeliyiz.
Ağustos-2010, Ankara.
Kullanım Şartları
Künye
Turgut Uyar Şiir Yarışması Ödülü
Site Haritası
İletişim











