Gregoryen takviminin üç yüz otuz dokuzuncu günü,
Avluya vurdu uzun gölgeler,
Bir kumru indi betona,
Kırık camın önünde suladığın çiçeklerin külleri,
Savrulan demir tozları,
Sallanan sandalyede uçuşan hayaller,
Duvardaki tabloda yağmur başlar,
Sarısı azalır sokağın,
Seni görmediğimden beri
seri gün cinayetleri,
Bütün evi sardı kırmızı ağacın dalları,
Unuttum dudağının kenarındaki çizgiyi,
Bahçedeki yaban otlara kurban edeceğim bedenimi…
Artık yılların üç yüz kırkıncı günü,
Avluya vurdu ölü balıklar,
Karanlıkta kayboldu gölgeler,
İkinci kumru inmedi betona,
Beyaz demirlerin önünde belirdi bayram çocukları,
Kapalıçarşı’da süpürülen altın tozları,
Yanımdaki kafeste ölü bir kuşun çürümüş eti,
Kapanan göz kapaklarımda bir film,
Ayaküstü heyecanlı hallerin,
Başında mum yanan bana dönük bedenin,
Bir kahve fincanında şekillenen aksini izlerken,
Kapıyı kırdı kemikleşen dallar,
Boyası kavladı duvardaki tablonun,
Son kez sallandı sandalyem,
Kurbanını almaya geldi diktiğin fidan,
Kollarımı kavradı ağacın serçe parmakları…