Mevsimsiz
Mevsimsiz Forum

Tıbbın Mitolojiyle Dansı

Mitler mitolojinin temel taşlarıdır, çoğunluğu hikaye veya söylence şeklinde anlatılarak binlerce yıl boyunca kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa nakledilmiş ve nihayet yazıyla birlikte günümüze kadar ulaşmış olaylar ve yorumlar olarak tanımlanırlar. Aslında çoğu gerçek dışı efsanelerdir ancak hepsinde gerçeğe ve yaşanılan zamana göndermeler vardır. İnsanlığın geçmişiyle geleceği arasında bir köprü oluşturan mitlerde semboller ön plandadır. İnsanlık doğa üstü güçler ve olağanüstü olaylarla açıklanmaya çalışılmış,hastalıklar ve ölüm gibi insanı derinden etkileyen olaylar açıklanmaya çalışılmıştır.

İşte tıp ile mitolojinin (mytos+logos) dansı burada başlamaktadır. Tıpta kullanılan deyimlerin büyük çoğunluğu Latince kökenli olup ikinci sırayı grek mitolojisinde yer alan kelimeler almaktadır. Önceki deneme kitaplarımda “İlaç Kokulu Kitap” ile “Yüksek Ateşli Kitap”ta achilleus’tan Geras ve Senius’a, panik ataktan, narsisizm ve hipnoza kadar bir çok konuyu ele almıştım. Bu yazıda başka bazı örneklere değinelim.

Bakteri adını verdiğimiz mikroorganizmalar genelde insanlarda hastalıklara neden olurlar, şarap, yoğurt gibi bazı gıdaların mayalanmasında faydalı da olurlar. Ancak bakteri denilince akla enfeksiyonlar ve hastalıklar gelir. Bu bakterilerin bir çeşidi de stafilokok adı verilen bir gruptur. Stafiloklar mikroskop altında üzüm salkımı şeklinde kümeler halinde görülürler. Gelelim mitolojiye… Staphylus ile bu bakteriler arasındaki ilişki şu öyküyle kurulmuştur. Aitolia kralı Oinos’un keçilerini otlatan çobanın adı staphylus’muş. Çoban Staphylos keçilerden birinin sıklıkla sürüye geç katıldığını ve diğer keçilere göre daha neşeli ve hareketli olduğunu fark etmiş , bir gün bu keçiyi izlemiş, keçinin sürüden ayrılarak bir asma bahçesinde üzüm yediğini görmüş. Çoban bu üzümleri krala götürmüş, kral üzüm suyunu içmiş ve beğenmiş, bolca üzüm suyu çıkarmış, mevsimle beraber üzüm suyunun tadı da değişmiş ve krala keyif vermeye başlamış. Efsaneye göre şaraplaşan üzüm suyunu çok sevdiği için kral adını bu suya yani şaraba vermiş, üzüme de onu bulan çobanın adını vermiş. Grekçe’de stapilos üzüm, oinos şarap anlamına gelmektedir. Buradan hareketle mikroskopta üzüme benzeyen bu bakterilere stafilokok adı verilmiştir.

Benzer bir öykü de başka bir bakteri çeşidi olan “proteus”lar için  anlatılmaktadır. Proteus bakterileri insan dışkısı ve idrarında bulunurlar yüksek sayıda olduklarında hastalığa neden olurlar. Bu bakterilerin özelliği çok farklı şekillerde görülmüş olmalarıdır; ipliksi, düz, kıvrık, oval ve küre şeklinde görülebilirler.İşte bu farklı şekillerde karşımıza çıkan proteuslar klasik grek mitolojisindeki deniz tanrısı “Proteus” ile aynı özelliği gösterirler. Ana deniz tanrısı Poseidon’dan her şekle girme yeteneği olan bir tanrıdır Proteus.

Tıpla mitolojinin buluştuğu bir başka deyim de “caput medusa” dır. Vücudun büyük toplardamarlarından biri olan Vena Porta’nın normal kan akımında bir engel oluştuğunda göbek çevresinde genişlemiş toplardamarların oluşturduğu ışınsal yayılımlı bir görünüme verilen addır “caput medusa”Sirozda görülür. Medusa ise  Grek mitolojisinde ölümlü bir kraliçenin ismidir. Medusa bakışıyla herkesi taşa çevirebilir. Başında saç yerine kıvrılmış zehirli yılanlar yer alır. Görünüm itibariyle göbekten çevreye dağılan geniş toplardamarlar ile tanrı Medusanın başı arasında büyük benzerlik vardır. Yani göbek Medusa’nın başını, yılanlar ise göbekten çevreye yayılan geniş toplardamarları nitelemektedir.

Bir başka öyküye geçelim. Tanrıların yalanını ortaya çıkaran kanatlı bir melek olarak betimlenen İris, mitolojide gökkuşağının sembolüdür. Yağmurdan sonraya ortaya çıkan 7 rengin oluşturduğu, göğü yere bağlayan gökkuşağının yani “ebegümecinin” sembolüdür İris. Gözün rengini veren tabakaya, gökkuşağında oluşan renkler cümbüşü ile farklı renklerde oluşan göz renkleri ile kurulan benzerlikten dolayı iris tabakası adı verilmiştir.

Ürolojideki “priapism sendromu” da mitoloji kaynaklıdır. Cinsel uyarılma veya cinsel istekten kaynaklanmayan bir nedenle penisin devamlı dik (ereksiyon halinde) ve çoğunlukla ağrılı halde bulunmasına priapism sendromu denir. Antik Yunan mitolojisinde tanrı Priapos, bugünkü Lapseki ilçesinde bulunan Lampsakos şehrinin tanrısıdır. Şarap tanrısı Dionysoso ile güzellik tanrıçası Afrodit’in oğludur Priapos. Ama çok çirkindir. Oğlunun çirkinliğinden utanan güzel Afrodit onu kendinden uzaklaştırarak Lampsakos’a gönderir, ancak Lapmsakos’lular onu çok sever, sahiplenir ve tanrılaştırır. Onunla birlikte şehirlerine hareket geldiğine, verimliliğin arttığına inanırlar ve onu bağ ve bahçelerin koruyucu tanrısı sayarlar. Ancak Priapos’un penisi devamlı dik ve çok büyük olduğundan bereketi buna bağlarlar. Geçmiş uygarlıklarda da penis üremenin yanı sıra bereket sembolü olarak görülmüştür. Öyleki Romalılar penis şeklinde bardaklar kullanmışlar, şarap tanrısı törenlerinde ellerde penis figürleri taşınmıştır. İşte Priapos’un bereketli penisi tıpta ağrılı sert penis olarak tanımlanan “priapism sendromu”na ad olmuştur.

Bir başka tıp ile mitoloji buluşması vücut ateşinde görülür. “Febris” Grek mitolojisinde “ateş ve sıtma tanrıçası”dır. Tıpta da febris deyimi yüksek ateşli hastalıklarda kullanılan bir terimdir. Örneğin çocuk yaş grubunda görülen yüksek ateşe bağlı konvülsüyonlar, yani “havale geçirmek”, tıp literatüründe “febril konvülsiyon”, keza ateşin erken bir bulgu olarak görüldüğü bir çeşit kan hastalığına da “febril nötropeni” denilmektedir.

İnsan vücudunun dik durmasını sağlayan omurgadır ve 33 omur denilen kemikten oluşmuştur,işte bu omurlardan boyunda yer alan birinci omurun adı “atlas” tır. Peki neden atalas? Çünkü bu atlas kemiği kafatasının hemen altındaki ilk  kemik olup kafatasını, yani insanın başını taşıyormuş gibi durmaktadır. Tıpkı sırtında boynunun arka kısmına yerleştirdiği dünyayı taşıyan mitolojideki “Atlas” gibi. Mitolojiye göre dev yaratıklar olan titan Atlas dünyayı sırtında taşımakla cezalandırılmıştır. Atlas aynı zamanda insanlığa ateşi armağan eden Prometheus’un kardeşidir. Her ikisinin de ortak yazgısı tanrılara karşı gelmek ve cezalandırılmaktır.

Gigantizm tıpta bir hastalık tanımıdır, hipofiz ön lobundaki büyüme hormonunun (growth hormon) aşırı salgılanmasıyla oluşan, el ve alt çene kemikleri başta olmak üzere vücutta devleşme hissi veren büyüme görüntüsü ile birlikte olan bir hastalığa verilen isimdir. Mitolojide ise gigant, tanrı Uranus’un kesilen cinsel organından yayılan kan damlalarından oluşan dev yapılı varlıklardır.

Hermafroditizm ise aynı kişide hem dişi hem de erkek üreme organlarının bulunmasıdır. Halk arasında “hünsa” ve “erdişi” olarak bilinir. Hangi cinsel organ ön plandaysa kişi o cinsten sayılır ancak gerçek cinsiyet kromozom tayini ile belirlenir. Mitolojide ise hikaye şöyledir. Afrodit’in Hermes’ten olan oğlu günahkar kabul edildiğinden ormana bırakılır. Çocuk büyüyüp delikanlı olur, bir gün gölde yıkanırken çok güzel bir peri ile karşılaşır. Peri delikanlıya yaklaşır ancak o utanır ve periyi iter reddeder. Peri “ey tanrılar öyle bir şey yapın ki ne o benden ayrılsın ne de ben ondan” der. Hızla delikanlının boynuna sarılır ve tanrılar onları tek vücut yaparlar yani tek vücutta hem erkek hm de dişilik organları yer alır. İşte hermafrodit kelimesi buradan çıkmıştır ve kökeninde Hermes ve Afrodit vardır.

Son olarak insanların korkularını ifade eden psikiyatride genel amaçla kullanılan “fobi” den bahsedelim. Fobi kelimesi ilgili kelimenin sonuna eklenerek korkunun çeşidini ifade eder. Örneğin klostrofobi; kapalı yer korkusu, zoofobi; hayvan korkusu gibi. Ancak bu korkular normal korkulardan süre, ,çerik, mantık dışılık, tekrarlayan ve kişiyi normal yaşamda sıkıntıya sokan korkulardır. Fobilerde mantık yoktur ve kişi duyduğu korkunun gerçekçi olmadığını bilir. Keza sosyal fobi denilen şeklinde kişide çeşitli durumlarda mahçup olma, hatta rezil olma korkusu vardır.Bu nedenle sosyal fobisi olanlar toplulukta konuşmaktan, çok iyi enstrüman çalmasına rağmen bunu topluluk önünde sergilemekten korkarlar.  Mitolojide ise “Phobos”,  savaş tanrısı Ares’in yanından ayrılmayan ve korku ile dehşeti simgeleyen bir varlıktır. Aslında Ares’in yardımcıları ikidir, biri “Phobos” öbürü ise “Deimos”tur. İlginç olan Ares’in Roma mitolojisindeki karşılığı Mars’tır. Yani kızıl gezegen de denen Mars. Peki neden kızıl ? Savaş demek kan demek, yani kızıl renk demektir, Ares, yani Mars savaş tanrısı değimliydi ve Mars dünyamızdan bakıldığında kızıl renkli görülmüyor mu ?. Ve son bir bilgi. Mars’ın iki uydusu vardır, birinin adı Phobos, diğerinin ise Deimos’tur.  İlginç değil mi ?

Başta da söylediğimiz gibi mitolojide semboller kullanılarak insanlık halleri, doğum, hastalık, ölüm gibi birçok konu açıklanmaya çalışılmaktadır, bu noktada tıp ile mitoloji kolkola dans etmektedirler. Ve bu dans binlerce yılın süzgecinden nasıl günümüze gelmişse binlerce yıl sonra da Olimpos’tan Kıbrısa, Mezopotamya’dan Himalayalara zenginleşerek devam edecektir.

 

Faik Çelik
Volkan İpek   Ozan Uğraş   Sedef Kandemir   Bence Exclusive   Selah Özakın  
Bence Ajans