Mevsimsiz
Benceajans

Yavuz Karaca


Yavuz Karaca


1977 doğumlu olup doğudan kırma bir lisanla konuşmaya başladığımda ya dünya bana çok küçük geliyordu ya da kendi iç dünyam bana çok büyük geliyordu.. 30 yaşındayım, hala böyle hissediyorum… Bunu söylerken ne bir büyüklenme ne de bir böbürlenme amacını taşıyorum, şunu anlıyorum ki: bana bu hayatta bahşedilen en güzel hediye şuramda hep kendini yeniden doğuran, durmadan kasılıp gevşeyen ama hep aynı ritimle kendini her an bana hissettiren 2 karıncık 2 kulakçıkla şuramda kendini var eden bir heyecan fabrikası…



Ben neyim? İnsan kendi neliğini düşünürken genellikle kendini sözcüklerle ihbar eder! O halde ben neyim?

• Hep ama hep öğrenci: insan öğrendikçe mutlu olur, o yüzden okumaktır aslolan… Başta kendini!

• Hep acemi kalmayı yeğleyen: bu da dinmez bir heyecan için…

• Vesaire… Bu kelime insan’ ı anlatır gibi… ( “insan, doğar, yaşar ve ölür” dermiş gibi…)



Binlerce açılımı, tanımı yakıştırabilir insan kendine, ama ben yaşamın neresinde duruyorum:

Yaşamın hep karşı yakasında duruyorum: Sağcı gazeteleri okuyup solcu, solcu gazeteleri okuyup sağcı gibi düşünüyorum.

Hep konuşmak (ki toplumların oluşumu bu işteş eylemden kaynaklanıyor) yani hep uzlaşıyı aramak diye özetlenebilecek diyalektik bir amaç taşıyorum ki buna yaşamdaki misyonum da diyebilirim...



Optimist bir tavır hiç taşımadım 25 yaşıma kadar: pesimist bir duygusal olarak kendime ben neyim diye sora sora kendi iç dünyamın sınırlarını genişletmekle o kadar meşguldüm ki bir gün ansızın aşka gönüllü yazılarak ve tabiri caizse tükürdüğümü yalayarak (zira evliliğe, evlilik kurumuna karşı kin kusarken) iki yıl sonra evlenme teklifiyle kendi iç dünyamı zenginleştirdim…(aşkın cazip gelen en güzel yanlarından biri de şu: artık kendin için yaşamıyorsun…) Hayatta “benim diyebildiğim” nadir mutluluklardan biridir bu karar!






Son Eklenen Yazıları
Yavuz Karaca