Mevsimsiz
Benceajans

Nurduran Duman


Öz geçmez.
Ömür geçer ama öz?...

1974. Ekim sonu. Güz. Ramazan ayı. Sabaha karşı. Hemşirelerin doğumumla uğraşırken kaçırdıkları sahur vakti ama tuttukları oruç. Çan. Mavi pinokyo bisikletim, ailem, akrabalarım, komşu teyzeler ve köpeğim.
Çanakkale. İlk dostlarım ve okuldan sonra İngilizce’mizi geliştirmek amacıyla turist avına çıktığımız Çimenlik Kalesi, Nusret Mayın Gemisi. Okulu kırıp kendimizi “bir şey” hissettiğimiz öğleden sonraları, Petek Pastanesi. İlk kırgınlıklar. İlk tiyatro tecrübesi. Kulis tozu. Üniversiteye hazırlık. İlk aşk. Sinema. Boğazdan geçen yunus balıkları.
Ayağını usulca tuza sokup sonra hızla suya dalan güneşi hiç görmedim, büyüdüğüm ve yaşadığım şehirlerin denizlerinde. Denizlerimin hep kızıl bir tepenin üzerinde sönen günbatımları olmuştur, mavi bir ufuk yerine. Toprağında beyaz taşlarla “Çanakkale Geçilmez” yazılı yeşil bir tepeydi birincisi, her okul çıkışı eve giderken. İkincisinde Kız Kulesi’nin arkasına düşmüş Galata Kulesi ve İstanbul. Kendisi.
İstanbul. Çok şey. Boğazına takılı kaldığım dost. Öğrencilik. Çok acı. Yaşam boyu taşınacak dostluklar. Tiyatro. Annemin tüm itirazlarıma rağmen çerçeveletip duvara astığı, İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden 1998 yılında alınmış “Gemi İnşaatı ve Deniz Teknolojisi Mühendisi” belgesi. İlk iş, sonraki işler, ekmek parası.

Coşkulu bir çocukluk, merak, bilge ve acı çeken bir ergenlik, aşk, hak edilmiş dostluklar, yitirilmiş dostlar, terk eden sevgililer, terk ettiğim sevgiler, sevinç, keder, hüzün, kitaplar, sabır, beklediğim aşk ve hep ülkem, dünya, evren ve hep şiir.





Son Eklenen Yazıları